Ben insanların neden evlendiklerini merak ediyorum. Aşk için diyorlar ama ben ondan şüpheliyim. Elbette bazen o da oluyor, aşk için olanı yani. Fakat bana kalırsa erkeklerin çoğu (kadınlardan hiç bahsetmiyorum bile) özgürlükten nefret ediyorlar. İnsanlar aşk için değil âdet böyle olduğu için, yalnızlık karşısında dehşete düştükleri için evleniyor. Üstelik insanların çoğunluğu mutsuz... ve inanıyorlar ki... nasıl diyeyim? Evliliğin getirdiği bitkinliğin, o devamlı huzursuzluk halinin, mutsuzluğa bir çözüm olacağına inanıyorlar. Erkekler evli olmasalar mutlu olacaklarını düşünüyor; kadınlarsa kocaları başka biri olsa mutlu olacaklarını düşünüyor. Evliliğin sırrı bu işte: Mutsuzluğuna bir sebep yakıştırabilmek için mükemmel bir mazeret sunuyor bize. Evliler evli oldukları için mutlu olamadıkları ya da o kişiyle evli olmasalardı mutlu olacaklarını ve şu hayatta hiçbir şey başaramadılarsa buna evliliklerinin müsaade etmediğini düşünüyor. Evlilik aynı zamanda kendi işe yaramazlıklarına bir bahane olma görevi de görüyor. Bazen ayrılıyorlar, bir daha evleniyorlar ve birkaç ay sonra ya da şansları yaver giderse birkaç sene sonra eğer hâlâ olağanüstü bir şey başaramadılarsa yine mutlu olamıyorlar. Ama böyleyken bile hâlâ evliliğin mutsuzluklarını açıklamada kullandıkları mükemmel bir mazeret olduğunu fark etmiyorlar. Héctor Abad Faciolince Banu Karakaş Angosta
Alıntı
Ben de diyorum: "Mesaj kutum neden bomboş? Herkese Mayıs yağmuru gibi mesaj yağarken, ben bu konuda neden Hint Fakiriyim?" Meğer mesaj gizliliğini, "hiç kimse" yapmışım. :))
1000Kitap
Reklam
Kitap Camiasına Minik Bir Yolculuk #1
Selamlar dostlarım, nasılsınız? Kitap Camiasına Minik Bir Yolculuk serimizin ilk bölümünde esas sorumuz, "Bu kitaplar neden bilinmiyorlar?" olacak. İlk kitabımız Jack London'dan Bir Dilim Biftek Bir Dilim Biftek, yazarın diğer kitaplarına nazaran kıyıda köşede kalmış bir eser. Kitabın içerisinde öylesine güzel mesajlar veren, insanın zaman kavramını sorgulamasını sağlayan iki farklı hikâye bulunmakta. Kitabımız ismini ilk hikâyemden almakta. İkinci hikâye de güzeldi elbette lakin Bir Dilim Biftek'in yeri bambaşkadır bende. İkinci eserimiz ise Natsu Hyuuga'dan Şifacı Günceleri - Cilt 1 Bu manga serimiz de yazar hareme satılan bir şifacının geçirdiği günleri, yaşadığı olayları anlatıyor. Maomao oldukça zeki ve eğlenceli bir karakter olmanın yanı sıra okuyucuya da kendisinden bir parça veren bir karakter. Çok iyi bir manga okuyucusu olmasam da mutlaka bu seriyi okumanızı tavsiye ederim. Ve üçüncü kitabımız Gaston Leroux'dan Sarı Odanın Esrarı Kitabımız, meşhur bir bilim insanının kızı olan Matmazel Stangerson, içeriden kilitlenmiş, pencereleri demir parmaklıklı ve hiçbir çıkışı olmayan bir odada saldırıya uğramasını ve ağır bir şekilde yaralanmasını anlatır. Silah sesini duyup kapıyı kıranlar içeride saldırganı bulamazlar. Suçlu, adeta havaya karışıp yok olmuştur. Resmi polis dedektifi olayı çözmekte çaresiz kalırken, henüz 18 yaşında olan dahi ve hırslı genç gazeteci Joseph Rouletabille olaya el koyar. Rouletabille, keskin mantığı ve gözlem yeteneğiyle, herkesin "büyü" veya "imkansız" gözüyle baktığı bu gizemi saf akıl yürüterek çözmeye çalışır. Sonuyla beni oldukça şaşırtan bir kitap olmuştu. İsmini çok fazla duymadığım bu kitabı okumanızı da tavsiye ederim. Seriyi şimdilik her bölümde üç kitap olacak şekilde paylaşmayı planladım. Kitap sayısı dördün üzerine çıkınca çok uzun bir ileti ortaya
ÖZGÜRLÜĞÜN SINIRI: İSTEMENİN KÖKENİ, BEDENİN HÜKMÜ VE FARKINDALIĞIN İMKÂNI I. İnsan Gerçekten Özgür Müdür? Modern insan kendisini özgür bir varlık olarak düşünmeye eğilimlidir. Karar verdiğine inanır. Seçtiğine inanır. İstediğine inanır. Hayatına yön verdiğine inanır. Bu nedenle insanın kendisi hakkındaki en temel varsayımlarından biri şudur: «"Hayatımın sahibi benim."» Fakat insan davranışlarına daha yakından bakıldığında bu varsayımın sandığımız kadar sağlam olmadığı görülür. İnsan birçok şeyi seçebilir. Fakat seçmeden önce istemek zorundadır. Ve tam burada özgürlük probleminin merkezi ortaya çıkar. Çünkü insan yaptığı şeyi nasıl yapacağını seçebilir. Ama yaptığı şeyi istemeyi seçemez.
Bir yanım kelebeklerle dans eden neşeli biriyken diğer yanım öfke, karanlık saçan bir ejderha gibi. Tek bir anım bile aynı değil her ay farklı bir kafada farklı bir mentalde farklı bir kişilikte gibiyim. Neden böyle hissettiğimi bilmiyorum belkide büyürken herkes böyle hissediyordu. Bir tek ben böyle hissetmiyorumdur umarım.
Hilekâr: — Efendim, ben büyük bir hilekârım. Derviş: — Tebrik ederim. Hilekâr: — Bunun nesi tebrik edilecek? Derviş: — Çoğu insan aynı şeyi yapıp dürüst olduğuna inanıyor. Hilekâr: — Peki ben kurtulur muyum? Derviş: — Senin şansın yüksek. Hilekâr: — Neden? Derviş: — Hastalığını kabul eden hasta, doktora yarı yolda gelmiş sayılır. Sen kapıya kadar gelmişsin. :)
Reklam
Reklam