Tüm bu güzelliklerin kaybolup gideceği kendi ölüm tarihi, yılın diğer günleri arasında sinsice saklanan, yıllar geçtiği halde ne sesi ne sedası duyulan ama muhakkak gelecek olan o gün.
Yılın ilk kitabı bittiii
Allahım bu nasıl bir kurgu, nasıl bir zeka, nasıl bir hayal gücü…
Kitap boyunca tek tek tüm karakterlerden şüphelendim. En çok Prenses Dragomiroff karakteri beni rahatsız ediyordu, onun olabileceğini düşündüm ama final beni şoke etti.
Gerçekten bir kez daha şaşırtmadı beni Agatha Christie. Her eseri bir başyapıt niteliğinde. Polisiye tarzında bir kitap okumak istiyorsanız bu kitabı soğuk kış günlerinde tavsiye ederim
Bu bahaneyle hepinize iyi seneler dileyim
“Geçici düzenler köpükler gibi uçar gider.”
Kitap bulaşıcı bir hastalığın bir medeniyeti nasıl yok edip doğanın insanlığı ele geçirdiğini anlatıyor. Profesör James Howard Smith’in o uygarlıktan kalan eski güzel günleri yaşayan son insan olarak torunlarına kızıl vebadan önceki hayatın nasıl olduğunu, nasıl bu hale geldiklerini anlattığını görüyoruz. 1912’de yayımlanan bu kitap 2013 yıllarında çıkan kızıl vebayı anlatıyor. 2020’de çıkan coronavirüsü öngörmüştür Jack London.
Baş karakterimiz Granser eskiden üniversitede İngiliz edebiyatı profesörüymüş. Salgında tüm arkadaşlarını kaybetmiş ve salgından sağ kalan birkaç kişiden biri. Salgın biter fakat eski yaşantı kalmaz. Spoiler vermemek adına çok detaya girmiyorum ama kesinlikle okumanızı öneririm.
Jack London’ın okuduğum 5. romanı ve beni yine şaşırtmadı, yine çok etkilendiğim bir kitap. Denizci olması sebebiyle bu kitabında da yine deniz temasını ve vahşi köpekleri görüyoruz. Severek okuyacağınız bir kitap.