Puan vermedi·627 syf.··
2026 48. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 17:25
Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Güray Süngü'den “Delirmeler Sarayı” adlı romanı oldu. Romanda, zaman algısı mütemadiyen karakter geçişlerinde değişiklik gösteriyor. Bir geçmiş, bir şimdiki zaman aralığında, içsel dönüşümleri ve dışsal eylemleri yoğunlukla duyumsarız. Hakan, az konuşan çok susan, içkin bir karaktere sahip, kendiyle savaşım halinde olan, tanıdığına da tanımadığına da mesafeli duruşu onu soğuk, kaba gösterse de karşındakinin yine de saygı duyduğu biridir. Arif, kendi kabuğundan çıkamayan, annesinden başka bir dünyası yok iken, kendince şairliğe soyunan fakat bunu içinde bile sürdürmeye mecali olmayan hassas kişilikli biridir. İsmail, geçmişin gölgesinde, bir acayip hezeyanların pençesine düşen, hem söyledikleriyle hem eylemleriyle boşluğa doğru yalpalayan bir edebiyat aşığı daha sonra deliliğe "öteki"ne bürünendir. Selim, hayat dolu, çevresi ve arkadaşları tarafından sevilen saygı görülen biri. Bir gün okuduğu bir eseri sahneye uyarlamak ister ve hayat bundan sonra Selim için farklı bir surete bürünür. Kendini sorgulayan, bir başkasını merak eden, arayış içinde zaman zaman kendini bile kaybeden birine dönüşür. İstediği cevapların yanıtı için sonuna kadar da arayışını sürdürür. Ve İhsan Zahir, tüm bu karakterlerin ortak paydası olarak tam merkezde duran, fakat geçirdiği bir kaza nedeniyle hareket edemeyen, konuşamayan sadece dinleyen, karakterler için öznel bir varlık olarak baş köşede izler olanları. Bu defa yazarın diğer eselerindeki o çekici etkiyi hissedemedim. Hezeyanların yoğunluğu fazlasıyla boğucu hissetmeme neden oldu. Karakterlerin iç dünyasının işlenişi ara ara yordu. Anlamaya çalışmak, o arayışa dahil olmak cezbeder evet ama aşırı dozda buhran ve karamsarlık yüzünden belki de tatminsizlik yaşattı bana ne yazık
Edebiyat & Roman
Delirmeler SarayıGüray Süngü · Ketebe Yayınevi · 202586 okunma
Derin Deniz Size Hep Merhamet Etsin
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 72. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 22:23
Gizliman'daki amansız hayatta kalma mücadelemiz, Derin Deniz'in görüp görebileceği en gösterişli macera ve elbette ki bizi hiç sevmeyen talihin peşimizden eksik etmediği kaos dolu günler, Hainin Mührü 3 ile nihayet bir son buldu... Bugün ise sizleri, çok sevdiğim ve ona veda ederken beni büyük bir umutsuzluğa düşüren bu muhteşem distopya dünyasına son kez göz atmaya ve bitirdikten sonra ise yasımızı birlikte tutmaya davet ediyorum. Neticede buna gerçekten de ihtiyacımız var. Evet, ufacık bir spoiler oldu bu ama epey bir muğlak; anlayanlara başımız sağ olsun diyorum sadece. Temizlik töreninin bitmesi ve yaşanan nice ihanetin ardından nihayet herkes yavaş yavaş yeni hayatına adım atmaya başlar. Arm, Dante ve Hobdin bu sınavı başarıyla tamamlayarak soylu bir Giz olmayı başarmış, Beş Beter talihsizliği sebebiyle bir Hiç olmaya mahkûm edilmiş, Aspen, Beau ve Lunu ise İsimsizlerin eline düşerek bu adaletsiz düzenin çarklarından tamamen atılmıştır. Yine de mücadeleleri henüz sona ermez. Aksine, belki de en büyük savaşları asıl şimdi başlıyordur. Tüm ekibimiz Gizliman'ın farklı noktalarına saçılmış olsa da hepsinin bir amacı, kendi görevleri ve omuzlarına yüklenen yeni sorumlulukları vardır. Değişimleri ve gelişimleri devam ederken yüzlerce kez sınanan arkadaşlıkları artık tamamen kemikleşerek onların bu süreçteki en büyük yardımcıları olur. Hiç umulmadık kişiler bir araya gelirken, asla anlaşamayacağını düşündüğümüz insanlardan yepyeni ittifaklar doğar. Kızgın doğanın bile şaha kalktığı bu savaşta artık herkes yerini almış ve son kez özgürlükleri için sahneye çıkmıştır. Gerçekten de Hainin Mührü 3, benim için muazzam ve bir o kadar da etkileyici bir final kitabı oldu. İlk iki kitabında sahip olduğu özgün yazım dilini, sürükleyici olay örgüsünü, başarılı karakter inşasını ve
1000Kitap
Hainin Mührü 3Övgü Deveci Safi · Dokuz Yayınları · 202664 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi
Ülkemdeki siyasi çalkantılar yetmezmiş gibi taa okyanus ötesindeki Dominik Cumhuriyeti'ninkiler kalmıştı. Neyse başladım bitirmek lazımdı. 550 sayfa boyunca Trujillo'nun iğrençliklerine tahammül etmek zordu. Trujillo, yani nam-ı diğer Teke, Dominik Cumhuriyeti'nde 31 yıl iktidarda kalmış, 50 bin insanın ölümünden sorumlu tutulan, ancak öldürülerek koltuğu bırakmış bir diktatör. Her yere kendi ve ailesinin adlarını veren, kendine ihanet edenleri her türlü işkenceye maruz bırakan, cesetlerini köpek balıklarına atan, ülkenin tüm fabrika ve üretim tesislerini elinde bulunduran biri. Daha neler neler... O kadar uzun süren iktidarlarda görülen güç zehirlenmesinin en ağırlarından birini yaşıyor Dominik halkı. Buraya bir dilek bırakalım içimizden... Siyasi oyunlarıyla, kendine bağladığı her kurumla, sapıkça fantezileri olan oğluyla Amerika'nın istemediği, denetlenmesi gerektiğinin belirtildiği bir diktatör. Fidel Castro 'dan ve Haitililer'den hiç hoşlanmıyor Teke. Hoşlandığı ise iktidarı... İktidarın her türlüsü. Özellikle genç kızlar ilgi alanı. Hele de bakire olanlar. Yazarın bu kısımlarda amiyane tabirler kullandığını belirtmek isterim. Bu kızlar bazen kendisine sadık olduğunu kanıtlaması gereken babalar tarafından sunuluyor Teke'ye.:(( Urania da bu kızlardan biri. Kitap Urania'nın hikayesi ile birlikte Teke'nin sağ kolu olan generaller, senatörlerin itirafları ve suikastçilerin hazırlıklarıyla ilerliyor. Her birinin ağzından ayrı ayrı aktarılan bölümlerden oluşan kitap gerçek bir hikaye olduğu için ilgi çekici. Latinlerin isimlerinin uzun ve benzer oluşunun yarattığı karakter karmaşası dışında gayet anlaşılır bir anlatıma sahip. Mario Vargas Llosa'dan Üvey Anneye Övgü ve Kelt Rüyası'nı okumuştum. Tarzını çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Özellikle Üvey Anneye Övgü
Teke ŞenliğiMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 20201,603 okunma
Puan vermedi·316 syf.··
2026 2. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 03 Mart 2026 16:24
Ebeveynlerin başucu kitabı olması gereken, Alfie Kohn’un Koşulsuz Ebeveynlik adlı eseri,çoğu ebeveynin doğru sandığı “ödül ve ceza” anlayışını sorgulamaya davet ediyor. Kohn, bunun yerine “koşulsuz sevgi”ye ve akılcılığa dayalı bir çocuk yetiştirme yaklaşımının önemini güçlü bir şekilde ortaya koyuyor.İtaatkar, uslu, “hanım hanımcık” ya da “tam bir beyefendi” nesiller yetiştirmek yerine; soran, sorgulayan, düşünen ve gerçek anlamda koşulsuz sevgiyle büyümüş bireyler yetiştirmek istiyorsak, önce ebeveynler olarak bizim okumaya, düşünmeye ve kendi doğrularımızı sorgulamaya ihtiyacımız var. Bağırmaktan daha iyisi söylemek, söylemekten daha iyisi açıklamak, açıklamaktan daha iyisi tartışmaktır.Kohn’un yaklaşımı ile bilimsel araştırmalar arasındaki temel fark, neyin ölçüldüğü ve neyin önemsendiği noktasında ortaya çıkar. Kohn, ödül ceza sistemine dayalı eğitimi eleştirirken, bu yöntemlerin kısa vadede sonuç verebileceğini kabul eder; ancak uzun vadede çocuğa faydadan çok zarar getirebileceğini savunur.Bir yöntemin “işe yarayıp yaramadığı” değil, çocuğun içsel dünyasında neye dönüştüğü daha önemli değil midir? Bilim kısa vadeli davranış değişikliklerini ölçerken; özerklik duygusu, içsel motivasyonun niteliği ve ebeveyn çocuk ilişkisinin gerçek doğası gibi uzun vadeli psikolojik etkileri çoğu zaman göz ardı edebilir.Bilim “çaba övgüsü motivasyonu artırır” derken, Kohn şu soruyu yöneltir: “Evet, ama bu övgü çocuğu ebeveyn onayına bağımlı hâle getiriyorsa, bunu kabul edebilir miyiz?”Belki de en çarpıcı soru şudur: Çocuğunu iyi şeyler yaparken sevmek kolaydır. Peki ya başarısız olduğunda, hata yaptığında, zorlandığında? Onu yine de, her koşulda ve gerçekten koşulsuz sevebiliyor muyuz?Kohn’un yaklaşımı, verileri reddetmekten çok, onları farklı bir açıdan yorumlamasıyla dikkat
Edebiyat
Koşulsuz EbeveynlikAlfie Kohn · Görünmez Adam Yayıncılık · 2020916 okunma
Puan vermedi·72 syf.··
2026 22. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2026 10:09
Volga: Herkesin 'Şaheser' Dediği, Ama Bana Hiçbir Şey Katmayan Kitap "Bir genç kızın Volga Nehri'nde yolculuğu... Peki ama ben bu yolculuktan neden bir şey anlamadım?" Merhaba kitap dostları! Bugün, yazar ve psikanalist Lou Andreas-Salomé'nin 1902 tarihli öyküsü "Volga"yı dürüstçe konuşacağım. Bu inceleme, bir "övgü" değil, bir "itiraf" olacak. Yazar ve Kitap Hakkında Kısa Bilgi: Lou Andreas-Salomé (1861-1937), Nietzsche'nin evlenme teklifini geri çeviren, Rilke'ye ilham olan ve Freud'un yakın dostu olan sıra dışı bir entelektüeldir . "Volga", yazarın "Eşikte: Yeniyetme Kızların İç Dünyasından Beş Öykü" başlığı altında topladığı öykülerden biridir . 16 yaşındaki Lyubov adlı bir kızın Volga Nehri'nde yaptığı gemi yolculuğunda, doğayla, yeni insanlarla ve kendisinden yaşça büyük bir doktora karşı hissettiği ilk duygularla tanışmasını anlatır . Neden Beğenmedim ve Anlamadım? - Ne Anlattığı Belirsiz: Bir genç kızın gemi yolculuğu, doğa betimlemeleri, bir doktora karşı hissettikleri... Ama bunlar neden anlatılıyor? Bir mesaj mı var, yoksa sadece "ergenlik böyle bir şeydi" demek mi? Ana fikri bir türlü yakalayamadım. - Psikolojik Derinlik Göremedim: Yazarın psikanalist olduğu söyleniyor ama karakterin iç dünyasında beni sarsacak, düşündürecek bir derinlik bulamadım. Lyubov'un hissettikleri bana çok yüzeysel ve mesafeli geldi. - Bana Hiçbir Şey Katmadı: Bir kitap ya düşündürür, ya hislendirir ya da yeni bir şey öğretir. Bu kitap üçünü de yapmadı. Okurken sürekli "Şimdi nereye varacağız?" diye bekledim ve kitap bittiğinde elimde hiçbir şey kalmadı. Belki de Benim Tarzım Değildir: Her okur her kitabı sevmek zorunda değil. Bu kitap belki de: - Dönem edebiyatına ve psikanalitik alt metinlere hakim olanlar, -
Edebiyat
VolgaLou Andreas-Salomé · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,802 okunma
Puan vermedi·72 syf.··
2026 21. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2026 11:42
Eski Prag Öyküleri: Herkesin 'Başyapıt' Dediği, Ama Bana Hiçbir Şey Katmayan Kitap "Büyülü Prag'ın dolambaçlı sokakları, arnavutkaldırımları... Peki ama ben nerede kayboldum?" Merhaba kitap dostları! Bugün, Çek edebiyatının vazgeçilmezlerinden sayılan Jan Neruda'nın "Eski Prag Öyküleri"ni dürüstçe konuşacağım. Bu inceleme, bir "övgü" değil, bir "itiraf" olacak. Yazar ve Kitap Hakkında Kısa Bilgi: Jan Neruda, Çek realizminin önde gelen isimlerinden. 1878'de yayımlanan bu kitap, Prag'ın Malá Strana semtinde geçen beş öyküden oluşuyor . Yazarın, kendi doğduğu semti ve orada yaşayan küçük burjuvaları hicvettiği söyleniyor. Yoksulluk, nostalji, yabancılaşma gibi temalar işlediği belirtiliyor . Ama ben bunların hiçbirini okurken hissedemedim. Neden Beğenmedim ve Anlamadım? - Ne Anlattığı Belirsiz: Kitabın amacı ne? Beş öykü boyunca birbirine rakip iki esnaf, hastaya bakmayan bir doktor, sıradan insanlar var... Ama bunlar neden anlatılıyor? Bir mesaj mı var, yoksa sadece "Prag böyle bir yerdi" demek mi? Ana fikri bir türlü yakalayamadım. - Zorlayıcı ve Uzak Bir Anlatım: Belki dönemin Çek toplumunu, taşra hayatını veya hiciv dilini bilmediğim içindir, ama kitap bana son derece yabancı ve mesafeli geldi. Karakterlerle bağ kuramadım, olayların nereye vardığını anlamadım. - Bana Hiçbir Şey Katmadı: Bir kitap beni ya düşündürür, ya hislendirir ya da yeni bir şey öğretir. Bu kitap üçünü de yapmadı. Okurken sürekli "Şimdi nereye varacağız?" diye bekledim ve kitap bittiğinde elimde hiçbir şey kalmadı. Belki de Benim Tarzım Değildir: Her okur her kitabı sevmek zorunda değil. Bu kitap belki de: - Dönem Çek edebiyatına ve realizm akımına hakim olanlar, - Hiciv ve taşra yaşamı tasvirlerinden keyif alanlar, -
Eski Prag ÖyküleriJan Neruda · Can Yayınları · 2022395 okunma