Anam beni doğurmamış. Tutmuş, bir akasyanın dibine bırakmış. Ve vaki olmuş ki ben kendimi Akasya'nın dibinde bulmuşum. O hışıldamış ben tutunmuşum, o hışıldamış ben tutunmuşum. Bir pirinç tanesi kadarken, koca, koygun bir akasya gölgesi olmuşum.
Şükürler olsun beni vakitsiz azat eden anama. Ben serin, ben tenhayım. Akasya'nın ağırlığından damlayan cana suret, cana gölge, cana vahayım. Şuur ki cana acıdır, ben şuuru canıma tattırmadım. Ben tenha, dünyanın uzağıyım.
Temiz hava. Temiz havaya çıkmak için önce soluksuz kalmanın ne gereği var? Kimse kendiliğinden bir şeyi bırakmıyor, kapanmış bir kapının tokmağını bile; öyle eli tokmağa yapışmış, kapının sadece kapanmış olduğunu, açılabileceğini unutmuş, tokmağa yapışmış eller.
Çıkarma gemisini gördüklerinde bunun doğal olduğunu söylemişti Memet. Ardından geçen gün, bütün bunlar doğal mı şimdi? Irak bir adada, nasıl ve kimler tarafından başlatıldığı bilinmeyen ya da unutulmuş bir yanlışın bir ağustos sabahı bu adanın kumuna, şarabına, güneşine, denizine, horasına, sevişmesine savaş açması, o eski yanlışın bir güzelliği çirkinliğe dönüştürmesi, bunun hiçbir yararı olmaması, doğal mı? Yanlış bir başlangıç noktasının aynı kısır döngüyü yıllara sığan bir durallıkta sürdürmesi doğal mı? Bu olumsuz çemberin hiç bitmeyen, tükenmeyen, yanılmayan gelişimi içine alması, anlamsızlaştırması, bu yumuşak oluşumu umursamayıp o eski yanlışı burada somutlaştırması, o başlangıç anının bütün eksikliklerini, çirkinliklerini inatla sürdürmek istemesi doğal mı? Bir bitkinin uygun olmayan bir toprağa dikilmesi, bir ısırgan otunun, ayrıkotunun bütün uyumlu bitkilerin gelişimini engellemesi?