Göçmüş kediler bahcesi /Bilge Karasu
8/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
Bilge Karasu'nun Göçmüş Kediler Bahçesi'ni bitirdiğimde elimde net cevaplardan çok sorular kaldı. Belki de kitabın en güçlü yanı buydu. Çünkü Karasu okuruna bir şeyler öğretmeye çalışan bir yazar değil; onu düşünmeye, görmeye ve fark etmeye davet eden bir yazar. Bu kitapta balıklar, kediler, deniz ve ağaçlar yalnızca hikâyenin bir parçası değil. Her biri insanın kendisine, yalnızlığına, değişimine ve yaşamla kurduğu ilişkiye açılan bir kapı gibi. Karasu'nun satırlarında doğa bir dekor olmaktan çıkıp yaşayan bir varlığa dönüşüyor. Belki de bu yüzden kitap boyunca kendimi sık sık durup etrafıma bakarken buldum. Son zamanlarda en çok keyif aldığım şeylerden biri doğanın içinde olmak; ağaçları izlemek, çiçeklerin kokusunu duymak, gökyüzüne bakmak ve sessizliği dinlemek. Bu nedenle Göçmüş Kediler Bahçesi bana yabancı bir dünyanın kapısını açmaktan çok, zaten içimde filizlenmeye başlamış olan bir duyarlılığı görünür kılmış gibi geldi. Edebi açıdan bakıldığında kitap, olaylardan çok atmosferiyle yaşayan bir eser. Kimi zaman bir masal, kimi zaman bir düş, kimi zaman da felsefi bir sorgulama gibi ilerliyor. Bu nedenle okurken "Ne oldu?" sorusundan çok "Ben burada ne hissettim?" sorusu önem kazanıyor. Kitap, anlamını her okurun kendi deneyimiyle tamamladığı metinlerden biri. Kitabı kapattığımda aklımda kalan soru ise şu oldu: "Yaşamı gerçekten görüyor muyuz, onu derinden hissediyormuyuz yoksa sadece yanından geçip gidiyor muyuz?" Kimler kitabi okurken zevk alir diye sorarsanız Hayatı fethedilecek bir yer değil de, dikkatle bakılması gereken bir gizem olarak gören okurlara, felsefe severlere hitap edebilir derim. Göçmüş Kediler Bahçesi, size dünyaya biraz daha yavaş, biraz daha dikkatli ve biraz daha derinden bakmayı hatırlatan kitaplardan biri olacak.
Göçmüş Kediler BahçesiBilge Karasu · Metis Yayınları · 20171,555 okunma
Kendimizle Olan O Bitmek Bilmeyen Kavga
Puan vermedi·296 syf.··
2026 34. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 19:29
Bu kitap, son dönemde okuduğum eserler arasında beni en çok düşündüren işlerden biri oldu. Sayfaları çevirdikçe günlük hayatta üstünü örttüğüm, kendimle bile tam anlamıyla çözemediğim bazı noktaların net bir şekilde su yüzüne çıktığını gördüm. Karakterimde değiştirmek istediğim pürüzleri, eksiklerimi ve diğer insanlardan ayrılan farklılıklarımı sakin bir kafayla gözden geçirmemi sağladı. İçindeki tespitler o kadar yerindeydi ki, buradaki alıntı havuzumu dolduran çok fazla kıymetli satır buldum. Kitaba başlarken açıkçası çok büyük bir beklentim yoktu. Ancak yazarın bir filozof ile genç bir adam arasındaki diyaloglar üzerinden kurduğu o tartışma ortamı, beni ilk sayfalardan itibaren hikayenin içine çekti. Ağır ve sıkıcı bir psikoloji analizinden ziyade, insanın doğrudan kendisiyle yüzleşmesini sağlayan bir ayna gibiydi bu kitap. "Kusurlarımız ve eksikliklerimizi kabul edip onlarla savaşmayı bıraktığımızda, gerçek özgürlüğün kapısı aralanır." Ichiro Kishimi, bu çalışmasında bizi alışılmış Freud temelli yaklaşımların dışına çıkararak, Alfred Adler psikolojisinin o net duruşuyla tanıştırıyor. Freudçu ekol insanı tamamen geçmiş travmaların bir sonucu olarak görürken; Adler perspektifi, davranışlarımızı geçmişin gölgesiyle değil, bugünkü amaçlarımız ve yaptığımız seçimler üzerinden açıklıyor. Kitaptaki gencin filozofun düşüncelerine sürekli itiraz etmesi, metni teorik bir ders kitabı olmaktan çıkarıp günlük hayata çok rahat uyarlanabilen bir sohbete dönüştürmüş. Gencin o fevri çıkışlarını ve kırılganlıklarını gördükçe, aslında kendi içimdeki benzer sorulara cevap aradığımı fark ettim. Yazarın da üstünde durduğu gibi, modern insanın en büyük problemi, başkalarını memnun etmek adına kendisiyle sürekli bir savaş içinde olması. "Hayatta, insanın günün birinde eline aldığı
1000Kitap
Kendinle Savaşma SanatıIchiro Kishimi · Koridor Yayıncılık · 20192,528 okunma
Reklam
İkinci Cildin Kapanış Değerlendirmesi... :)
Puan vermedi·416 syf.·
2026 40. kitabı
Niteliksiz Adam serisinin ilk cildinde toplumsal organizasyon şeması üzerinden kurulan, statü ve rollerinin dağılımı ile meydana gelmiş, Avusturya-Macaristan entelektüel ve aristokratlarının genel bir tasviri üzerinde durduğunu yazmıştım.Bana göre ilk ciltte Musil motivasyonunu büyük ölçüde karakterleri ve dünyalarını kurmaya ayrılmış gibiydi... #304227508 Kimdirler? Hangi sınıfa aittirler? Neyi savunurlar? Hangi ideolojik pozisyonları temsil ederler? Birbirleriyle ilişkileri nedir? İkinci ciltte ise anlatının yönü büyük oranda değişiyor. Kahramanlar ampirik düşünce ile tinsel düşünce arasındaki diyalektik gerilimin oluşturduğu bir aporianın içinde hayat buluyor. Ilk andan itibaren klasik roman kültürü anlamında kurgusal bir düzen ve olay örüntüsü olmayan roman ikinci ciltte de aynı disiplini koruyor. Ancak karakterlerin psikolojik kırılma ve içsel çözülme izleri bu ciltte çok daha fazla hissediliyor. Karakter analizi için ise yeni çatlaklar oluşturuyor. Çatlaklardan sızan fikir yansımaları Musil’in kendinden asla emin olmayan, paradokslarla dolu anlatımı ile birleştiğinde; okuyucusunu her cümlenin altını ince bir titizlikle kazımak zorunda bırakıyor. Ulrich’in karakterler karşısında düşüncesi gerçekten destrüktif mi, yoksa Musil eski anlamlari çözerek okuyucuyu üçüncü bir düşünme biçimi bulmaya mı davet ediyor?! Bu haliyle Heidegger sevenleri oldukça tatmin edecek bir okuma ki; onun üst üste binen dogmatik katmanları yıkıcı ve yeniden yapıcı diline bir adım yakın diyebilirim. Bir farkla; Musil soyduğu katmanları çıplak bırakarak yerine yeni bir kavram koymazken sorumluluğu tamamen okuyucuya bırakıyor. ilk ciltte kurulan ideolojik ve toplumsal maskeler ikinci ciltte incelip şeffaflaşiyor. Karakterlerin ilk ciltte kendini
Alıntı
Niteliksiz Adam 2Robert Musil · Aylak Adam Yayınları · 2018623 okunma
7/10
·144 syf.··
2026 23. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 20:13
Bu kitabı okurken kendimi bir roman ya da masal okuyormuş gibi değil; çocukken Ankara’nın girişinden geçerken hep dikkatimi çeken gecekonduların içinde nasıl hayatlar yaşandığını merak ettiğim günlere dönmüş gibi hissettim. Belki de beni en çok içine çeken tarafı bu tanıdık merak oldu. Roman, klasik anlamda bir olay örgüsüne sahip değil. Tek bir kahramanın etrafında ilerlemiyor; daha çok Çiçektepe adlı bir gecekondu mahallesinin kuruluşunu, büyümesini ve orada yaşayan insanların hayat mücadelelerini anlatıyor. Bu yüzden okurken bir hikâyeyi takip etmekten çok, bir mahallenin zaman içindeki değişimine ve insanların hayatta kalma çabasına tanıklık ediyormuşum gibi hissettim. Net bir olay örgüsünün olmayışı, tek bir karakter etrafında ilerlememesi ve anlatımın uzun süre aynı tonda devam etmesi, her satırı büyük bir heyecanla okumamı sağlamasa da kitabı farklı bir deneyim olarak görmemi sağladı. Sanki bir roman okumaktan çok, bir mahallenin kuruluşunu, insanların değişimini ve görünmeyen hayatlarını anlatan bir belgesel izliyormuşum gibi okudum.
Berci Kristin Çöp MasallarıLatife Tekin · Can Yayınları · 20182,363 okunma
Puan vermedi·270 syf.··
2026 11. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 17:28
Zamanda Asılı Kalan Çocukluk: Alex Schulman’ın "17 Haziran" Romanı Üzerine Kişisel Bir Değerlendirme Alex Schulman’ın 17 Haziran romanı, ilk sayfalarından itibaren okuyucuyu içine çeken, gizemini ve temposunu belli bir noktaya kadar çok yüksek tutan, 270 sayfalık son derece akıcı bir eser. Kitabı elime aldığım ilk anlarda, daha 40-45. sayfalardayken bile hissettiğim o saf heyecan ve hayranlıkla, vaktim olsa iki günde bitirebileceğimi düşünerek çevremdeki herkese bu kitabı büyük bir coşkuyla tavsiye etmeye başlamıştım. Bir öğretmenin, çocukluğunun geçtiği eski evinin numarasını şans eseri bulup araması ve hattın ucundaki çocuk benliğiyle konuşmaya başlaması, edebiyatta eşine az rastlanır türden, çok farklı ve sarsıcı bir merak unsuru sundu bana. Yetişkin bir adamın, küçük çocuğun ne zaman üzüleceğini, ne zaman ağlayacağını saati saatine bilip, sırf onun o derin hayal kırıklığını ve acısını bir nebze olsun dindirebilmek için zamandan önce davranıp onu araması, kitabın beni en çok sarsan ve içimi acıtan yönlerinden biriydi. Ortak Hafızanın Nesnesi ve Çözülemeyen Kopukluk Romanın felsefesini sırtlayan en güçlü sembollerden biri, şüphesiz ki müzede sergilenen o eski telefon ve kahramanın onu alıp ablasına göndermesidir. Bu telefon, aslında ortak bir çocukluk hafızasının, paylaşılan acıların ve belki de en çok ablasının içini kemiren o gizli suçluluk duygusunun somut bir nesneye dönüşmüş halidir. Çağdaş dünyada ablası onun normal mesajlarına veya aramalarına muhtemelen yanıt vermeyecekti; aralarında yetişkinliğin getirdiği soğuk duvarlar vardı. Ancak o geçmişe ait nesne, donmuş bir ilişkiyi çözebilen tek anahtar oluyor ve geçmişle yeniden bağlantı kurmalarını sağlıyor. Fakat tüm bu bağ kurma çabasına rağmen, kitabı okurken temeline bir türlü inemediğim, zihnimde çözümsüz
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 2026794 okunma
Puan vermedi·583 syf.··
2026 88. kitabı
ɪşıᴋ ᴅᴏɢ̆ᴜᴅᴀɴ ʏᴜ̈ᴋsᴇʟɪ̇ʀ Ne zamandır okunmayı bekleyen , aslında kitabın hacminden korkarak ertelediğim bir roman ile geldim. Üstelik üçleme bir serinin ilk kitabı olduğunu görünce, nedir bu hikaye diye daha çok merak ettim ve okumaya başladım. Hacminden korktuğum kitabı sanırım üç günde falan okudum. ​Büyük edebi sanatlar, ağdalı cümleler ya da süslü tasvirlerden uzakta, yazar hikayesini olduğu gibi, pürüzsüz ve son derece sade bir dille anlatmış. Ama tam da bu düz ve net anlatım, kurguyu inanılmaz akıcı bir hale getirmiş. Dediğim gibi elinizde akıp gidiyor. ​Beni en çok etkileyen kısım, o ışıltılı ve parıltılı hayatların perde arkasını tüm çıplaklığıyla, hiçbir şeyi gizlemeden önümüze sermesi oldu. Ayrıca ses ve kokunun frekansları üzerinden insan zihnini, duygularını ve davranışlarını yönlendirme/etkileme, ciddi anlamda ilgimi çeken konulardır. Magazin dünyasının, şöhretin ve pırıltının arkasındaki o yalnızlığı ve karanlığı net bir şekilde kaleme almış yazar. ​Gerçek ile sanrının, pırıltı ile dibe vuruşun iç içe geçtiği, süslemesiz ama çok akıcı bir hikaye... Aslında yabancısı olmadığımız hayatların , görünmeyen kamera arkası gibi. Dizi olsa tutar. Kürt asıllı ünlü şarkıcı Rozerin Dewran 'ın hayatına şahitlik etmeye hazır mısınız? Üvey babasının tecavüzü ile öz annesi tarafından evden atılan , onyedi yaşında İstanbul'a gelir. Asmalı Mescit'teki bir gece kulübünde garson iken keşfedip Türkiye'nin tanıdığı bir yıldıza dönüştüren kişi ise hem patronu hemde büyük aşkı Selahaddin olur. Hayat , şöhretin zirvesindeyken yaşadığı aşk, ailevi sorunlar ve bağımlılıkları yüzünden dibe vurmuş durumda olan Roz 'u bir hastane odasına kadar sürükler.Tedavi sürecinde hayatını kaleme almaya karar veren Roz, geçmişi eşeledikçe sarsıcı gerçeklerle yüzleşir. Selo, onun önüne
Işık Doğudan YükselirElvan Dincel · Odessa Yayınevi · 202414 okunma
Reklam
Reklam