Nermin Yıldırım’ın Ev romanı, insanın içindeki o derin, karmaşık ve bitmek bilmeyen "yuvayı arayış" yolculuğunu o kadar naif ama bir o kadar da sarsıcı anlatıyor ki... Kitabı bitirdiğimde, yazarın sorduğu o temel soru bende de yankılanmaya devam etti: Ev neresidir? Dört duvardan ibaret bir mekân mı, geçmişin gölgeleri mi, yoksa insanın ait hissettiği o ilk ve son sığınak mı?
Kendi içsel labirentlerimizde kaybolduğumuz, aidiyeti, köklenmeyi ve en çok da "kendimize dönmeyi" sorguladığımız bir hikaye bu. Yıldırım'ın kelimelerle kurduğu o sıcak, tanıdık ama bir yandan da melankolik atmosfer, okurken adeta kendi hafıza odalarımda geziyormuşum gibi hissettirdi.
Kısa, sakin ama derin bir iç döküş izlemek, insan ruhunun o kırılgan eşiklerinde dolaşmak isteyen herkesin yolunun bir gün bu Ev’den geçmesi gerek. Çok sevdim, zihnimde uzun süre ağırlayacağım kitaplardan biri oldu.