İnsan olmak
9/10
·183 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Engin Geçtan’ın zamansız eseri İnsan Olmak, uzun zamandır raflarda gördüğüm ama kapağını açmak için her nedense hep "doğru zamanı" beklediğim bir kitaptı. Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki, insan kendi içine bakmaya ne zaman hazır hissederse, doğru zaman zaten tam o anmış. Kitabı bitirdiğimde hissettiğim ilk şey, içimde uyanan derin bir "yalnız değilmişim" duygusu oldu. Engin Geçtan, bir psikiyatrist olmanın getirdiği o mesafeli, akademik dili tamamen bir kenara bırakmış. Karşısına beni oturtmuş, kahvesini yudumlarken omzuma elini koymuş ve "Bak dostum, yaşadığın o kaygılar, değersizlik hissi, öfke ya da insanlara yaranma çabası var ya... Bunların hepsi senin insan olma yolculuğunun bir parçası" demiş gibi hissettim. Toplumun bize dayattığı "hep güçlü görünme" maskesinin altında nasıl ezildiğimizi, sevilmek uğruna kendimizden nasıl vazgeçtiğimizi o kadar naif anlatmış ki, okurken yer yer kendi sınırlarımla yüzleşip resmen utandım. Bu kitap bana sihirli bir değnek sunmadı ya da "Hadi yarın bambaşka biri ol!" diyerek beni zorlamadı. Aksine; olduğum halimle, kusurlarımla ve kırgınlıklarımla barışmam gerektiğinin şefkatli bir sinyalini verdi. Kendime karşı ne kadar acımasız davrandığımı, başkalarını memnun etmek adına kendi iç sesimi nasıl susturduğumu bu sayfalar sayesinde çok net gördüm. Eğer siz de hayatın koşturmacası içinde bazen yönünüzü kaybetmiş gibi hissediyorsanız, içinizdeki o sessiz huzursuzluğun kaynağını merak ediyorsanız bu kitaba mutlaka bir şans verin derim. Kendinize doğru yürüyeceğiniz o yolda, yanınıza alabileceğiniz en samimi, en şefkatli yoldaşlardan biri kesinlikle bu kitap.
İnsan ve Hayat
İnsan OlmakEngin Geçtan · Metis Yayınları · 202533,5bin okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 9. kitabı
! Spoiler içerebilir ! Siz sevdiği kitapları tekrardan okuyabilenlerden misiniz bilmiyorum ama ben değilim. Ne kadar sevsem de elim bir okuduğuma bir daha kolay kolay gitmiyor benim. Biraz herhangi bir yerde kıpırdayamaz hale gelecek şekilde kök salmamak için biraz da daha okumamış olduğum kitaplardan yayılan bilinmezliğin, farklı bir düşüncenin, cümlenin, karakterin cazibesinden sanıyorum. Başka nedenleri de olabilir. Yalnız birkaç seferdir okuduğum kitapları daha bitirmeden tekrar okumanın hayalini kurarken buluyorum kendimi. Kitaba daha onu bitirip bir kenara atmadan tekrar çekiliyorum. Feniçka da bu duyguyu iliklerime kadar hissettiğim bir kitaptı bir süredir. Çok kısa bir zaman önce okumama rağmen tekrar elime aldım onu. İlk okumamda çok etkilenmiştim. Sürekli bir sonraki sayfanın heyecanı içinde bazı yerleri çok da anlamasam da geçmişim. Bunu çok net fark ettim. Tekrar okuduğumda mekanlar diğer kişiler vs. ye dair şeylere çok daha dikkat etme fırsatım oldu. Salomenin hayatını çok daha iyi bilerek okuyunca içinde kendi hayatına dair daha çok şey gördüm. 8. Sf'da hem yazarına hem karakterine ait ortak özellikler göze çarpıyordu: •Moskovada doğmuştu. (St. Petersburgda doğdu) •Eski bir askeri doktor olan babasıyla (Salomeninki de rus general) birlikte daha küçük yaşlarda İsviçreye gitmiş, burda üniversite öğrenimine başlamıştı. •Babasının ölümünden sonra (17 yaşında kaybetmiş Salome de babasını) bir yığın çaba gerektiren uğraşlarl, ders vererek, her türden çeviriler yaparak azimle eğitimini sürdürmüştü. •Anlaşılan Zürihte (Salomenin okuduğu yer) arkadaş olduğu pek çok erkekle birlikte okuyordu. Bunlar yakalaması kolay benzerliklerdi ama dediğim gibi ben kitap boyunca bunları gördüm. Eğer Salomeyi Nietzsche'nin evlilik teklifini reddeden kadın olarak
FeniçkaLou Andreas-Salomé · İş Bankası Kültür Yayınları · 20219,5bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Akıcılığı Baltalayan Nörolojik Terimler :))
6/10
·192 syf.··
2026 44. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 14:04
Kitabın bende bıraktığı en güçlü intiba şu oldu: "Mutluluk bir piyango değil, zihinsel bir kas sistemidir." Yazar, kaderci veya tamamen polyannacı bir yaklaşımı reddediyor. "İyi düşünmek" derken saf bir iyimserliği değil, "gerçekçi ve işlevsel" düşünmeyi kastediyor. İnsanın kendi beyninin kölesi değil, efendisi olması gerektiğini çok net formüle etmiş.Ancak yazarın daha önce başka kitabını da okumuştum ve o kitabını da okurken aynı şeyi hissetmiştim. Tarhan'ın akademik ve tıbbi geçmişine bakmıştım kitabını daha bitirmeden. Çünkü bu kitabında da yaşadığım gibi mesleğinin önlüğü kelimeleri örtüyor ve kelimelerin örtülü olduğu bölümlerde dil ağırlaşıp akıcılığını kaybediyor. Nörolojik terimler (serotonin, dopamin yolları, prefrontal korteks vb.) akıcılığı çok fazla baltalıyor. Kelimeleri yazarken bile şuan bayıyor. :) Ayrıca kitap içinde bazı kavramların (özellikle "özbilinç" ve "irade" vurgularının) çok sık tekrarlandığını, bunun da kitabın hacmini gereksiz büyüttüğünü düşünüyorum. Yazarın bu kitabını da okuduktan sonra başka kitabını okur muyum, ıssız bir adada tek başıma sadece O'nun kitabı kalsa o zaman okurum :)) o da okumayı sevdiğim için. Huzurla demlenmeniz dileğiyle akıcı kitaplarınız bol olsun arkadaşlar :)
İyi Düşün, İyi Hisset, İyi OlNevzat Tarhan · Aile Yayınları · 202597 okunma
Puan vermedi·344 syf.··
2026 41. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 17:34
OL MA DI Kamera bir anda okulun “Mean girl”lerine yönelir. Hani şu çevrelerindeki herkesten farklı görünen; güzel, zengin, kusursuz ve adeta bir bebek gibi özenle yaratılmış kızlara. Korku filmlerinde, gençlik dizilerinde ya da herhangi bir popüler kurguda bu kız grubunun hiç de güven vermeyen bir yapıya sahip olduğunu biliriz. İnsanlar onların çevresinde olmak ister ama hikâye ilerledikçe genellikle en karanlık sürprizlerin onların arasından çıktığını görürüz. Aslında bu, kurgunun en temel ve en zayıf şaşırtma yöntemlerinden biridir. Bir böcek görünce çığlık atacak kadar kırılgan görünen karakterlere cinayetler işletmek, onları karanlık ve kanlı olayların merkezine yerleştirmek yıllardır kullanılan bir anlatı tekniğidir. Mona Awad’ın Tavşan adlı romanı da tam olarak Dark Academia diyebileceğimiz bir atmosferde geçiyor. Romanın başkahramanı Samantha, Warren Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık eğitimi alan bir öğrenci. Samantha bulunduğu çevrede eğreti duran bir karakter; oraya ait değil. Bu aidiyetsizlik hissini özellikle ‘’Tavşanlar’’ üzerinden görüyoruz. Kitabın ‘’Mean Girl’’leri birbirlerine Tavşan olarak seslenirler. Türkçeye çevriminde kulağı tırmalasa da İngilizce aslı ‘’Bunny’’ oldukça sempatik bir artikülasyon yaratıyor. Ne demiştik? Bu tür karakterler kurgulanırken genellikle bir bebek gibi tasarlanırlar: zararsız, şirin, tatlı ve sempati uyandıran figürler olarak karşımıza çıkarlar. Tam da bu yüzden onların içinden çıkan karanlık taraf okur üzerinde daha büyük bir etki yaratır. Eğer Samantha’nın bu karakterleri kendi zihninde yarattığını, hatta onları birer kurgu karakter olarak inşa ettiğini kabul edersek romandaki bazı detaylar daha anlamlı hâle geliyor. Karakterlere sürekli bebeksi kıyafetler giydirmesi, saçlarını çocuklar ya da porselen bebekler gibi
TavşanMona Awad · İthaki Yayınları · 2024750 okunma
İmam Gazâli | Dilin Âfetleri
Puan vermedi·238 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 10:01
“Bilmiş ol ki, dilin tehlikesi çok büyüktür. Onun tehlikesinden ancak susmakla kurtulmak mümkündür.” (sy.10) Uzun süredir okumak istediğim ama cesaret edemediğim İmam Gazali ’den Kitabu Afati'l-Lisan Dilin Afetleri ’ni sonunda okudum. İyi ki de okudum ve neden cesaret edemediğimi de daha iyi anlamış oldum. Neden böyle söylediğimi de ancak kitabı okuyanlar anlayacaktır. İmam Gazâli bu kitabında toplumun ve özellikle insanlığın selameti için yapılmaması gereken bazı dil afetlerini yani belalarını anlatıyor. Kitapta özellikle yirmi dil belasından bahsediyor. Bu belaların bir kısmını ahlaki bir duruş olarak ön plana çıkarırken bir kısmını da İslami açıdan günah sayıldığı için ayrıştırıyor. Gazali’nin anlattığı çoğu afet veya bela günlük hayatta yapılan ve asla fark edilmeyen afetlerdir. Örneğin kötü söz söylemek, dedikodu yapmak veya fuzuli konuşmak (boş konuşmak) bunlardan sadece birkaçı… Kitapta her bela için ayrı bir bölüm bulunmaktadır. Ayrıca her bela için ilgili hadis ve ayetlerden referans alınmaktadır. Hadislerin kaynağı araştırılarak okunursa daha sağlıklı olabilir. Eğer inancınız İslamiyet değilse bile okunmasında fayda olduğunu düşünüyorum. Çünkü bana göre bahsi geçen tüm belalar başlı başına toplumun huzurunu bozan, etik dışı davranışlara sebebiyet veren ve ahlaken uygun olmayan durumları meydana getiren kötü ifadelerdir. Bahsi geçen her belayı okurken gerçekten normalin ne olduğunu ama bizim nasıl davrandığımızı daha net görebiliyoruz. Bu yüzden kitabı salt İslam inancı bağlamında değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Kitapta anlatılan belalara gelecek olursak, onları buraya yazmak istiyorum. İçeriğini merak edenler kitabı okuyabilir. Ben sadece görün istediğim için buraya yazıyorum. 1. Seni İlgilendirmeyen Şey Hakkında Konuşmak 2. Fuzuli Konuşmak 3. Batıla Dalmak (Günah Olan Şeyleri
1000Kitap
Kitabu Afati'l-Lisan Dilin Afetleriİmam Gazali · Ravza Yayınevi · 202117bin okunma
Zahir zahit
Puan vermedi·479 syf.··
2026 11. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 10:08
Tehlikeli oyunlar kitabı anlam yönünden yoğun pek çok noktada eleştirel tutumda olan yazar kelime oyunlarıyla kalıpları yıkan kalemiyle farkını ortaya koyuyor. Benim için Oğuz Atay hikayesi olmayanların (!) hikayesini anlatiyor. Belirsizliğin doğurduğu ihtimalleri ve olan durumların olabilecekleri ile kıyası sık sık yer alıyor. Kitaptan bir alıntıyı cözümlemek ve kitabın bana kattığı noktayı belirtmek isterim: "Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor." Çünkü artık kelimelerin de, imaların da, hiçbir anlamı yok. Hayatta her şey net olmalı. Olur ya da olmaz; olumlu ya da olumsuz... İnsan neyi göze alıyorsa, arkasında durduğu şey de o kadar net olmalı. Olumsuz bir sonuç bile belirsizlikten daha değerlidir. O yüzden cesur ol, ne olacaksa olsun ama artık net ol." Bence netlik Mesajını veriyor ve hayatında griyi görmezden gelen benim için çok yerinde bir mesaj çok net olmalı yada olmamalı ya hep ya hiç ya olur ya olmaz ya siyah ya beyaz..
Alıntı
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma