Ben clarie ben kim miyim yoğun bakım hemşiresi ve 31 yaşındayım ve hala bekarım ve bir Graham a 40 yaşına geldiğinde hala evlenmişsin ikimizin evlenicehin8n sözünü verdim evet ne dediniz duyar gibiyim bunu neden yaptın çünkü en yakın iki arkadaşımı gerçek birbirlerini sevdikleri ve bunu farkedip bir an önce evlenmeliyiz istedi ve tabi ise yaradı ama bunu yaparken Graham bir söz verdi ve o bunu baya ciddiye alıyor aslında onunla evlene bilirim yakışıklı kaslı itfaiyeci zorlu sporları seviyor kaya ya tırmanmak dag bisikleti sürmek vb. Ama olamaz bu imkansız evet içinizden daha ne istiyorsun oste mükemmel erkeği bulmuşsun ha bude yemek yapabildiği söylemiş miydim ama orkasismona karşı bisey hissedem öyle değil mi yada hissebilirmiyim işler değişiyor özellik Graham dag tutması sırasında yaralandığı ve benim oba ve o huysuz aptal köpeğine baktığım sırada uslerin değiştiniz hissettim
Stanislaw Lem'in meşhur bilim kurgu romanı.
Solaris'in içeriği din, psikoloji, felsefe gibi birçok alanla ilişkili. Bu ilişkinin nedeni de romanın merkezinde bulunan, insanın anlama arayışı. Uzak galaksilerden iç dünyaya kadar her yeri anlama arzusu insana hükmediyor ve solaris bu arzunun üzerine kurulu.
Prometheus isimli uzay gemisinden solaris isimli çift yıldızlı bir sisteme ait gezegene gelen Kelvin'in yaşadıklarını merkeze alıyor roman. Burada prometheus adı boşuna seçilmemiş. İnsanlar için ateş metaforuyla bilgi çalan bir titan olan prometheus ile solaris'teki gizemli ve tüm gezegenin yüzeyini kapsayan plazmik varlığı öğrenme arzusundaki bilim insanları arasında benzerlik var. Üstelik prometheus kelimesinin etimolojik anlamının 'önceden öğrenmek' olması, bu kanaati güçlendiriyor.
Romanın merkezinde anlama çabası olduğunu söylemiştim. Aydınlanmacı kültürde dış dünya akla uygundur ve anlaşılır. Hegel'in dediği gibi: "Gerçek olan akla uygundur; akla uygun olan gerçektir." Lakin solaris romanı, gerçeğin bu kadar kolay bir şekilde anlaşılamayacağını, bir yerden sonra anlama yetisinin kifayetsiz kalabileceğini anlatıyor. Anlamaya çalıştığımız bir başka bilinçli varlığı kendi zihinsel kategorilerimizde anlamaya çalışıyoruz ama bu bir yerden sonra iflas ediyor. Bunun da ötesinde, romanda, galaksileri ele geçiren insanın iç dünyasıyla yaşadığı sorunlardan bahsediliyor. Anlama etkinliğinin sınırları olacağını döne döne anlatıyor solaris.
Tarkovsky bir kez daha; insanlık durumunu, onun özünü (eğer varsa) ve sınırlarını, insanın belirli eşikleri (bilim ya da bilinç eşiklerini) geçmesi gerekip gerekmediğini sorgulamak için karakterlerin, kişiliklerin ve psikolojilerin büyüleyici ve karmaşık bir incelemesini sunuyor. Zira insan, bir dirençsizlik, dikbaşlılık ve hatta
Ortalamadan bir tık daha iyi bir romantikti. Ciftimizin ilişkileri çok güzeldi. O nefretten aşka hissi güzel verilmisti.İçerisinde smut yok. Güzel keyifli bı okuma oldu. Yazarın dili de akiciydi. Beğendim.
Biz Şimdi Neyiz?Sophie Cousens · Olimpos Yayınları · 202649 okunma
Tek kelime ile harika
Bilim seviyorsanız kitaplığınızda bulunmasını isterim. Yazı puntosu gözlerimi bazen yorsa da özellikle birçok yerin altını çizdim. Bu sıralar keyifsiz bir süreç içinden geçtiğimden okumanın tadını malesef alamıyorum. Ama yinede merak içinde okumaya çalıştım. Kitap biz neyiz, neden oluştuk, bizi oluşturan atomlar nasıl, nerde oluştu? gibi bir dizi sorulara cevap arıyarak başlıyor. Ayrıca kitapta bilime büyük katkıda bulunan bilim insanlarının hayat hikayerini de okuyacaksınız. Akşam soframızı süsleyen yemeklerden, evrenin doğum günü ve bizi oluşturan şeyleri atomların oluşumunu gayet sade bir anlatımı olan bu kitabı keyifle okuyacağınızı düşünüyorum.
Şimdi aile evinde yaşayanlar beni çok iyi anlarlar diye düşünüyorum. Asla bir düzenim yok ve bu düzensizlik içinde düzen oluşturmaya çalışıyorum. Üç gün çok düzgün okuyabiliyorsam, beş gün elime kitap bile almıyorum. Normalde birkaç saatte bitireceğim kitap elimde günlerce sürünüyor. Buna dur demek için daha çok romantik komedi türü okumaya karar verdim. Hani romantik komediler genelde klişedir ve nereye bağlanacağı bellidir ya yormaz insanı diye düşündüm. Bu güzel kitapta doğum günü hediyemdi. Gözüme de çarpınca dedim ki bir başlayayım. Anna eşinden yeni boşanmıştı ve aşk defteri onun için artık kapanmıştı. O iki çoğunu, kedisi ve Netflix dizileri ile mutluydu. Ancak is yerinde ki ezeli düşmanı onun köşe yazısı bölümüne gözünü dikmişti. Bu monoton hayata mola verip, yeniden canlanması gerekiyordu. Çocuklarının seçtiği, hayatın içinden tanıştığı insanlarla randevuya çıkacak ve yaşadıklarını köşesinde anlatacaktı. Öncesinde tanışma uygulamalarını seçmiş ve çok yanlış olduğunu görmüştü.
Bu yazı dizisini o gerçek hayattan Will ise uygulamalardan bulduğu ilişkilerle birleştirecek ortak bir köşeleri olacaktı. Ancak ikilinin arasındaki o gereksiz yanlış anlaşılmalar bir yerde son bulacak gibi de durmuyordu. Yani konuşmayan, ha bire yanlış anlayan ve en önemlisi kendini soyutlamış bir kadını okumak başta beni biraz yordu. Anna daha güçlü olmasını beklediğim bir karakterdi. Sanırım kırılgan kadın olayını kitaplarda bile sevemiyorum. Hani şu yatalım kalkalım ama sevgili olmayalım mantığı benim listemde yok yav! Will bence gerçek seven taraftı. Aralarındaki aşk bana sonuna kadar hep tek taraflı gibi hissettirdi. Çocuklar çok tatlıydı. Tamam ergen bir kız ve küçük bir erkek çocuğu zor. Lakin eski kocası hayatına devam etmişken Anna ve gereksiz tripleri bana biraz yorucu geldi.
Francisco J. AyalaBen Maymun muyum? kitabında biyoloji, evrimsel biyoloji ve bu bağlamda insan yaşayışının yer yüzündeki yetkinliği üzerinden bireyin 'ben neyim?' sorusuna yanıt vermeye çalışmıştır. Buradan hareketle düşünüldüğünde insanın canlı diyagramındaki yeri, anlamı ve manası üzerinden hem bir varoluş felsefesi hem de biyolojik faktörleri bağlamında oluş-bozuluş denklemine bir bakış sağlanmıştır.
Temel dinamikler esasında düşünüldüğünde; inancında kaplam olarak bir yer işgal ettiği hayat siferinde varlığa gelmemizin ilk maddesi sorgulanmış bu sorgulamanın ışığından darwinci yaklaşımla birlikte ele alınmıştır. Bu ele alınışta bilimsel kavramlar da kullanılarak eserin kökleri geçmiş ile gelecek arasında bir bağ kurması planlanmış ve bu planın sunmuş olduğu açı okuyucuya anlatılmıştır. Bu anlatımdan hareketle de evrimin hem bir olgu hem bir kuram hem de hipotez olarak yaşamın içinde varlığını sürdürdüğü ve ancak bu yaşamın yer yer inançla sınandığı da bir gerçektir. Genellikle tek tanrılı dinler, kader kavramı, tanrı gibi yüce tanımların ışığında bir açıklama getirilmiştir. Açıklamanın bize sunduğu anlam ve canlılık düşünüldüğünde hem bireysel hem de toplumsal olarak var olmanın iklimleri gözetlenmiştir.
Sonuç olarak; biyoloji ve inanç diyalektiğinde insanın neliği ve nasıllığı üzerine bir anlam ve mana siferinin anlatısını yapmaya çalışan Francisco J. Ayala, Ben Maymun muyum? eserinde bir nevi yaşam serüveni içerisinde tüm canlıların ortak bir yanı olup olmadığının da hem kavramsal hem de bilimsel bir veçhe de anlatım sağlamıştır.