Orhan Pamuk’tan okuduğum ilk kitap “Kırmızı saçlı kadın” kitabı. Bu kitapla Orhan Pamuk’u tanımak bana diğer kitaplarını da okuma isteği ve merakını uyandırdı.
Hikaye Cem’in babasının siyasi fikirleri dolayısıyla evini terk etmesiyle başlıyor. Cem üniversite sınavına hazırlanmak (yazar olmayı istiyor ama yaşadığı olaylar onu jeoloji mühendisi olduruyor) için yazılacağı dershanenin masraflarını karşılamak adına kuyucu Mahmut Usta’nın çırağı olarak işe başlıyor. Onunla birlikte Öngören’e bir kuyu kazmak ve koşulları zorlu bir araziden su çıkarmak için gidiyor. Ustasıyla görmediği baba-oğul ilişkisini sevgisini tamamlamaya çalışıyor.
Ustanın anlattığı batının efsanelerinden biri olan Sophokles’in kral Oidipus’u (babayı öldürmek) ve dogunun efsanelerinden biri olan Firdevsi’nin Rüstem ve Sührab (oğulu öldürmek) kırmızı saçlı kadın adlı kitabın ana konularını oluşturuyor.
Kitap üç bölüme ayrılıyor ve biz okurlar son bölüme kadar olayları Cem’in ağzından okuduğumuzu sanıyoruz ama son bölümde anlatılan olaylar bizleri şaşırtarak aslında Cem karakterinden okumadığımızı açığa çıkartıyor.
“Sizin saçınızın kırmızısı doğuştan, benimki ise kendi kararım” peki bu cümleyi söyleyen ve kitabada ismini veren karakterimize ne demeli!!
Cem’in bu karaktere aşık olaması ve bu karakterle ustasından dinlediği, tiyatroda izlediği efsanelerin yıllar sonra kendi başına gelmesi gibi ilginç tesadüflere dayanıyor olması beni şaşırttı ve etkiledi.
Kitaba ilk başladığımda hikayenin bu şekilde farklılaşacağını, efsanelere yer vereceğini ve Cem’in de efsaneleşeceğini hiç tahmin edememiştim.
Kitap çok okunan ve tavsiye edilen bir kitaptı. Okumaya başlayınca çok sıkıcı geldi. Bitmek bilmedi. Başta bir çok saçma tekrarlı cümleler vardı insanın okuma keyfini kaçıran.
"Bittim buna.Saatin kaç olduğunu filan unutmuştum.Felaket dalgınımdır. Böyle, “Tebdil dolaşıyorum,” gibisinden hödükçe şeyler söylemekten nefret ederim.Şimdi size acayip güzel olduğunu filan söyleyemem. Ama ben ona felaket kesilirdim. herifin yanındaki kız felaket güzeldi. Vay canına, kız pek güzeldi!
Bittim buna.
Özellikle de birinde, iyi hatırlıyorum da. Yine bir şey olmuştu; ama ne olduğunu tam hatırlamıyorum.
Vay canına, çok kötüydüm!
Gece gündüz; bittim buna." Gibi...
Bütün bu sıkıcı sayfalardan sonra sona doğru biraz daha keyifli idi. Okuldan atılan bir çocuğun üç gününü anlatıyordu.
İsmi Çavdar Tarlasında Çocuklar olmasına rağmen "çoğu çocuklar gibi ve durmadan, “Yakalarsa birini biri, çavdarlar arasında,” şarkısını söylüyordu"cümlesinin bir kaç tekrarından ibaretti çavdar tarlası ile ilgisi.
Okunabilir mi bilmiyorum. Herkes keyifle okuyamaz sanırım. Baştaki sıkıcı bölümleri bitirebilenler bitince nihayet bitti. Fena sayılmazdı der muhtemelen.
Bu kitabın en çok yarım bırakılan kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir ara bende yarım bırakmayı düşündüm. Biraz abartılmış bir kitap bence. Bülbülü Öldürmek kitabı gibi. Herkese hitap etmeyebilir.
Zülfü Livaneli'nin okuduğum ilk kitabı. Tesadüf eseri almış olduğum ama iyi ki aldım dediğim bi kitap. Akışkan ve yalın bir dile sahip. Bitirdiğim zaman beni şok eden :) Kitap soranlara ilk olarak tavsiye ettiğim bir eser. Herkes okumalı mı? Evet okumalı :)