Agota Kristof – Büyük Defter, Kanıt, Üçüncü Yalan Hakkında
9/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
Agota Kristof – Büyük Defter, Kanıt, Üçüncü Yalan Dikkat, spoiler içerir! Savaşın ne kadar dehşet verici olduğunu ve herkese, özellikle de çocuklara, neler yaptığını çok sade, net ve çocukların kendi ağzından dinlediğimiz bir kitap. Bir çırpıda okunup bitiriliyor; tarzı oldukça farklı ve etkileyici. Başta ikizlerin hemşireyi öldürüp öldürmediğini anlayamadım, nedenini de kavrayamadım. Annelerinin ölümüne tepkisiz kalmaları ve babalarını ölüme göndermeleri çok tuhaf geldi. Açıkçası iki çocuk olmadığını düşünmeye başlamıştım ve sonunda haklı çıktım. Tahmin etmesi zordu aslında; baştan okuyacak olsam birçok ayrıntıyı yeniden keşfedeceğimi hissediyorum. Yazar kalemini hiç sakınmamış. Çocukların içinde kaldıkları dehşet verici kötülükler, onların masum diliyle anlatılmış. Bu iğrençliğin gerçekliği ise insanı derin bir üzüntüye sürüklüyor. Çocukların tavırlarındaki aşırılık, savaşın vahşileştirdiği ruhlarında duyguya dair pek bir şey bırakmadığını gösteriyordu. Buna rağmen birçok yerde etik davranmaları da ayrı bir değer taşıyor. Zaten yaşananların büyük kısmının Lucas’ın kurgusu olduğunu öğrenince biraz olsun rahatlıyoruz. Ancak hikâyenin yazarın kendi yaşamından izler taşıması, anlatılanların büyük bölümünün gerçek olabileceği hissini güçlendiriyor. Kitapçının hikâyesi, kütüphanecinin hikâyesi, Yasmine’nin hikâyesi ve Mathias’ın hikâyesi… Belki de hepsi Lucas’ın bir parçasıydı. İşin en kötü yanı ise Lucas’ın geçirdiği kazayı trajik yönleriyle hatırlamıyor olmasıydı. Annesi ve babası ona gelmeyince onlara karşı kin beslemiş, yalnızca kardeşini beklemişti. Kader onları yeniden buluşturduğunda ise her şey için çok geçti. Üstelik tüm gerçekleri öğrenemeden göçüp gittiler. Klaus da en az Lucas kadar zor bir hayat yaşamıştı; annesinin onu bekleyişini ve babasının ölümünü
1000Kitap
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,5bin okunma
7/10
·494 syf.··
2026 36. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 22:22
Kitabın adından kaynaklı sanırım, hümanist bir perspektif beklerken, buram buram ırkçılık ile karşılaştım. Biyografik ögeler barındırması, anlatılanların birileri tarafından yaşanmış olmasının mümkün olması ne kadar acı olsa da ana fikir bence şu ; biz insandık, onlar hayvandı.
Onlar da İnsandıCengiz Dağcı · Ötüken Neşriyat · 20223,479 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi
Zehirli Rahipli bir kitap daha okumuştum ama tabi bazı etkileşimler benzese de günahlarından arındırma kısımlarında ayrılıyor. Çünkü burada Peder Cade kahraman gibi görünen ama ahlaki açıdan gri karakter, günahlarından arındırmayı direk hayattan koparma olarak yapıyor, sağolsun. Ve yazardan okuduğum ilk dört kitabına göre bu en karanlık olanıydı. Anneleri tarafından terk edilen (zaten bu şeyler hep ailenin ilgisizliğinden doğan sıkıntılar), otizmli kardeşine bakan Amaya hayatta kalabilmek için direk dansı yaparak para kazanan başrolümüz ve gerçekten kardeşi için her şeyi yapmaya hazır bence kalbi güzel olan biri. Ancak gelin görün ki, annesinden kalan bir baş belası var başlarında, Amaya'nın kardeşiyle birlikte borç batağında olmalarının sebebi ve neredeyse yaşadıkları Festivale köyünün yarısından çoğunun sahibi olan Parker Errien. Bu Parker; havasıyla, yolsuzluğuyla ve Cade'e üstten konuşmasıyla dikkat çekince Peder'in takibine takılır. Bu takip sonucu da Cade, Amaya'nın varlığıyla tanışır. Hem de ne tanışma. Ona karşı kendini dengelemek için verdiği çaba yanında kendini cezalandırma kısımları çok iyiydi. Sırtını kırbaçlayarak kendini terbiye ettiği yerler... Uzun zamandır bir kadına böyle ihtiyaç duymayan Peder Cade'in günah çıkarma kabinine Amaya gelirse, neler olur? Artık ona olan ilgisini, annesinin Amaya'yı neyle suçladığını ve de Parker'ın ona olan saplantısını öğrendiğine göreeee bir dansçı ve bir rahibi neler bekliyor görün isterim. Karanlık roman olduğunu unutmayın, türü sevenlere tavsiyemdir.
ZehirliEmily McIntire · Ren Kitap · 20267 okunma
Yürek Sızlatan Bir Çocukluk: Zezé’nin Dünyası
Puan vermedi·184 syf.··
2026 23. kitabı
​Bu kitabı okurken kendimi sadece bir kurgunun içinde değil, Zezé’nin o küçük kalbinde, her gün biraz daha büyümek zorunda kalan bir çocuğun yanında buldum. Zezé, bir çocuğun hayal gücünün aslında ne kadar geniş ama yaşadığı dünyanın ne kadar dar olduğunu gösteriyor bizlere. Yoksulluğun içinde, etrafındaki yetişkinlerin sertliğiyle baş etmeye çalışırken, en büyük teselliyi bir şeker portakalı fidanında bulması, aslında insanın kendine kurduğu sığınakların ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor. ​Okurken boğazımın düğümlendiği anlar oldu. Zezé’nin o "yaramaz" olarak etiketlenmesi, aslında bir çocuğun anlaşılma çabasından başka bir şey değildi. Kendi içindeki o cevheri, çevresindeki yetişkinlerin acımasızlığıyla köreltmeye çalışmaları... Özellikle Manuel Valadares, yani namıdiğer "Portekizli" ile kurduğu bağ, kitabın en sarsıcı noktasıydı. Bir çocuğun, kendi babasında bulamadığı şefkati başka birinde bulması ve o şefkatin kayboluşuyla ilk kez "yetişkin" acısıyla tanışması, hikâyenin kırılma noktasıydı. ​Zezé, bir çocuğun gözlerinden dünyaya bakmanın ne kadar ağır bir yük olduğunu, bazen bir tokatın sadece yanağa değil, ruha nasıl iz bıraktığını anlatıyor. Onun o erken olgunlaşması, aslında kaybedilen çocukluğun sessiz bir ağıdı gibi. ​Kitabı kapattığımda zihnimde kalan şey, Zezé’nin o saf sevgisi ve hayatın insanın içindeki o küçük çocuğu nasıl erken öldürdüğüydü. Bize belki de şunu öğretiyor: Bir çocuğa verilebilecek en büyük hediye, onun dünyasına gerçekten dahil olmak ve ona gerçekten şefkat göstermektir. Zezé ile birlikte ben de büyüdüm, ben de incindim ve ben de o şeker portakalı ağacının gölgesine sığındım.
Duygu ve Düşünce
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,6bin okunma
8/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 14:23
İnsanın davranışlarının altında yatan psikolojik sebepleri gün yüzüne çıkararak bireyin özgürleşmesinin, kişinin kendi zincirlerinden kurtulmasının mümkün olduğunu gösteren güzel bir eser. Toplum içinde cesaret gösteremeyen, çekingen, zaman zaman bunalımlar yaşayan kendini değersiz hisseden, kendi potansiyelinin farkında olmayan silik karakterleri kahramanımız Alan üzerinden okuma fırsatı veriyor. Aslında toplumumuz Alan'larla dolu, onlardan biri sayılırım, belki sen de onlardansındır. Aynı Alan gibi birinin bizim hayatımıza yön vermesini bekliyoruz, tek başımıza karar vermekten, yanlış yapmaktan, yanlış anlaşılmaktan korkuyoruz. Özgüveni düşük, içine kapanık, düşüncesini söyleme cesaretini bulamayanlar, hayatını başkalarının rotasına göre yaşamak zorunda kalanlar için bir farkındalık eseri diyebiliriz. Ben çok severek okudum, hem Alan'ın kendi potansiyelini keşfetme yolculuğuna çıktım hem de kendi hayatımda ben nerde yer alıyorum bunu irdeledim. Ne kadar kendim olarak seçim yapabiliyorum, ne kadar kendi üzerimde başkalarının psikolojik baskısına müsaade ediyorum, ne kadar cesurum, ne kadar özgürüm, seçimlerimi nasıl yapmalıyım vb. sorgulama fırsatı buldum. Dili sade , anlatımı akıcı ve biraz da öğretici, kurgusu sıkılmadan okunacak nitelikte, biraz da gizem de içeriyor bütün bunlar çerezlik bir okuma sunuyor. Aslında Bestseller tarzı bir kitap.Kolayca okunan, yormayan aynı zamanda size katkı sağlayan güzel bir okuma süreci sizi bekliyor. Keyifli okumalar dilerim.
Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet GezerLaurent Gounelle · Pegasus Yayınları · 20137,5bin okunma
Karanlık, Anlamın İlk Halidir
8/10
·88 syf.·
2026 181. kitabı
Geçen gece deniz kenarında oturuyordum. Hava sakindi. Ayın ışığı denizin üzerine düşüyor, dalgaların hareketiyle birlikte parçalanıp yeniden birleşiyordu. Uzun süre gözümü o ışıklardan alamadım. Bir süre sonra nedensizce aklıma yıllar önce fotoğraflarını gördüğüm Nasır el-Mülk Camii geldi. O meşhur renkli pencereler, güneş ışığını yüzlerce parçaya ayıran vitraylar birden zihnimde canlandı. Deniz üzerindeki ay ışığıyla o pencereler arasında görünmez bir bağ kurmuştum sanki. Ardından Kör Baykuş düştü aklıma. Çünkü Sadık Hidayet’in romanında da gerçeklik tek bir yüzle karşımıza çıkmıyordu. Her şey kırılmış bir camın parçaları gibi dağılıyor, her parça başka bir görüntü gösteriyordu. O gece denizin kıyısında otururken kendimi bir anda Şiraz’daki o caminin içinde hayal etmeye başladım. Zihnimde pencerelerin önüne geçtim, renklerin arasına oturdum ve Kör Baykuş üzerine konuşmak için Ravi, Münzevi ve Hiç’i çağırdım. Kör Baykuş, adı bilinmeyen bir anlatıcının iç dünyası etrafında kurulur. Olay örgüsünden çok, zihinsel çözülme anlatılır. Anlatıcı dış dünyayı yaşarken aynı anda kendi iç dünyasının içinde kaybolur. Gerçek ile hayal arasındaki sınır giderek silinir. Romanın temel gerilimi burada oluşur, dışarıda ne olduğu değil, içeride neyin gerçek kabul edildiği. Bu romanın merkezinde ne var? diye sorduğumda Ravi kısa bir cevap verdi “İnsanın kendine kapanması.” Münzevi bunu genişletti “Bu kapanma bir seçim değil, varoluşun kendisi. Anlatıcı dış dünyadan değil, kendi zihninden kopamıyor.” Hiç ise daha keskin bir yerden yaklaştı “O zaman hikaye diye bir şey yok mu?” Kör Baykuş’un en önemli özelliği burada ortaya çıkar. Geleneksel anlamda net bir olay zinciri sunmaz. Bunun yerine parçalı bir bilinç akışı kurar. Okur, olayları değil, olayların zihinde bıraktığı kırılmayı
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,7bin okunma