8/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 13:37
​ Seyyidhan Kömürcü & Kendinin Ağacı ​ "herkesin herkesten biraz almak istediği bu çağda / sen birinin / her şeyi olmak istiyorsun / birinin / ama her şeyi" ​"güzel yerden kırılmışsın / ses çıkarmıyor güzel yerlerinden kırılanlar" ​"tekini kaybetmiş bir şey gibi / tek ama yepyeni kaldım" ​"okurunu sakatlamış kitaplar gibiydin / çünkü öldürmez ama / okurunu sakat bırakır bazı kitaplar" ​"beni sanki sızılı bir kitabın tam ortasında unutmuşlar" ​Kitap öyle güzel dizelerle dolu ki, birini almasam diğerinin gönlü kalır duygusu oluştu içimde. Bu yüzden incelememe, beni en çok etkileyen bazı dizeleri paylaşarak başlamak istedim. ​ Kendinin Ağacı, ilk bakışta bir sevgiliden ayrılan bir adamın yaşadığı acıyı anlatıyor gibi görünse de aslında karşımızdaki öyle sıradan, alışılagelmiş bir ayrılık hikâyesi değil. Şair; ayrılığı iki insanın birbirinden kopmasından öte, bireyin hayattan, mekândan, anılardan ve hatta parça parça kendinden ayrılması olarak işliyor. Şiirlerdeki o sızı, ayrılığın yaşandığı mekânların adeta üzerimize yıkılmasıyla hissettiriliyor. Bir odada, bir evde ya da bir sokakta bir zamanlar var olan birinin yokluğu, nesneler üzerinden yüzümüze vuruyor. Şair; sevgiliden veya canından aziz bildiği birinden kopmayı, içindeki kadim bir şeylerin kırılmasıyla anlatıyor. Gitmek, sadece fiziki bir mesafe meselesi değil; geride kalan için derin bir "eksilme" ve "hasar" döneminin başlaması demek. ​Kitabın adı boşa Kendinin Ağacı konmamış. İnsan büyük bir kopuş yaşadığında, sadece karşısındakini kaybetmiyor; onun yanındaki "eski kendisini" de yitiriyor. Kömürcü’nün şiirindeki o yas havası, bir yönüyle de artık asla geri gelmeyecek olan o eski, yaralanmamış saf benliğin arkasından tutulan, psikanalitik derinliği olan bir yasa dönüşüyor. ​Kitabı
Kendinin AğacıSeyyidhan Kömürcü · Everest Yayınevi · 20201,646 okunma
9/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 09:21
Çağrışım yüklü enfes bir kitap okudum. Toz, toprak, kömür, çimento, briket, cüruf… Kuru bir yaşam. Depreşme, bellek, hasar, deneyim, açlık. Açlık insanı ele geçirir, ete hükmeder, zihni boyun eğdirir. Açlık yorulmaz. Açlık, yemek sözcüklerini lezzetlendirir, zihne yemeği düşündürür, kendini perçinler. Leo, onu bir melek olarak görerek başa çıkıyor; onunla konuşarak, varlığını kabullenerek. Kamp dönüşünde bile onunla yaşamaya devam edecektir. Çünkü kamp insanı cansız bir şeye dönüştürür; o artık değiştirilmiş bir varlıktır. Yaşamak; rayından çıkmış, toza, kara ve sıcağa bulanmış, altüst edilmiş bir şey. Kahramanımız Leo Auberg, genç yaşta Sovyet çalışma kamplarında geçirdiği günleri anlatıyor. Tek vazifesi yaşamda kalmak; bunun için çok şeye katlanması gerekir. Çünkü büyükannesi ona, “Döneceğini biliyorum,” demiştir. Oysa büyükannesi orada değildir. Orası, bilinen her şeyin başka bir şeye dönüştüğü yer: kamp. Devam edebilmek için sinmek ve nefes almakta inat etmek gerekiyor. “Ben kimim?”den “Ben neyim?”e sürüklenen bir gerçekliğin hikâyesi bu. Soyutta müthiş bir başarıya ulaşan, somuttan imgeye geçişte düşün dünyasında leziz bir tat bırakan bir kitap. Gökyüzü katlanıyor, madde dönüşüyor, nesneler büzüşüyor ve bütün bunlar sözcüklerle yapılıyor. Zaman sessiz ve düz; bir günden diğerine yaşananlar neredeyse hep aynı hüznü barındırıyor. Okuması zor ve emek isteyen bir kitap olduğunu söyleyerek bitireyim. Okurken hızlı olmayı tercih edenler muhtemelen sevmeyecektir…
Toplama Kampı
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 10:24
"Yanık Saraylar", Sevim Burak'ın dilin sınırlarını zorlayan, insan ruhunun kırık aynalarına tutulmuş sarsıcı bir ışık olarak edebiyatımızda müstesna bir yerde duran eserlerinden biridir. Olay örgüsünden çok bilinç akışının, parçalanmış hafızanın ve insanın kendi içindeki yangınların anlatısıdır. Burak, klasik hikâye anlatımını bilinçli şekilde dağıtarak okuyucuyu hazır cevapların konforundan çıkarıyor; her cümlede yeniden düşünmeye, satırlarda metnin görünmeyen boşluklarını tamamlamaya davet ediyor. "Yanık Saraylar" karakterleri aidiyetsizliğin, geçmişle hesaplaşmanın ve varoluş sancısının sembolleridir. Yazarın dili kesik, şiirsel ve bilinçli olarak düzensiz, ancak bu düzensizlik insan zihninin karmaşık yapısının estetik bir yansımasıdır. Eserde sıkça hissedilen yabancılaşma duygusu, modern insanın kalabalıklar içinde kayboluşunu anlatırken; mekânlar ve nesneler de karakterler kadar canlı bir anlam yüklenmiş. Kitabın adı olan “Yanık Saraylar”, insanın içinde yıkılmış umutları, küllenmiş hatıraları ve zamanın harap ettiği ruh coğrafyasını temsil eden güçlü bir metafordur. Eser, kolay okunan bir kitap olmaktan ziyade sabır ve dikkat isteyen, her dönüşte farklı anlamlar sunan edebî deneyim. Sevim Burak hikâyelerde dili yeniden kuruyor, hafızayı sorguluyor ve okuyucuyu kendi iç dünyasında dolaştırıyor.
1000Kitap
Yanık SaraylarSevim Burak · Yapı Kredi Yayınları · 19651,013 okunma
5/10
·248 syf.··
2026 41. kitabı
Merhabalarrrr Sam, geçmişin izlerini gün yüzüne çıkarmaya çalışan bir arkeoentomolog olarak yaptığı çalışmaların ardından Kuzey Carolina'daki annesinin yanına döner. Fakat karşısına çıkan manzara, hafızasındaki evden çok farklıdır. Bir zamanlar hayat dolu olan annesi artık sürekli tedirgin, korkularının içinde yaşayan biri hâline gelmiştir. Evin içindeki soğuk ve yabancı atmosfer geçmişteki huzurlu aile bağlarının yerini büyük bir huzursuzluğa bırakmıştır. Üstelik yıllar önce hayatını kaybeden baskıcı anneanne Mae'nin hâlâ bu evde bir etkisi varmış gibi hissettiren davranıslar, Sam'in kafasındaki soru işaretlerini daha arttırır. Bahçede bulunan garip nesneler, evin çevresinde dolaşan akbabalar, geceleri duyulan tuhaf sesler ve annesinin açıklanamayan hareketleri Sam'i giderek daha büyük bir gizemin içine çeker. Arkeolog kimliğiyle geçmişin kalıntılarını araştırmaya alışkın olan Sam, bu kez kendi ailesinin geçmisinde saklanan karanlık sırlarla yüzleşmek zorunda kalır. Özellikle bahçedeki gül ağacının altında bulunan kavanoz dolusu insan dişi, bu evin göründüğünden çok daha farklı bir hikâyeye sahip olduğunu ortaya koyar. Kitabın kapağı ve arka kapak tanıtımı bende büyük bir merak uyandırmıştı, konusu da oldukça ilgi çekici görünüyordu; aile sırları, geçmişle yüzleşme ve hafif ürpertici olatlar güzel bir atmosfer oluşturabilecek bir potansiyele sahipti. Ancak okuma sürecinde aynı etkiyi bulamadım. Hikâyenin ilerleyişi beklediğim kadar akıcı değildi. Yazarın anlatımı zaman zaman fazla detaylara girerek ana olaydan uzaklaşmıs ve kurgunun temposunu düşürmüş gibi hissettirdi. Bazı bölümlerde atmosfer oluşturma çabası güzel olsa da olayların ilerlemesi ve karakterlerin işlenişi bana yeterince güçlü gelmedi. Çeviriden mi yoksa yazarın anlatım tarzından mı kaynaklandığını
Sağlam Kemikten Bir EvT. Kingfisher · Eksik Parça Yayınları · 202541 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 26. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 20:36
Han Kang’dan okuduğum üçüncü kitap oldu. Daha önce Vejetaryen ve Çocuk Geliyor’u okumuştum. Her kitapta farklı bir konuya odaklansa da Han Kang’ın yazımında beni etkileyen ortak bir taraf var, en ağır duyguları bile sakin ve sade bir dille anlatabilmesi. Beyaz Kitap’ta da bunu hissettim. Han Kang bu kitapta klasik anlamda bir roman yazmıyor. Denemelerden oluşan bir yapıyla ilerleyip beyaz renkten yola çıkarak bizi duygular üzerine düşündürüyor. Bu yüzden kitap boyunca bir hikayenin peşinden gitmedim. Daha çok bazı duyguların etrafında dolaştım. Kitap boyunca beyaz nesneler ile karşılaşıyoruz. Bir kar tanesi ya da bir beyaz manolya bazen uzun uzun düşündürdü. Belki de normalde üzerinde durmadan geçeceğimiz şeyler, burada başka anlamlar kazandı. Her kısa metin farklı bir duygunun kapısını araladı. Her biri kısa metinler aracılığıyla farklı duyguların kapısını aralıyor. İlk başlarda parçalı bir yapı gibi görünen kitap ilerledikçe parçaların bir araya gelerek görünmeyen bütün olduğunu hissettirdi. Han Kang’ın kitaplarının ortak bir yanı var, kitap bittiğinde sizi hemen bırakmıyor…
Beyaz KitapHan Kang · April Yayıncılık · 20242,054 okunma
5/10
·139 syf.··
2026 9. kitabı
Sarraute burada birbirinden bağımsız görünen, çoğu yalnızca birkaç sayfa uzunluğunda olan 24 kısa metin sunuyor. Bu parçalar arasında belirgin bir olay örgüsü ya da hikâye bağlantısı yok; her biri kendi başına var oluyor gibi. Ancak metnin içeriği okurdan ciddi bir çaba talep ediyor. Nesneler, isimleri verilmeyen insanlar ya da çeşitli durumlar. Bunları tarafsız ve nesnel bir şekilde betimliyor gibi görünse de, hemen ardından bu gözlemlerin uyandırdığı tepkilere yöneliyor. Kimi zaman çok yoğun duygular söz konusu olsa da, bunlar hep bir tür otomatik refleks gibi ele alınıyor. Metindeki kişiler de, yine isimleri olmadan, neredeyse birer otomat gibi görünüyor. Bu yaklaşım aynı zamanda oldukça soğuk ve mesafeli. Kitap kuşkusuz farklı bir izlenim bırakıyor; ancak bende derin bir karşılık bulduğunu söyleyemem.
YönelişlerNathalie Sarraute · İletişim Yayınları · 200125 okunma