Ölme hakkının sandığa bir kağıt parçası atma hakkından daha önemli ve devredilemez bir insan hakkı olarak tanınacağı o gün gelecektir ve gelmelidir. O gün geldiğinde, tedavisi mümkün olmayan her hasta –aynı zamanda her suçlu– kurtuluşu talep etmesi halinde bir doktorun yardımına başvurma hakkına sahip olacaktır.
Bir yazara hep neden başkası gibi yazmadığını, bir ressama neden bir başkası gibi resim yapmadığını sorup dururlar. Şunun farkında değillerdir ki, o yazar ya da ressam böyle bir şey yapacak olsa, sanatçı olmaktan çıkar. Güzelliğin yeni bir biçimi kesinlikle nahoş buldukları bir şeydir, böyle bir şey ortaya çıktığında öyle kızar, şaşalarlar ki, her defasında şu iki aptalca ifadeye başvururlar: Biri sanat eserinin fena halde anlaşılmaz olduğudur; ötekisi ise, fena halde ahlakdışı olduğu.
Bu ifadelerle şunları kastettiklerini düşünüyorum: Fena halde anlaşılmaz dediklerinde, sanatçının güzel ve yeni bir şey söylediğini ya da yarattığını söylemek isterler; bir sanat eserinin fena halde ahlakdışı olduğunu söylediklerinde, sanatçının güzel ve gerçek bir şey söylediğini ya da yarattığını söylemek isterler.
Gece inerken ilk kararan yerler, çukurlardır; en son aydınlanan yerler de oralar. Oysa ışığı severim ben, severdim. Önceleri. Şimdi gece sarsın istiyorum beni. Çukur olmalı, çukurda kalmalıyım. Belki de çukurum kazılmakta şimdi.
Ya ölmem, ya kaçmam ya da bambaşka biri olmam gerekecek. Öylesine bambaşka biri ki bunun güçlüğü karşısında kaçmak daha kolay görünüyor. Hele ölmek hepsinden kolay...