Puan vermedi·310 syf.··
2026 27. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 22:42
Kitaba başlarken normal bir kurgu roman okuduğumu zannediyordum.Yaşanılan olayların gerçek olduğunu öğrenmem ve bu olayları yazarımızın yaşamış olması bende şok etkisi yarattı diyebilirim.Filmlere,romanlara konu olacak bir hayat yaşamış hem üzücü hem umut dolu. İngiliz asıllı anne ve Yemenli bir babanın kızı olan Nadia ve Zana Muhsen herkes gibi hayalleri olan iki genç kızdır.Daha 15 yaşında olmalarına rağmen,babası tarafından Yemenli bir aileye çocuk gelin olarak satılmalarıyla hayatları aniden tepetaklak olur. İki genç kızın hayatı bundan sonra hiç kolay olmayacaktır. Doğdukları modern hayatla gelin geldikleri yerin kültürü o kadar zıttır ki Zana bu durumu hiç bir zaman kabullenmek istemez isyan eder,bağırır çağırır,her seferinde dayakla,işkencelerle,tehditlerle susturulur.Yavaş yavaş o düzene ayak uydurmaya başlar tabi ama kaç yıl sürerse sürsün İngiltere'ye dönme,özgürlüğüne kavuşma çabasından da asla vazgeçmeyecektir.Sonunda çocuğundan olacak olsa bile.... Devam kitabı da varmış.Yazarımız diğer eserinde de hayat mücadelesini anlatmaya devam etmiş ama okuyabileceğimi düşünmüyorum bu kadarı yetti bana Zana Muhsen'in savaşçı ruhuna,güçlü oluşuna hayran kaldım sadece onamı annesine de. Kitabı okumak isterseniz ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız Anlatamam okumanız lazım çünkü Keyifli okumalar.
Annemi Bir Kez Daha GörebilsemZana Muhsen · Sonsuz Kitap · 20192,989 okunma
Spoiler
9/10
·80 syf.··
2026 8. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 15:17
Kitap tam anlamıyla beni içine çekti. Duygu ve düşüncelerin bu kadar güzel betimlenmesi ve detaylandırılması, olayları zihnimde canlandırmamda çok etkili oldu. Sayfaları büyük bir sabırsızlıkla ve "Acaba ne olacak?" merakıyla okudum. Yazarın anlatımı o kadar güçlüydü ki, gerçekten kadının zihnine girmiş gibi hissettim ve onu çok derinden anladım. Hikayenin mutlu bir vedayla biteceğini düşünüyordum. Özellikle tren kısmına geldiğimizde, o treni kaçırdığındaki üzüntüsü içime öyle bir işledi ki... Duygular olağanüstü bir gerçekçilikle aktarılmıştı. Ancak ardından adamı tekrar kumarhanede gördüğünde yaşadığı o büyük hayal kırıklığı resmen benim de canımı yaktı; duygular o kadar gerçek yansıtılmıştı ki hislerini birebir yaşadım. Bağımlılığın bir insanı nasıl ele geçirebildiğini ve minnetle bakan o aynı gözlerin nasıl bir anda öfkeyle bakabildiğini görmüş olduk. Kumarhanede kadını küçük düşürmesi beni onun adına çok üzdü. Ve tabii ki o kaçınılmaz son... Kendini vurduğunu öğrendiğimiz an, aynen kitaptaki kadın gibi ben de hiç üzülmedim. Çünkü bazı insanlar için ne yaparsanız yapın kurtarılmak istemezler ve sonları az çok tahmin edilebilirdir. Kitabı çok sevdim; kadının hikâyesinin böylesine gerçekçi aktarılması ve duyguların bu denli yoğun hissettirilmesi bu eseri sevmemdeki en büyük etken oldu. Kitap bitti ama hâlâ o yoğun ve üzücü duyguların etkisi altındayım. Sanki bir yerlerde gerçekten öyle biri yaşamış da şu an onun adına üzülüyor gibiyim. İyi ki bu kitabı okumuşum.
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört SaatStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024151bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kayıp Coğrafya "Doğu Türkistan"
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 10:41
Bu kitabı okuyunca Doğu Türkistan'a dair ne kadar bihaber olduğumuz tokat gibi çarptı yüzüme. Nasıl bir baskı ve zorbalığa maruz kalıyorlarmış anladım. Çin'in asimile etmek için her türlü terör propagandası altında zorba eğitimleri, Uygurları ucuz işçilikte kullanmaları (karın tokluğuna), günlük hayatın içerisinde özgürlükleri bile kısıtlı, herhangi bir muhabbetten tutun İslami bir davranış, hal, tutum, şekile tahammülleri zaten olmayan Çin yönetimi ne kadar çok baskıya maruz bırakıyormuş meğer Uygur Müslümanlarını... O kadar üzücü ki maalesef bunlar yaşanıyor mu böyle bir devirde diye insan düşünmeden edemiyor. Anlatacak çok şey var ama siz okuyun anlayacaksınız demek istediklerimi zaten ziyadesiyle. Mutlaka okuyalım çünkü yazımında emeği geçenler hiçte kolay olmayan şartlar altında bizzat müşahede edip yaşayarak bu eseri bize sunmuşlardır, bizim de okuyup artık haberdar olmamız gerekiyor. Sonunda şunu söylemek istiyorum Allah nurunu elbet tamamlayacaktır, nice kendini yenilmez sananlar geldi geçti saltanatları çöktü ey Çin seninde sonun elbet gelecektir... Çöküşünü görmek nasip olsun.
Din
Kayıp Coğrafyanın İzindeTaha Kılınç · Ketebe Yayınevi · 20251,123 okunma
Fakat yine de yaşamak zorundasın!..
Puan vermedi·210 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 15:06
Yaşamak nedir? Her yaşayan da yaşadım der mi son vakit? İnsan mı yaşamayı öğrenir, yaşamak mı insanı eğitir? Fugui'ye genellikle okuma sonuna kadar da bir ısınamadım. Çünkü onun bile bile yaptığı hatalar tüm hayatını hatta hem kendi hayatını hem de ailesinin hayatını çok farklı yönlere çevirdi tabi ki. İnsanın hayatı biraz da tercihlerinden yön alıyor öyle değil mi?.. Sonraa 'ne ekersen onu biçersin'. Sahi Fugui ne ekti ki ne biçecekti? Bunların yanında Jiazhen'in hâlâ ona sadık bir eş olması ve ömrünü ona adaması biraz yazık dedirtti bana doğrusu, evet. Elbette burada şartlar, dönemler, yaşanmışlıklar, öğrenilmişlikler ve belki daha neler etkilidir tabi; fakat yine de fazlasıyla fedakar bir roldeydi bu hikâyede ve tabii ki Fugui onu hak eden bir aday değildi, olamadı ki kendisi de biliyordu. Zaten son pişmanlık neye yarardı ki?.. Fugui'nin Jiazhen'e sevgi beslemesi, değer vermesi, saygı duyması, dahası bir eş olarak onu saymak için Jiazhen'in per perişan olması, rezil rüsva da olsa her şeyi kabullenmesi, her halükarda haksız ve bir dolu fedakarlık sonunda yataklara düşmesi mi gerekirdi?.. Tabii işin doğrusu gerçek sevgi olsa hani ortada bunların hangisi olurdu ki?.. Böyle bir hikaye bile çıkmazdı zaten ortaya, ilham da olmuş değil mi bir yandan, üzücü ama evet durum da bu yazık ki?.. Her hikâye bir yerden başlardı nihayetinde. Bu hikâye biraz da Fugui Bey'in tercihlerinden doğuyor. Hatta belki biraz daha derine inmek gerekir. Peki Fugui'yi yetiştirenler?.. Fugui imtihanını 'yaşarken yaşamak zorunda olarak' çekti bir yönden. İnsan sonunda ölmek istermiş de sonunda yaşadıkça teselliler bulmaya başlarmış, mesela yaşlı bir yoldaş olarak diye alınan öküz gibi, adına Fugui koysun ki kendisine benzettiği bu hayvanın hikayesinde bir nebze de aslında yanında kendisinin hayvan
Duygu ve Düşünce
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,5bin okunma
7/10
·256 syf.··
2026 40. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 23:08
Merhaba kitap severler Size gerçek bir hikaye olması Çöl Çiçeği Waris DIRIE 256 sayfa 10/7 Waris, Somali de göçebe olarak yaşayan bir ailenin çocuğudur. Babası tarafından yaşlı bir adamla evlendirilmek istenince oradan kaçarak hayatta kalma çabasını anlatan bir kitaptır. Somali çöllerinde Londra ya podyumlara uzanan bir hayat hikayesi... 130 sayfa beni çok etkiledi ama ondan sonra ki sayfalar biraz daha anı tarzinda ilerlediği için konu bütünlüğünü tam yakalayamadım. Sürekli bir kaç yaşında acaba diye bir kargaşa vardı, hep zaman atlaması var gibiydi. Onun dışında yaşadıkları, mücadelesi çok güzel anlatılmış. Kadın sünneti olması, onun için mücadele vermesi gerçekten üzücü bir hikayeydi. Dünya da ne hayatlar var ve bunların hala yaşanabilir olması. Bazı çocukların hala bu hayata mahkum olması beni çok üzmüştü... Alıntılar Ama birileri size saldırmaya sizi öldürmeye çalıştığında güçleniyorsunuz. İnşallah sözcüğü bizim felsefemiz. Bu toplumda iki seçenek vardır yaşamak ya da ölmek. Arası yoktur. Böyle devam edecek ta ki dünya kadınlar için güvenli bir yer haline gelene kadar.
1000Kitap
Çöl ÇiçeğiWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 201411,7bin okunma
Garip, çok garip... Gölgeler bazen sahiplerinden önce geliyor
10/10
·136 syf.·
2026 46. kitabı
Bu kitabı övmek için "güzel", "etkileyici" ya da "başarılı" gibi sıfatlar yetersiz kalıyor. Bazı yazarlar vardır; onları okurken yalnızca sizden daha iyi yazdıklarını düşünmezsiniz. Aynı zamanda sizinle aynı çağda yaşadıklarından, aynı havayı soluduklarından bile şüphe edersiniz. Bu kitaptaki hikâyeler ve hikâyelerin etrafında dolaşan isimler, edebiyatın gündelik zekânın çok ötesinde bir uğraş olduğunu yeniden hatırlatıyor. Binlerce kitabın konuşulduğu bir platformda bile insanların büyük çoğunluğunun metinlerle kurduğu ilişkinin ne kadar sığ olduğunu görmek şaşırtıcı değil ama yine de üzücü. Bir yazarı "Kafka değil, Orwell değil"* diyerek değersizleştirmeye çalışanlar, bütün eleştirisini "zaman kaybı" gibi boş bir hükme indirgeyenler ya da anlamadıkları her şeyi "edebiyat değil" diyerek kenara itenler arasında dolaşırken insan, okuma eyleminin her zaman anlama eylemine dönüşmediğini fark ediyor. Bu yorumların çoğu kitaptan çok yorum sahibinin ufkunu ele veriyor; çünkü metinle hesaplaşmak yerine onu birkaç ezber yargıyla mahkûm etmek, eleştiri değil yalnızca entelektüel tembelliktir. Son zamanlarda bu nedenle, vakit geçirmekten keyif aldığım bu platformda bile eskisi kadar bulunmak istemediğimi hissediyorum. Çünkü kitapların sayısı arttıkça okurluğun derinleştiğini değil, çoğu zaman yalnızca kanaatlerin çoğaldığını görüyorum. Bir eseri anlamaya çalışmaktan çok ona hızlıca hüküm vermenin teşvik edildiği bir ortamda, yorumların sayısı artsa da edebiyat üzerine düşüncenin aynı ölçüde derinleşmediği açık. Bu hikâye kitabı ise bütün bu gürültünün arasında sessiz ama kalıcı bir ağırlığa sahip. Beğenmekten öte, insanın zihnini incelten, okuma ölçülerini değiştiren kitaplardan biriyle karşı karşıya olduğumu düşünüyorum. Edebiyatın hâlâ
Garip, Çok GaripKolektif · İthaki Yayınları · 202525 okunma