Gel de çık işin içinden. Doğrunun göreliliğine ilişkin post-modern inancın, dikkat süresinin, New York dakikasıyla ölçüldüğü kitle iletişim araçlarına özgü tıkırtı kültürüyle birleşmesi, bizi haber-eğlence birimlerinde paketlenmiş şaşırtıcı çeşitlilikte doğruluk savlarıyla karşı karşıya bırakıyor. Herhalde doğru olmalı -öyle ya, televizyonda, internette gördüm.
Esrarengiz ve doğaüstü şeyler. Komplolar ve dalavereler. Değişen bilinç durumları ve hipnozla bağlanma. Astroloji ve el falı. Akupunktur ve masajla tedavi. Her yerde kafa karıştırıcı bir teori ve varsayım, gerçek ve hayal, belgesel ve bilimkurgu amalgamı var.
Gerçeğin orada bir yerde olduğuna inanmasına inanıyorum; ama gerçek seyrek olarak apaçıktır ve hiç de basit değildir. Duygular temelinde inanmak istediğim şey ile bulgular temelinde inanmam gereken şey, her zaman çakışmaz. Bir kuşkucu olmamın sebebi inanmak istememem değil, bilmek istememdir. Doğru olmasını istediğimiz şey ile gerçekten doğru olan şey arasındaki farkı nasıl anlayabiliriz?
Bunun cevabı bilimdir. İnançların sağlam bulgulara ve ampirik verilere dayandırılmasının beklendiği bilim çağında yaşıyoruz.
...
Meleklere ve şeytanlara inanların sayısı, evrim teorisine inananlardan daha yüksek.
Duyu ötesi algıya inancın lise mezunları arasında yüzde 65 iken yüksekokul mezunları arasında yüzde 60'a ve manyetik terapiye inancın lise mezunları arasında yüzde 71 iken yüksekokul mezunları arasında yüzde 55'e düşmesine karşın, eğitimli insanların yarıdan fazlasının böyle savları onaylaması gibi bir durumla karşı karşıyayız! Üstelik bir tür uydurma bilim olan alternatif tıbbı benimsemede aslında bir artış söz konusudur: Lise mezunlarında yüzde 89 olan oran yüksek okul mezunlarında yüzde 92'ye çıkmaktadır.
Sorun daha da derindir ve özellikle çelişkili bulguları