“Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı kitabı okurken Rahip McDonald bölümünde rahibin kurduğu şu cümleler ilgimi çekti:
“Bilimsel yaklaşım olmadan, bilim sevgisi olmadan, bilimsel bilgi için susuzluk olmadan ne bilim ne de eğitimli insanlar olabilir. Tıpkı sanatsal duygu olmadan, güzelliğe ihtiyaç duymadan sanat yapılamaması gibi. Önce bilimsellik, sonra bilim. Önce sanatsallık, sonra sanat. Dinde de bu böyledir. Önce dindarlık, sonra da bu duygunun tezahürü olan din gelir.”
Bu cümleleri okumamı takiben genel bir takım düşünceler zihnimde harekete geçti ve bunları karışık olacaksa da yazıya dökmek istedim. Tüm bunlar, bu ihtiyaçlar, bir zamanlar insanoğlunun doğasında sağlıklı bir şekilde var olan şeylerdi, ben böyle düşünüyorum. Şimdi, gelişen teknoloji ile zamanın sadece bir yanılsama olarak hızlandığı bu dönemde, birçok şey de beraberinde hızlıca yitirilmeye başlandı. Teknoloji her alanda hayatı kolaylaştırırken aynı zamanda büyük bir ustalıkla insanoğlunun ruhundan önemli bazı parçaları koparmaya başladı. Zaten insanoğlu olarak mükemmeldik demiyorum, aksine yaşadığımız bu dünyanın parazitleri olduğumuzu düşünüyorum, fakat bizim için her şey küresel boyutta tehlikeli bir şekilde tekdüze bir hale gelmeye başladı.
Örneğin, eski çağlarda inşa edilen o ihtişamlı yapılar yok artık. Peki, insanoğlu bunu yapamıyor olduğu için mi? Hayır. İnsanoğlunun büyük bir kısmı ruhun estetiğe olan ihtiyacını yitirdi. Artık popüler olan ve para getiren her neyse, ruhun estetik ihtiyacının yerine geçti. Parkta duran sokak lambasından bankına, insanların yaşadığı binalardan kullanılan ev eşyalarına kadar her şey ruhunu yitirdi. Ve teknoloji, kitleleri manipüle etmek için bu konuda harika bir şekilde kullanıldı.
İnsanların birbirleriyle kurduğu etkileşim de bu doğrultuda değişti.