"Öyle anlar vardı ki, içimizde iz bırakarak tüm yaşam bir mercekte odaklanan güneş ışığı gibi o ana, sonsuza dek odaklanırdı. Kim bilir, kaç yıl yaşarsa yaşasın, belki de insan yalnızca böyle anlarda yaşar."
Çok beğendiğim bir kitap oldu, çok yüzeyden ama çok katmanlı bir hikaye sunmuş. Bir ülkede göçmen olmak, kadın olmak, işçi olmak, azınlık olmak, evlilik içi cinsel şiddet, kadın şiddeti, kimlik bunalımı, kültürel kodların yitirilişi... Öyle çok şeye değinmiş ki... Satır aralarında anlatıvermiş üstelik, duygu sömürüsü yaparak da değil.
Gazap Üzümleri 'ndeki üç kuruşa çalışan işçilerin hikayesi gibi bunlar Amerikalı değil, Amerika'da yaşamaya çalışan Japonlar. Bağları budayan, hizmetçilik yapan, ütü yapan, hasat yapan binlerce belki milyonlarca kadının gözünden aynı anda dinlediğimiz bir hikaye. Çok sesli ama bu anlatımın akıcılığını daha da arttırmış.
2.Dünya Savaşı'ndaki Yahudi hikayelerini çok okuduk ama Pearl Harbor bombalandığında Amerika'da yaşayan bir Japon olmak hakkında ne okuduk diye sordum kendime ve yazarın bize buradan sunduğu bakış açısını beğendim. Toplama kamplarına alınan, evleri ağılları yakılan, malları yağmalanan bir sürü Japon tek bir ağızdan nasıl susmak zorunda kaldıklarını, nasıl bir anda hain-ajan ilan edildiklerini anlatıyor.
Yazarın kendisi de Japon asıllı Amerikalı, kişi belki de kendinden bilir işi. (Araştırmadım kişisel yorumum.)
Şiirsel bir anlatımdı diyebilirim, ben kitabı çok sevdim.