Puan vermedi·152 syf.·
2026 16. kitabı
Yazarımız, Filistin’deki işgalin sadece tankla, tüfekle ya da toprak satın alarak başlamadığını çok net gösteriyor. Yeni bir ulus için yeni bir dile ihtiyaç vardı idealiyle harekete geçen Yahudiler, dünyanın dört bir yanından gelen, ortak hiçbir dili olmayan ırkına mensup kişileri tek bir potada eritip ulus yapan dil reformunu uyguluyorlar. Kitap, dilin nasıl sistematik bir işgal aracına dönüştüğünü, askeri işgalden önce zihinlerin ve duyguların nasıl hizalandığını gözler önüne seriyor. Okurken bir yandan Ben-Yehuda’nın azmine ve disiplinine şahit oluyor, diğer yandan bu azmin doğurduğu can yakıcı İsrail işgaline öfkeleniyorsunuz. En sonunda ise kendi adanmışlıklarımızı, tembelliklerimizi sorgularken buluyorsunuz kendinizi. Kitabın en samimi ve can yakıcı satır aralarında asıl yankılanan soru ise; -Biz ne yapıyoruz?
Dil ve İşgalTaha Kılınç · Ketebe Yayınevi · 20241,077 okunma
türkü
Puan vermedi·192 syf.··
2026 50. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 16:51
"Hayat herkesin kendi türküsüdür. Yaşadıklarını dinler, dinlediklerini söylersin. Dinleyebilene, görmek isteyene..." Gönüllerin bir türküyle birleştiğini hissettiren, ilk kitap olan Özgürce’nin devamı “Türkü"nün yorumuyla geldim bugün. İlk kitaptan tanıdığımız karakterlerin hayatında tam iki yıl geçmiş ve Özgür artık İstanbul’da tarih öğretmenliği yapıyor. Ancak kalıplara sığmayan yapısıyla okulun ezberci düzenine kendince karşı çıkıyor. Özgür’ün içine kapandığı bu dönemde, onunla aynı evi paylaşan Umut ve onlara abla şefkatiyle yaklaşan Özlem var hikayede. Özgür’ün kabuğuna çekildiği bu dönemde hayatına güzel dokunuşlar yapan dostu Luka çıkageliyor bir gün. Ve yine bir dost düğününde buluşmak üzere yakın arkadaşları Makedonya’ya bir yolculuğa çıkıyorlar. Burada hikayeye Filiz dahil oluyor. Bir türkünün ezgilerinde birleşiyor Özgür ve Filiz’in gönülleri. Kitapta bu ikilinin aralarındaki bağ biraz hızlı gelişiyor. Evet, sevgi birdenbire filizlenebilir ama ben o aralarındaki yakınlığın nasıl geliştiğini biraz daha sindire sindire, detaylıca okumayı isterdim. Bir zaman sonra Özgür’ün dostlarınında yardımıyla o hayal ettiği yaşam alanını gerçekleştiriyorlar. O hayalin birileri tarafından gerçekte bir gün gerçekleşmesini canı gönülden isterim. Kitabın sonlarına doğru hikaye hüzünlü bir sürece doğru gidiyor. Ve bir anda çekip giden Özge bir sebeple geri dönüp Özgür ile yüzleşiyor. Onun gidiş nedenini bu noktada daha net hissetmek isterdim. Hikayenin devamında ise hayatın getirdiği acı tatlı sürprizlerle yüzleşen karakterlerin bu süreçleri nasıl atlattığını ve yollarının nereye gittiğini okuyoruz. Açıkçası Özgürce’yi okurken o küçük Özgür’ün büyüme evresini, hayatı öğrenişini ve o satırlardaki derin cümleleri okumak bana daha keyifli gelmişti. Bu kitap ise daha çok
TürküÖzgür Şencan · Karina Yayınevi · 202519 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·160 syf.··
2026 1. kitabı
Albert Camus Sisifos Söyleni, yaşamın saçmalığıyla başka bir deyişle absürt ile bizi yüzleştiriyor. Ara sıra durup kendime şunu soruyorum; Ben gerçekten yaşıyor muyum, yoksa sadece aynı günü tekrar tekrar mı tüketiyorum? Her sabah kalk, aynı düşünceler, aynı yorgunluk, aynı mücadele. Sanki görünmeyen bir döngünün içindeyim ve çıkışı yok gibi. Labirent misali. Albert Camus tam da bunu anlatıyor aslında. Sisifos'un cezası; kocaman bir kayayı dağın tepesine çıkarmak fakat tam “bitti” diyor ama kaya geri yuvarlanıyor. Ve o tekrar başlıyor. Dışarıdan bakınca çok net bir çıkarım var, boşuna çaba. Anlamsız bir uğraş. İnsanı delirtecek bir döngü. Ama işin aslı öyle değil diyor Camus ve ekliyor, hayat zaten böyle. Biz anlam arıyoruz. Hayat ise hiçbir şey söylemiyor. İşte o çarpışmanın, o hissin adı, absürt. Peki ne yapacağız? “Her şey anlamsızsa bırak gitsin” mi diyeceğiz? Yoksa...Asıl mesele devam etmek mi? Anlamsız olduğunu bile bile devam etmek sanırım başkaldırının en saf hali. Ve Camus en sonunda diyor ki, “Sisifos’u mutlu hayal etmek gerekir.” Çünkü o artık kaçmıyor. Kaderinin farkında. Ve yine de o kayayı itiyor. Belki de mutluluk dediğimiz şey… Her şey yolunda olduğu anlar değil. Belki de düştüğünü bile bile tekrar kalkmaktır mutluluk. Şimdi dürüst olalım… Senin kayan ne? Seni her gün aşağı çeken o şey ne? Ve daha önemlisi, pes mi ediyorsun… yoksa hâlâ itiyor musun? Ben pes ederken bulsam da kendimi bir absürt döngüsünde olmaktan korkmuyorum...
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 202011,3bin okunma
Farklı Bir Vampir Öyküsü
8/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 11:37
Robert Louis Stevenson denince çoğu okurun aklına Define Adası ya da Dr. Jekyll ile Bay Hyde gelir. Olalla ise yazarın daha az bilinen ama bence keşfedilmeyi hak eden eserlerinden biri. İlk bakışta klasik bir gotik korku hikâyesi okuyacakmışız gibi başlıyor. Issız bir konak, tuhaf davranışlar sergileyen bir aile, geçmişin gölgesinde yaşayan insanlar ve açıklanması zor olaylar... Stevenson daha ilk sayfalardan itibaren huzursuz edici bir atmosfer kurmayı başarıyor. Kitap boyunca hissedilen o tekinsizlik duygusu, hikâyenin en güçlü yanlarından biri. Ancak Olalla'yı ilginç kılan şey yalnızca gotik atmosferi değil. Hikâye ilerledikçe korku unsurlarının arkasında çok daha farklı bir mesele olduğunu görmeye başlıyoruz: İnsan, atalarından ne kadar kaçabilir? Geçmiş gerçekten geride bırakılabilir mi? Kan bağı, karakterimizi ve kaderimizi ne ölçüde belirler? Stevenson'ın özellikle kalıtım, soyun mirası ve nesilden nesile aktarılan yükler üzerine kurduğu anlatının oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum. Bugün bile güncelliğini koruyan bu tartışmalar, kitabın kısa hacmine rağmen düşündürücü bir derinlik kazanmasını sağlıyor. Olalla karakteri de kitabın akılda kalan taraflarından biri. Gizemli, melankolik ve aynı zamanda trajik bir karakter. Hikâyenin merkezindeki duygusal çatışmaların önemli bir kısmı onun üzerinden şekilleniyor. Bu yönüyle eser, yalnızca bir korku hikâyesi değil; aynı zamanda kader, fedakârlık ve insanın kendi doğasıyla mücadelesi üzerine bir anlatı hâline geliyor. Bununla birlikte kitap kusursuz değil. En sık dile getirilen eleştirilerden biri finalinin oldukça açık uçlu olması. Hikâye boyunca kurulan bazı gizemlerin, aile geçmişinin ve karakter ilişkilerinin daha ayrıntılı işlenmesini isteyen çok sayıda okur var. Ben de özellikle son bölümde hikâyenin biraz
OlallaRobert Louis Stevenson · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20255,6bin okunma
10/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 17:19
Bu kitapta Şarklılar(doğulular) ve Garplılar(batılılar) olarak iki kültür farkını, çatışmasını çok çok iyi anlatılıyor. Neriman garplıyı, şinasi şarklıyı temsil ediyor. Günümüzde bu kitabı okuduğumuzda çok net bir şekilde bu kavramları iyi anlayabiliyoruz, görebiliyoruz. 'Medeniyet' adı altında kitapta da eleştirildiği gibi batılı olunca medenî mi oluyor. Barış Manço'nun bir kadınla olan konuşmasında kadının batılılaşmanın doğru olduğunu savunurken Barış Manço ise şu cevabı vermişti - Biz batılılaşmak istemiyoruz bir uygar olmak istiyoruz. Ayrıca Batı'nın ne denli bir pislik olduğu gün yüzüne çıkmasına rağmen. Türkiye'nin şu batılılaşma, sözde medenileşme ve "özgürlük" adı altında yıllardan beri özenme durumu çok rahatsız edici. Kendi örf ve adetlerimizi bile yapmak köylü olarak görülüyor. Çok büyük bir toplumsal çürüme yaşadı bu ülke. Çok rahatsız edici bir şey daha var o da Türkiye içerisinde doğu ve batı ayrımı da çok net bir şekilde görülüyor. Ben doğuluyum ve batıya nazaran daha örf ve adetler var ama yavaş yavaş başladı bu çürüme ve burayı da etkiliyor. Gelecek nesillerin daha uygar olması ümidiyle.. Peyami Safa Fatih Harbiye
1000Kitap
Fatih HarbiyePeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202057,2bin okunma
İnsan kendisini neden ve nasıl kandırır?
9/10
·464 syf.··
2026 11. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 01:56
Ben böyle kitaplara bayılıyorum arkadaş ayrı bir evreni loreu arkaplanı olan kitaplar bunlar.Yüzyıllık yalnızlık hastalıklı bir ailenin 6 nesil hikayesini anlatır buendia ailesinde sık görülen akraba evliliği en sonunda bu ailedeki kişilerin ruhsal olarak hastalıklı ve psikolojik olarak sıkıntılı tipler olmasına sebep olur buendia ailesindeki kişiler ne sever ne de sevilebilirler.Yüzyıllık dönem de de karakterler neredeyse ırsi olarak birbirlerine aktarılır ki yazar buna çoğu yerde dikkat cekiyor örnegin aureliona ve arcadio isimlerine sahip kişilerin karakterleri farklı olmaktadır bu döngüsel olaraktan da birbirini takip eder ve bazı olaylar ise önceki gelisenin tekrarıdır günün sonunda(spoiler spoiler spoiler) 0 dan başlayan macondo ise tekrar 0 a döner bütün olaylar kendisini 2 kez tekrar etmiştir kitapta fazlasıyla cinsel ögeler olduğu için sevmeyen okumayan kişilere de açıkçası saygı gösteriyorum şimdi ben fazla uzun bir inceleme yazısı da yapmak istemiyorum açıkçası peki ne olsaydı kitap farklı bir sonla bitebilirdi 1-benim en büyük teorim gerinoldo marquezin ki kendisi albay eğitimli ve alaylı bir asker amaranta ile evlenmesi;eğer böyle olsaydı ailedeki eksik olan ve aureliano buendianın aptal gibi göstermekten çekindiği otorite figürü sağlanmış olacak onlardan doğacak çocuklar bir nebze daha sağlıklı olacak ve bu gerizekalı buendiaları güdeceklerdi 2-arcadioya sevgi gösterilseydi küçük hitler olup çıkmazdı ursulanın çıkıp arcadionun oğlu jose arcadioyu adam etmeye çalışması zaten fiyaskoyla sonuçlandı ve geç bir hamleydi 3-aureliona segundo fernandayı boşayıp evden kovmalıydı gidip petra cotesi eve hatun yapmalıydı çünkü fernanda dini ve batıl inançları yüzünden önünü göremeyen bir salak ve ayrıca santa solfi de le piedadı çok baskıladı ki kendisini kaynanası
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,5bin okunma