Biz acı çekerken, acımızın çemberinin dışında mutluluğun var olduğuna inanırız. Acı çekmediğimiz zaman, mutluluk diye bir şey olmadığını biliriz, bu yüzden de katlanacak bir acımız yok diye daha büyük bir hüzün duyarız.
Hayat aşağı yukarı sıkıntıdan ibarettir. Fakat hayatın kıymetini de ancak sıkıntı sırasında ve sıkıntı sayesinde fark ederiz. Bir kere sıkıntı içinize sızdı mı ve onun görünmez hegemonyasına kapıldınız mı diğer her şey anlamını yitirir. Aynısı acı için de geçerlidir. Kuşkusuz. Fakat acının yeri bellidir, halbuki sıkıntı yeri belli olmayan, kaynağı belirsiz, sizi kemiren bir ıstıraptır. Hiçbir şeyi yoktur. Tarif etmesi imkansız, kayıp giden o hiçbir şey vardır sadece. Etkisi bile belli belirsiz hissedilen saf bir aşınma. Sizi yavaşça kimselerin fakına varmadığı bir yıkıntıya dönüştürür. Neredeyse kendiniz bile farkına varmazsınız.
İnsanlarla haşır neşir oldukları halde onlarla ilgili en ufak bir hayale kapılanlar, gözlemlemeyi, görmeyi, biraz olsun zamanı yakalamayı öğrensinler diye yeniden dünyaya gelmeye mahkum edilmeli.