İnsanlara bilgelik öğütleyen filozofların başına neler geldiğini hatırlayın. Bilgelik öğütlerini mısraların en güzelleriyle süsleyen Homeros ömrü boyunca sadakaya muhtaç bir halde yaşamıştı. Söylevleri ve ahlaki değerleriyle Atinalılara öylesine güzel dersler veren Sokrates bizzat o insanlar tarafından yargılanıp zehirle öldürülmüştü. Muhteşem öğrencisi Platon bizzat kendi koruyucusu olan prensin emriyle esarete teslim edilmiş ve bunların hepsinden önce, hayvanları bile kapsayacak kadar geniş bir insanlık anlayışı getirmiş olan Pythagoras, Kratonlular tarafından diri diri yakılmıstı. Daha ne diyeyim ?
Dışarda ne yaptığını bilmeyen,kafası karışmış bir insanlığın bizzat kendisinin yarattığı acının dokunamadığı sonsuz bir dünya vardı ve Ferdinand için ışıldıyordu sonsuz gökyüzünün altındaki sonsuz yıldızlar.
Bocalıyorum.Çekip gidesim var.Ama gidemiyorum.Bir eteklerimi düzeltiyorum,bir paçalarımı çekiştiriyorum.Saçlarım uzayıp uzayıp kısalıyor.Kısalıp kısalıp uzuyor.Kafam kocaman ve kalbim küçücük kalıyor.Zaman üzerimden öfkeli bir gergedan gibi bir ileri bir geri geçiyor da geçiyor.
''Sorun belki de doğum için duyduğum sevinci ölüm için de hissedemememde'' diye düşünüyorum. Bunu bir daha düşünüyorum.Sonra'' belki de sorun ölüm için tuttuğum yası doğum için de tutmamamda'' diye düşünüyorum.Düşündükçe kafam karışıyor.Kafam karıştıkça düşünüyorum.Düşündükçe doğup doğup ölüyorum.