Albert Camus Sisifos Söyleni, yaşamın saçmalığıyla başka bir deyişle absürt ile bizi yüzleştiriyor.
Ara sıra durup kendime şunu soruyorum;
Ben gerçekten yaşıyor muyum, yoksa sadece aynı günü tekrar tekrar mı tüketiyorum?
Her sabah kalk, aynı düşünceler, aynı yorgunluk, aynı mücadele.
Sanki görünmeyen bir döngünün içindeyim ve çıkışı yok gibi. Labirent misali.
Albert Camus tam da bunu anlatıyor aslında. Sisifos'un cezası; kocaman bir kayayı dağın tepesine çıkarmak fakat tam “bitti” diyor ama kaya geri yuvarlanıyor. Ve o tekrar başlıyor.
Dışarıdan bakınca çok net bir çıkarım var, boşuna çaba. Anlamsız bir uğraş. İnsanı delirtecek bir döngü. Ama işin aslı öyle değil diyor Camus ve ekliyor, hayat zaten böyle. Biz anlam arıyoruz. Hayat ise hiçbir şey söylemiyor. İşte o çarpışmanın, o hissin adı, absürt.
Peki ne yapacağız?
“Her şey anlamsızsa bırak gitsin” mi diyeceğiz? Yoksa...Asıl mesele devam etmek mi? Anlamsız olduğunu bile bile devam etmek sanırım başkaldırının en saf hali. Ve Camus en sonunda diyor ki, “Sisifos’u mutlu hayal etmek gerekir.” Çünkü o artık kaçmıyor. Kaderinin farkında. Ve yine de o kayayı itiyor.
Belki de mutluluk dediğimiz şey…
Her şey yolunda olduğu anlar değil.
Belki de düştüğünü bile bile tekrar kalkmaktır mutluluk.
Şimdi dürüst olalım…
Senin kayan ne? Seni her gün aşağı çeken o şey ne?
Ve daha önemlisi, pes mi ediyorsun…
yoksa hâlâ itiyor musun?
Ben pes ederken bulsam da kendimi bir absürt döngüsünde olmaktan korkmuyorum...