Sevgili süzgün bakışıyla bakacak, o bakıştan fırlayan ok gelip aşığın bağrına saplanacak orada yer edinecek, yerleşecek. Sevgilinin bir bakışı ile gelip âşığın kalbine saplanan ok belki de onun sinesine gelebilecek, orada saklamaya değer en güzel hediyedir. Kalbe girebilecek en muhteşem hediye yani. Şimdi düşünelim; acaba böyle bir hediye, böyle bir aşk, kalbimizde olsa ondan kurtulmak ister miyiz? Bence ondan kurtulmak yerine onu saklamak isteriz. Bu, kalbine ok saplanmış bir insanın "aman oku çıkarmayın demesidir. O oku siz bir aşk hatırası olarak, sevgilinin bakışının bir hatırası olarak saklayıp kalbinizin içerisinde varlığından mutlu oluyorsanız, azabınız azb (lezzet) oluyorsa o zaman birileri o oku çıkaralım, yarası iyileşsin, dediği an âşığı "Zinhar, sakın çıkarmayın, dokunmayın!" demek düşer.
Zeuk-i tīğından acep yoh olsa gönlüm çük çak
Kim mürür ilen bırağır rahneler dīvāra su
Ey Sevgili! Su, geçtiği zaman toprakta nasıl yaralar, yarıklar açıyorsa, senin bakışının özlemi de benim gözlerimden akan yaşlar gibi benim bağrımda yarık yarık, şerha şerha yaralar açmakta.
Saçma ey göz, eşkden gönlümdeki odlare su
Kim bu denlü dutuşan odlare kılmaz çâre su
"Ey gözlerim! Gönlümdeki yangını söndürmek için boşuna yaşlar serpip durmayın. Çünkü benim gönlümde öyle bir yangın var ki, artık ona su kâr etmez."
Sakın bir söz söyleme yüzüme bakma sakın
Sesini duyan olur, sana göz koyan olur
Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın
Annen bile okşasa benim bağrım kan olur
Bilge hiç kimse tarafından küçük düşürülemez, o ruh yüceliğinin farkındadır; kendi kendine kimsenin kendisine değer biçemeyeceğini söyler ve ruhun sefaleti değil derdi olarak nitelendirdiğim her şeyi yenmek şöyle dursun, hissetmez bile.