Zira Biliriz Ki
“Örnek bir toplumda sosyal medya; kibrin değil, ilmin ve edebin pazarıdır. Bir gencin vakarı, aldığı beğenilerle değil, paylaştığı hakikatle ölçülür. Zira biliriz ki; parmağıyla ekranı kaydıran değil, aklıyla dünyayı değiştiren nesil bizim geleceğimizdir”
Felsefe
Ermenistan, 2020 Dağlık Karabağ Savaşı sonrasında en büyük güvenlik garantörü olan Rusya'nın Ukrayna savaşı nedeniyle lojistik ve siyasi olarak devre dışı kalmasıyla büyük bir tedarik krizi yaşadı. Hindistan bu noktada Ermenistan için adeta bir can simidi oldu: Sistem Uyumluluğu: Hindistan ve Ermenistan ordularının her ikisi de tarihsel olarak Sovyet/Rus askeri ekolünden geldiği için, Ermenistan'ın Hint yapımı silahları (Swathi radarları, Pinaka roketleri vb.) kendi envanterine entegre etmesi ve askerlerini eğitmesi çok hızlı oldu. Su-30MKI Hamlesi: Ermenistan'ın Hindistan'dan Su-30MKI savaş uçakları tedarik etmek istemesi tesadüf değildir. Hindistan, dünyada bu Rus menşeli uçakları kendi yerli aviyonikleri, radarları ve "BrahMos" gibi füzeleriyle modernize edip üreten en deneyimli ülkedir. Bu, Ermenistan'ın Rus teknolojisinden kopmadan Batı/Asya standartlarında modernize olmasını sağlıyor. Ankara, İslamabad ve Bakü arasındaki askeri ittifak, Hindistan için Keşmir konusunda doğrudan bir tehdit unsuru haline gelmiştir. Pakistan'ın Dağlık Karabağ'da Azerbaycan'a aktif askeri destek vermesi ve karşılığında Azerbaycan'ın Keşmir meselesinde Pakistan tezlerini savunması, Yeni Delhi'yi karşı hamle yapmaya zorladı. Azerbaycan'ın Pakistan'dan Çin-Pakistan ortak yapımı JF-17 Blok III savaş uçakları satın almasına karşılık, Hindistan'ın Ermenistan'a Akash hava savunma füze sistemleri ve anti-drone sistemleri vermesi, Kafkasya'daki askeri güç dengesini yeniden kurma çabasıdır. Hindistan, geleneksel olarak kendi yakın çevresine (Güney Asya ve Hint Okyanusu) odaklanan bir güçken, Ermenistan ittifakı sayesinde ilk kez Avrasya ve Güney Kafkasya kalbinde kalıcı bir jeostratejik dayanak noktası elde etmiştir. Ermenistan, Hindistan'ın savunma sanayisi için sadece bir müttefik değil,
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Uçakların icadı Zweig'ın neslini çok heyecanlandırmış, dünyada savaşların sonunun geldiğine inandırmıştı. Uçaklar havadan uçtuğuna göre sınır falan tanımazdı ki. Dolayısıyla sınırlar yok olacak, barış gelecekti. Ama o nesil birkaç yıl sonra uçakların gökten bomba yağdırarak Avrupa'yı yıktığını görmenin şokunu yaşamıştı. Serenad, Zülfü Livaneli
Alıntı
Siyaset sahnesinde iki büyük bloğun (Cumhur ve Millet/muhalefet) arasına sıkışmak, DEM Parti’yi sürekli bir "pazarlık nesnesi" veya "seçim aritmetiği aparatı" haline getiriyor. Seçim dönemlerinde "kötünün iyisi" mantığıyla ana muhalefete veya dönemsel olarak iktidarın vaatlerine eklemlenmek, partinin tabanındaki ideolojik omurgayı zedeliyor. Kendi bağımsız programını, ittifak hesaplarından bağımsız bir şekilde topluma dayatabilmek. "Biz kimsenin yedek gücü değiliz" duruşunu lafta değil, sandıkta ve mecliste radikal bir şekilde uygulamak zorundalar. DEM Parti bugün sadece Kürt sorunu, kayyumlar ve cezaevleri üzerinden konuşan bir siyasi yapı olarak algılanıyor. Oysa gölge bakanlıklar (Gölge Ekonomi Bakanlığı, Gölge Tarım Bakanlığı, Gölge İçişleri Bakanlığı vb.) kurarak Türkiye’nin enflasyonuna, eğitim sistemine, dış politikasına ve çevre krizine dair somut, uygulanabilir alternatif projeler üretseler; sadece Kürtlerin değil, Türkiye genelindeki seçmenin de dikkatini çekebilirler. Bu hamle, "Biz sadece eleştirmiyoruz, bu ülkeyi yönetmeye talibiz ve kadromuz var" mesajı taşır. Kürt siyaseti on yıllardır İmralı (Öcalan) ve Erbil (Barzani) eksenindeki güç savaşları ve semboller üzerinden şekilleniyor. Bu durum, sivil ve legal siyasetin (DEM Parti’nin) kendi iradesini ortaya koymasını engelliyor. Kararlar meclis grubunda veya parti genel merkezinde değil, bu sembolik merkezlerin rüzgarına göre alınıyor. 21. yüzyılda kitleleri karizmatik/geleneksel lider figürleriyle değil, kurumsal akıl, şeffaf diplomasi ve kolektif liderlikle yönetmek gerekir. Bu aktörlere endeksli siyaset, devletin de bu aktörler üzerinden partiyi kolayca manipüle etmesine (örneğin seçim öncesi mektup tartışmaları veya askeri operasyon dengeleri) zemin hazırlıyor. İçeride ve Dışarıda Yeni Nesil
Sosyoloji
MARVEL ve PARALEL EVRENE GİDİP DÖNEN Mİ VAR?
Okuyanlar hemen anımsayacaklar: Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Lemeat isimli eserinde "zihindeki meratip" diye bir şeyden bahseder. Peki nedir zihindeki meratip-mertebeler? Efendim, izâhı uzundur, kısaltmak da zordur. Fakat şöyle bir yerden belki bir parça kolaylanır: Zihindeki meratip birşeyin/fikrin insanda kesin inanış haline gelmesi sürecini açıklar. Yâni denilebilir ki: Kanaatler dünyamızda önce "hayâl" olarak varolurlar. Sonra o hayâller kalıba bürünüp "tasavvur"lara dönüşürler. Sonra o tasavvurlar da bir parça ukalalaşıp "taakkul" evresine taşınırlar. Sonra o taakkullar da kablarına sığmayarak "tasdik" mertebesine erişirler. Sonra o tasdikler yolculuklarına devam ederlerse bir taraftarlık edinip iz'ân'a (ferâset) kavuşurlar. İz'ânın ardından "iltizam" -Gerğini yapma- devresi gelir. İltizamlar da inanışlarımızın ellerini tutup "itikada" götürürler. Bu süreçle dünyamız şekillenir. Sağlıklı işlemesiyle sağlıklı şekillenir. Yoksa kimi arızalar oluşur. (Aynı eserde oluşabilecek arızalara dair izâhlar da vardır.) Neyse. Uzatmayacağım. Hemence mürşidimin bir başka metninde "peygamber mucizeleri" ile "medeniyet harikaları" arasında kurduğu ilgiye koşacağım. Evet. Bence bu ilgi de bir parça Lemeat'taki mezkûr bahse dokanır. Nasıl? Belki biraz şöyle: Ancak Nebilerle gelen mucizeler sayesinde insanlık böylesi hayâller kurmayı öğrenebilmiştir. Her bir Peygamberin beraberinde getirdiği delil, bize bir bilim dalında ulaşılacak zirvenin fotoğrafını çeker, yani bir nevi beşerin aklına karpuz kabuğu düşürür. Bu sayede varmayı arzuladığımız düşlerimiz olur. "Olabilirler"imiz olur. Bu düşler/olabilir de zamanla müteşebbis âkillerin mesaileriyle gelişerek gün yüzüne çıkarlar. Yâni mucizelerimiz bizim tahayyül öğretmenlerimizdir. __Fakat bugünlerde hayâllerimizin başka
Tefekkürât
Bu, coğrafyamızın ve tarihimizin en derin, en can yakıcı tezatlarından biridir. Yüzyıllar boyunca taşa, ahşaba, sese, kelâma ve çizgiye ruh üfleyen; inşa ettiği her camide, her konakta, hatta her çeşmede estetiği, zarafeti ve inancı harmanlayan bir milletin, bugün kendi köklerindeki sanata yabancılaşmış, hatta ona mesafeli yaklaşır hale gelmiş olması büyük bir kültürel kırılmadır. Bu yabancılaşmanın arkasında birkaç temel sebep yatıyor: 1. Sanatın "Yabancı" Bir Kimliğe Büründürülmesi Tanzimat’tan bu yana elitist bir yaklaşımla, sanat sadece "Batılılaşmak" ve Batı'nın formlarını (opera, bale, heykel vs.) taklit etmek olarak sunuldu. Bu durum, toplumun geniş kesimlerinde sanatın kendi değerlerine, inancına ve kültürüne yönelik bir tehdit veya yabancı unsurların dayatması olduğu algısını yarattı. Toplum, tepki olarak sanata değil, aslında o "tepeden inmeci" yaklaşıma mesafe koydu. 2. Kendi Kadim Sanatlarımızın "Zanaat" Sanılarak Küçümsenmesi Mimariden hat sanatına, ebruya, ahşap ve taş işçiliğine kadar bu topraklara ait olan muazzam estetik miras, "çağdaşlık" adına uzun süre görmezden gelindi veya sadece birer "geleneksel el sanatı" muamelesi görerek arka plana itildi. Kendi öz sanatını küçümseyen, başkasınınkine de tam eklemlenemeyen bir nesil yetiştirildi. 3. Popüler Kültürün ve Tüketim Çılgınlığının İstilası Vahşi Batı kültürünün getirdiği "hızlı tüketim" ve "tek tipleşme", insanın ruhunu besleyen derinlikli sanat anlayışını yok etti. Sanat, yerini ticari bir metaya ve popüler eğlence kültürüne bıraktı. Derinlik, zarafet ve sabır isteyen zanaat ve sanat dalları, bu sürat çağında hak ettiği değeri göremedi. Özümüze Dönmek Mümkün mü? Bir milleti sanatkâr kılan ruh, onun hafızasında saklıdır. Bu düşmanlığı ya da yabancılaşmayı kırmanın yolu yine kendi özümüzdedir: Estetik
1000Kitap