"Eğer bir şeyi bütün olarak görebilirsen hep güzelmiş gibi görünür. Gezegenler, yaşamlar... Ama yakından bakıldığında bir dünya yalnızca toz ve kayadan oluşur. Günden güne yaşam daha da zorlaşır, yorulursun, ritmi kaçırırsın. Uzaklığı ararsın- ara vermeyi. Dünyanın ne kadar güzel olduğunu görmenin yolu, onu ay gibi görmekten geçiyor. Yaşamın ne güzel olduğunu görmenin yolu ölümün bakış açısından bakmaktan geçiyor."
"Göbek bağları hiç kesilmeyen ruhlar var, diye düşünüyordu. Hiçbir zaman evrenden kopmuyorlar. Ölümü bir düşman olarak görmüyorlar; çürüyüp humusa dönüşmeyi arıyorlar."
"Şimdi Shevek'e bu kentteki sefil yılları şu andaki büyük mutluluğunun bir parçasıymış gibi geliyordu- başka türlü düşünmenin budalalık olduğunu düşünüyordu- çünkü onu buna yöneltmiş, bunun için hazırlamışlardı. Daha önce başına gelen her şey ona şu anda olanların bir parçasıydı."
"O zaman bende, benim şu son dört günde sende gördüklerimi mi gördün?"
"Bilmiyorum. Ayırt edemiyorum. Yalnızca cinsel değildi. Seni daha önce o yönden fark etmiştim. Bu ise farklıydı; seni gördüm. Ama şu anda senin ne gördüğünü bilmiyorum. Yalnızca, konuştuğunda, seni apaçık, her şeyinle görür gibi oluyordum. Ama sen benim sandığımdan çok farklı biri olabilirdin. Bu da ne de olsa senin hatan olmazdı." diye ekledi. "Sende gördüğüm şeyin gereksinmem olan bir şey olduğunu biliyordum, yalnızca istediğim bir şey değil!"
"Takver yere baktı, bir kaya çıkıntısının yüzeyini tırnağıyla kazıdı. Hiçbir şey söylemedi. Bir aydikeni dalı koparmak için eğildi, ama koparmadı, yalnızca dokundu, tüylü gövdesini ve kırılgan yaprağını hafifçe okşadı. Shevek, Takver'in hareketlerinin gerilimi içinde onun konuşabilmek için içindeki duygu fırtınasına bütün gücüyle gem vurup zapt etmeye çalıştığını gördü. Takver bunu başardığında sesi hafif ve biraz hoyrat çıktı. 'Bağlanmaya gereksinmem var' dedi. 'Gerçekten bağlanmaya. Beden ve akıl bütün o yıllar boyunca bağlanmalı. Başka bir şey değil. Daha azı yetmiyor.'"