Yevgeni Onegin - Aleksander Puşkin
Puan vermedi·384 syf.··
2025 9. kitabı
Bir çeşme… Kırım Han Sarayı’ndaki “Bahçesaray Çeşmesi”… Bazısı der ki; Kırım Hanı Giray Han tarafından, çok sevdiği ve genç yaşta ölen eşi Dilara anısına; “Dünya durdukça bu çeşme de benim gibi ağlasın” diyerek Bahçesaraylı bir taş ustasına 1763 yılında Bahçesaray Çeşmesi’ni yaptırılmıştır. Bazısı da der ki; Kırım Hanı Giray’ın aşık olduğu Polonyalı prenses Maria, hareminde tutsakmış. Han bu aşk yüzünden haremindeki gözdesi Zarema’yı ikinci plana itince, Zarema Maria’yı öldürmüş. Bunu öğrenen Giray Han da Zarema’yı öldürmüş ve Maria adına “Bahçesaray Çeşmesi”ni yaptırmıştır. Kırım’da sürgünde olan şair der ki; Ah aşk çeşmesi, ah hüzün çeşmesi Dinledim senin taş dudaklarından uzun hikayeleri Ah uzaktır, acı ve mutluluğun parçaları Fakat Maria’dan hiçbir kelime çıkmadı. Çeşmesinden damlayan her bir su damlasının çıkardığı ses, akustiğin de etkisiyle insana hıçkırık sesi gibi geldiğinden halk arasındaki adı “Gözyaşı Çeşmesi” olan bu çeşmedeki mermerden yapılmış ve suyun aktığı üst kısımdaki çiçek, gözyaşlarıyla dolu bir göz gibi değil mi gerçekten? Sanki gözyaşları kalbi yani üstteki büyük havuzu kederle dolduruyor. Zaman bütün acıları hafifletir ya, aşağıda çift halindeki küçük havuzlara sızıyor gözyaşları dağılarak; ama zihinde kalanlar tekrar acıyı hatırlatıyor işte ve en alttaki büyük havuzu dolduruyor zamanın akışı içinde… Doldukça taşıyorsun, taştıkça yok oluyorsun zemindeki spiralin içinde, damla damla, anbean… Her şey bir “an”a ait o zaman… Bir an varsın, ötekisinde belki de yoksun. Şair der ki; Aşkın acısıdır değerli olan benim için, Öleyim ne çıkar, severken öleyim ama… İnsanlara daha çok kazanmayı, daha iyi yaşamayı ve daha çok tüketmeyi öğütleyen günümüzdeki sistem içinde, insanoğlu aslında kendini tükettiğinin farkında değil iken, şairin söylediği
1000Kitap
Yevgeni OneginAleksandr Puşkin · Yapı Kredi Yayınları · 20201,137 okunma
10/10
·720 syf.··
2025 54. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2025 15:48
Ohaaaa Gurur bebeğim zekâna öleyim biteyim ben ya Tamam en başından beri seviyoruz da çocuğum bu zeka fazla değil mi büyülendim. Arkadaşlar Binnur bir son yazmış yok böyle birşey çığlık attım asla beklemiyordum. Şimdi ilk kitabın sonundan sonra bizim ana çiftimiz bir kayıp, ayrılık korkusu yaşarken aynı zamanda birbirlerine karşı hislerini fark etmişlerdi. İşte bu kitapta o hislerin nasıl boyut atladığını, nasıl derinleştiğini okuyoruz. (Eridim bittim ben ya ) Her ne kadar olaylar Gurur ve Zeliha arasında dönüyor gibi olsa da aslında kitapta pek çok hayata dokunuyoruz. Timdeki tüm askerlerin geçmişindeki derin yaraları okuyoruz. İlk kitaptan beri beni en çok etkileyenlerden biri Yener' di burada geçmişine tekrar değinilmesi beni kahretti. (Ama ona bayılıyorum hele ki çapkın olup aşık olduktan sonra telefonundaki her kadını engellemesi yerim lan seniiii ) Bu kitapta hem çok güldüm hem de bir o kadar ağladım. Özellikle Cenan ve Hakan Basri'nin geçmişi beni mahvetti. Hakan Basri'nin kızıyla ilk buluşmasına hüngür hüngür ağladım. ( O kadar zoruma gitti ki bu sahneler) Ya bir yazar okuyucuya bir kitabın içinde bütün duyguları nasıl geçirebilirin örneği olmuş İhtilal. Çünkü okudukça, karakterlerle bütünleştikçe onlarla birlikte sevgiyi, dostluğu, tutkuyu, öfkeyi ve hüznü çok derinden hissediyorsunuz. Bu kitapta beni en ama en mutlu eden şey ilk kitapta yaşanan olay yüzünden Gurur' un suçsuz olması oldu. Ki ben bunu asla beklemiyordum. (Babasının şerefsizliğine diyecek kelimem yok) Kitabın sonunda tam ağlayacaktım öyle bir şok yaşattı ki asla ama asla beklemiyordum. (Dehşet hoşuma gitti.) İlk kitaba nazaran bu kitapta smutlar mevcut bilginiz olsun. Yalnız öyle böyle smut değil, o kadar iyi yazılmış ki. (Binnur' u smut kraliçesi ilan edebilirim.) 3. kitabın elimde olduğuna
İhtilal 2 - ZedeBinnur Şafak Nigiz · Dokuz Yayınları · 2024690 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yılın zortu
1/10
·648 syf.··
2025 16. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2025 02:16
İNCELEME HAKKINDA UYARI: 1- Spoiler içerir. 2- Oldukça uzun ve ayrıntılıdır. Abartıldığı kadar iyiyse övmek, abartıldığının birazı kadar bile iyi değilse gömmek için okuduğum kitaplardan bugün Quicksilver ile beraberiz. İncelemenin başlığından da anlaşıldığı üzere kitabın tam bir “zort” olduğunu söyleyebilirim. Gömülecek o kadar çok şey var ki (kitabın tamamı desem???) birbirine karıştırmadan nasıl yazacağım bilmiyorum. Ana karakterden başlayarak bodoslama dalacağız artık, napalım? Ana karakterimiz, aynı zamanda hem mavi gözleri ve kuzguni saçlarıyla çok güzel hem de davranışlarıyla tam bir baddie olan Saeris; Zilvaren’in en usta hilebazı, aynı zamanda harika dövüşüyor ve oldukça agresif (+ yatakta bir harika). Öyle ki hana girdiği anda herkesin gözleri ona döner ve etrafta dedikoduları dönmeye başlar. Adını bilmeyen yoktur. Şehirdeki en kötü şöhretli kumarbaz, dolandırıcı ve kaçakçı olan kötü kalpli ama bir o kadar da yakışıklı Carrion Swift’le yatar. Konuşurlarken adamı sürekli olarak tersliyor ve ondan nefret ediyor gibi davranıyor olabilir ama aynı zamanda ne kadar etkileyici biri olduğundan da bahsetmesi de bu işin tuzu biberi elbette. Bakır saçlı, mavi gözlü, güzel yüzlü, geniş omuzlu, özgüvenli ve elbette o kadar uzun ki her zaman ortamdaki en uzun kişiden bile EN AZ OTUZ SANTİM uzun. Ama bu erkeğimiz hikayemizin ana erkek karakteri değil. Bunu anlamak için saç rengine bakmanız bile yeterli. Dikkat ederseniz siyah değil, bakır. Karanlık bir aurası yok, daha çok etrafına ışık saçıyor gibi görünüyor. Kendisi kitapta bayağı gördüğümüz bir karakter ama bunu ayrıntılı olarak sırası geldiğinde konuşacağız, o yüzden ismini aklınızda tutun. Şimdi kendisine küçük bir ara verip tekrardan ana karakterimize odaklanmamız gerekiyor. Kendisi anlat anlat bitmiyor
QuicksilverCallie Hart · İndigo Kitap · 2025329 okunma
10/10
·247 syf.··
Beğendi
·
2025 162. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2025 17:08
Neruda’ya göre dünyanın, Amerikalı insanın nereden kaynaklandığını nasıl yaratıldığını ele alan bir kuruluş destanı (kozmogoni) gibi okunmalıdır Büyük Şarkı. Yaradılışın, gerçeğin, sevilebilecek bir hayatın gelişimini izleyerek kendince zorunlu olduğu gibi yuğurmuştur görüşünü Neruda. Çocukluğundan günümüze kadar değişmemiş bir yönü varsa Neruda’nın o da benliğinin ülkesine, vatanına, içgüdüsel maddeciliğine tümüyle dalmış, batmış, bağlanmış olmasıdır. Her şeyin üstünde suyu, toprağı, havayı, kendi kendine tohumlanıp tüm hayvanları, bitkileri, Amerikalı insanları doğuran o ilkel çamuru kutlar Büyük Şarkı’da. Hiçbir çıkar ummadan; kişisel ölüme karşı kazanılmış bir zafer; hayattır Neruda’nın türkülerinin içeriği. Kendi içinde yeniden doğar; doğuşuyla da anaerkil maddeyi yeni bir kavrayışla ele alır. O ananın oğludur; ve doğal olan her şey –toz, bitki, hayvan, insan– kardeşidir, kılavuzudur. Karamsar anlarında kendi kendine sormuştur Neruda: İnsan nedir? diye, sürüp gidebilen, yok edilemeyen hayat nerede? diye. Yalnız ölüler yanıtlamıştır bu sorusunu. Ama sonraları, “Macchu Picchu Doruklarında”, anaerkil Amerika’nın yüreğinde, beynindeyken görüşüyle karşılaşmıştır. Mısır koçanı yükselmiş sonra alçalmıştır yine; su uçmuş, ve sonra karla inmiştir; kil ile boyanmış eli kilden çıkmış ve kil ile bir olmuştur yine; insanın ve yıldırımın beşiği birdir. Sevgiyle, “yeryüzüyle kanatlanmış minicik hayat”la varolabilmiştir. Bir ölüm ve bir hayat vardır: Ne sizin hayatınız, ne benimki, ama her varlığın, her şeyin hayatı timsahın anasının, taç yapraklarının, su zambağının, bizim seslerimizle konuşan, damarlarımızda kanları akan geceyle ve yağmurla kararmış binlerce bedenin hayatı. Bu yüzden Neruda “Yo Soy” da (‘Benim’) “öleyim şimdi”, “ölümüme hazırlanıyorum” diye yazdıktan sonra
Aşk ve Şiir
Yürekte İspanyaPablo Neruda · Evrensel Basım Yayım · 2012164 okunma
10/10
·83 syf.··
2025 14. kitabı
Belkide sürdürdüğüm yaşam, sürdürmem gereken yaşam değildir? Allah rızası için bırakın beni de rahat öleyim. Hepimiz ölüp gideceğiz. Ne diye yardım etmekten yüksünelim. Belki de yaşamam gerektiği şekilde yaşamadım. Böylece adım adım yok oluşun kıyısına geldim . Bedenim âdeta süzüldü. Gücüm tükendi. Gözlerimde ışık kalmadı. Tam kıyısındayım artık uçurumun. Geri geri giden trende insanın ileri gittiğini sanması neden sonra asıl yönün farkına varması gibiydi durumu. 1886 yılında yayımlanan İvan İlyiç'in Ölümü sade,süssüz anlatımıyla Rus gerçekçi edebiyatında eşsiz bir yere sahiptir . Tolstoy 'un kaleminin tadı eşsiz güzel. Kitabımızdan bahsedecek olursak İvan İlyiç'in kendi ağzından hayat hikayesini okudum. Varlıklı bir ailenin çocuğu olan İvan İlyiç eğitimini tamamladıktan sonra mesleğinde hızla yükselerek yargıç olur.Evlenip çocuk sahibi olan başarılı yargıç İvan İlyiç çaresiz bir hastalığa yakalanır. Ölüm gerçeği ile tanışma vaktinin geldiğini anlar ve ailesindeki çevresindeki herkesi sorgulamaya başlar. Ölüm döşeğinde sayılı günleri kalan İvan İlyiç ve koca bir ömrünü nasıl geçirdiğini ve nasıl öleceğininin muhakemesini yapar.Kendisi acılar çekerken etrafındaki insanların soğuk yüzünü ve kayıtsızlığına şahit olur. Kitap çok ince ama duygu yönünden oyke hemen bitecek bir kitap değil.Okurken bu yaşıma kadar ne yaptım koca bir ömrü nasıl nerde bitirdim gibi kendime sorular sordum. #tolstoy #ivanilyiçinölümü #işbankasıkültüryayınları
Edebiyat & Roman
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261,2bin okunma
Ölüme Giden
6/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2025 13. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2025 18:12
Victor Hugo’nun Bir İdam Mahkûmunun Son Günü adlı romanında idamın vahşiliği ve insan psikolojisi üzerindeki etkisi işlenmiş. Bu romanda özellikle giyotin ön plana çıkıyor. Giyotin, en çok Fransa’da, özellikle Fransız Devrimi (1789) sırasında ve sonrasında yaygın olarak kullanılmış. İdam yönteminin kullanılmasındaki gerekçe romanda şöyle açıklanıyor: “Yargılayanlar ve mahkum edenler ölüm cezasının, toplumdan kendisine zarar veren ve daha sonra da zarar verebilecek olan birini uzaklaştırmanın önemi nedeniyle gerekli olduğunu söylüyor. Sadece bu söz konusu olsaydı, müebbet hapis cezası yetecekti. Öldürmek neye yarar? Hapishaneden kaçılabileceğini söyleyerek itiraz edeceksiniz, öyle değil mi? Nöbetçileriniz görevlerini iyi yapsınlar. Demir parmaklıkların sağlamlığına güvenmiyorsanız, hayvanat bahçelerini açmaya nasıl cesaret ediyorsunuz.” Şeklinde bir düşünce ortaya koyuyor tabi ki bu konu tartışılır. Romanın bizi üzerinde durup düşünmeye sevk ettiği nokta şurası: Bir insan kötü bir ortamda,kötü bir aileye doğduğu zaman onun da bu kötülükleri üzerine bir gömlek gibi giyinmesinin onun suçu olmadığını, dolayısıyla ileride yaptığı hatalar ve suçların sorumluluğunun ona ait olmadığını ifade ediyor. Ve ekliyor; Söz konusu bu idamın yapıldığı zaman sadece o kişinin hayattan koparılmadığı aynı zamanda; oğullarının ölümüyle birlikte yaşlı anne ve babasının da bu evlat acısıyla hayatlarının kısaldığı,geride kalan eşinin ve çocuklarının da sürüneceğini çile çekeceğini belirtiyor. Tek kişinin ölümünün aslında birden fazla kişiyi öldürdüğü üzerinde duruyor. Kahramanının zindanda kalması nedeniyle geçirdiği değişimden dolayı küçük kızı Marie ile son kez konuştuğunda çocuğunun onu tanımaması ve babasının öldüğünü söylemesi üzerine kahramanımız; “Ne yazık! Dünyada sadece bir tek
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,7bin okunma