Bedeni sağ-esen olan kişi “Allah nerde” der, görmüyorum ki. Fakat bir ağrıya, bir sızıya uğradı, sayrılandı mı, yâ Allah, yâ Allah demeye koyulur; Allah’la sırdaş olur, söyleşir. Gördün ya, demek ki sağlık, perdedir ona; Allah, o derdin altında gizliymiş.
Edebiyat
nerde nasıl ne biçim çıkar birgün karşımıza sonumuz
Sayfa 61·Kitabı okudu
Şiir
Reklam
Ulaşmak istediğim birileri ,bir şeyler var ama hep geç kalıyorum
"...Geç kalıyorum sonuçta. Hayatla aramdaki bu fark hiç kapanmadı. Nerde yanlış yaptım?..."
Sayfa 13·Kitabı okuyor
Edebiyat
Necip Fazıl: Ben bu batılı-matılı gibiyi anlamıyorum. –İyi örnekleri oradan getiriyorsunuz ama... Necip Fazıl: İnsan olmak lâzım... İnsan olmak... Hakikat herkesin malıdır. Nitekim hadîs var: Mümin hakikatı nerde bulursa malı gibi alır. Ama bu almak, kopya etmek demek değildir. Biz kopyada bile beşinci sınıfız. Bizde büyük kopistlerden başkası yetişmemiştir. Biz kendimizde tefekkürî manada bir istidatsılık tesbit etmek mevkiindeyiz. Kusuru bilmek ona göre çalışmak için bu tesbitin yapılması şart. Yeni döller, fikir dölleri elde etmek... Bakın kelimelere; bak, çak, tak, pak... Tek heceli kelimeler. Vakti yok düşünmeye. Sen tut bir de nizamı büsbütün uydurma hale getir.. Maydanozdan bahsedemezsiniz, Arapça kökü kaldırsanız. Pırasadan bahsedemezsiniz. Biri pür-hassa’dan gelir, biri mide-nüvaz’dan gelir. –Dil kurumu çalışmaları... Necip Fazıl: Burdan bir halı çalınsa ev halkı telaş eder, gitti diye. Halbuki, ruhumuz çalınıyor yahu... –Şu sıralarda solda da bazı imzalar Dil Kurumu’nun çalışmalarına tenkitler yöneltiyor... Necip Fazıl: Ecevit’i biliyorsunuz.. Robert Kolej’deyken benim talebemdi. Kitabı var kendisinin, evvela Necip Fazıl’ın tesiri altında kaldım, diyor. Ben kendisini sınıftan hatırlamıyorum. Demek ki, pek parlak bir talebe değildi. Ama talih ona bir imkan verdi. O bunu dili tahrip istikametinde kullandı. Buallo’nun bir sözü var: Bir milletin diliyle oynamak, ona en büyük süikastı yapmaktır, diyor. Bunların hepsini yazdım. İnandıkları garbın fikirleri. Bakıyorum Allah dememek için özel gayret sarfediyorlar. Tanrı kelimesini bir iman tavrı olarak kullanıyorlar. Tanrı, ilâh demek. Allah ise ismi has (özel isim). Bir tek köylü gösterin ki Allah yerine tanrı desin. Benim, alış veriş edilen bakkalın, ahçının esnafın bilmediği, kullanmadığı Türkçe, Türkçe olamaz.
Sevginin Bedeli
On olmadan da bütün yayla ayakta idi: Önce köpekler bir başka türlü havlaya havlaya, beyaz çadırların önünden geçerek çamlığa doğru, yokuş yukarı koştular, sonra Yörükler de oraya gitti. Şimdi artık kimi öfkeli, kimi acı acı ve soluk soluğa hırlamalar işitiliyor, bunlara insan haykırışları karışıyor, arada sırada silahlar patlıyordu. Küçük kız ne olduğunu bilmeden tir tir titredi, kendisi kadar korkan ablasına sarıldı ve bekledi. Çok, çok zaman geçmiş gibiydi, ama bu ürpertici kıyamet on onbeş dakika ya sürmüş ya da sürmemişti. Köpeklerin havlamaları önce yukarılara doğru uzaklaştı, sonra homurtular halinde geriye döndü ve Yörüklerin basık ve heyecanlı konuşmaları ile birlikte çadırlara yaklaştı. Küçük kız babasının sesini işitti: "Ne oldu?" "Kurtlar, beğ.. Karabaş'a saldırmışlar. Küçük kız çadırı zorla açarak dışarı fırladı: "Karabaş nerde?" Yatıştıramadılar. Hayır, Karabaş'ı görecekti. Ramazanın gözleri doldu. Babası baktı olacak gibi değil, peki dedi ve beyaz çadırların gemici fenerlerini de alarak kayaya gittiler. Büyükleri bile dehşete düşürdü görünüş; gırtlağı parçalanmış iki kurt yerde yatıyordu ve Karabaş da kanlar içinde yere, kayanın ağzını kapatacak şekilde serilmişti. Ama soluyor ve halsiz halsiz de olsa ayak seslerine öfkeyle hırlıyordu. Üzerine kapanan küçük kızı bile ısırırdı.. takatı olsaydı.. başını çevirip ağzını açacak hali olsaydı. Tanıdı ama onu.. okşayışından.. sesinden, kokusundan değil, okşayışından. Sevginin böylesi ancak onun ellerinde vardı. İçine, sıcacık, güven geldi ve kendini bıraktı. Yavrular kovuğun dibinde sinmiş kalmışlardı, faltaşı gibi açılmış üç beş göz, küçük kızın üzerine eğilen gemici fenerinin ışığında kara elmaslar gibi pırıldıyordu.
Sayfa 209·Kitabı okuyor
Günlüğü tutulmaz bugünün Hiçbir saniyesi tükenmeden yaşanıp duracak ömür boyu Nerde, nasıl, nelere karşı… Sorular yok, anlamsız olan hiçbir şey yok çünkü bugün Günlüğünü tutmayacağım bugünün Sadece bir tarih düşeceğim ömrümün tenha bir sayfasına
Reklam
Reklam