Ömür Hanım
Seni çok özledim, çok
Ben gelene kadar çürüme ne olur.
Yüzüm kuyular mührü
Ellerim iki turna uyuduğun sonsuzlukta
Odalar toprak döküyor üstüme.
Ölümü de dünyada yaşıyormuş insan
Gövdem kalbimin darağacı
Şahgülüm... uzun sürmeyecek yalnızlığım.
Senin için yazdım bütün şiirlerimi
Belki yüzbinlere okuyup durdum.
Her gün senin için kırk hayal kurdum
Senin heberin yok çilemden bir tek
Döndü birer birer limanlarına
Uzak okyanuslardan bütün gemiler.
Bir ben kaldım sokaklarda böyle derbeder
Bir benim yalnızlığım yedi başlı engerek.
Artık, ayan beyan ortada gerçek
El âlemi bırak gel de bana sor
Dışın, elvan elvan çiçeklere benziyor İçin, milim milim ağulu petek.
Bir tadımlık dünya ömrümüz
Unutuluş olarak bir gün
Boşluğa eklendiğimiz...
Ey kendine uzaklardan
Zamanlar arayan
Büyük darlığı kalbimizin
Ey gitmek...
Hangi hayallerle süslenirsen süslen
Son adın ölüm senin...
İnsan yaşarken görür güzelliği
Acı bile bir dünya sevincidir sonunda
Ancak yaşayanların anısı olur...
Yağmur yağıyor Ömür Hanım… gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına… Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?
Dönelim… Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır. Olsun, dönelim biz yine de. Bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür Hanım. Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. Küçücük avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın binlerce engeli yığıldı önümüze. Hangi birini yenebilirdik bunca olanaksızlık içinde. Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece…