Roma tiyatrosunun katı ahlak anlayışını sarsan, insanı tüm zaaflarıyla merkeze alan zarif bir komedyadır. Dışarıdan bakıldığında aşk, kimlik karmaşası ve aile onuru üzerine kurulu bir hikâye gibi görünür; ama derinlerinde Terentius’un insan doğasına dair ince gözlemleri gizlidir.
Eser, özgürlük ile gelenek arasındaki çatışmayı genç bir âşık üzerinden anlatır. Babasının belirlediği evliliği reddeden Pamphilus, kalbinin sesini dinleyerek toplumsal normlara başkaldırır. Bu çatışma, Terentius’un dönemine göre cesur bir söylemdir: erdem artık dış görünüşte değil, insanın iç dünyasındaki samimiyettedir. Yazar, ahlakın buyruğunu sorgularken, duygunun meşruiyetini savunur.
Dili sade, mizahı inceliklidir. Kahkahaya değil, anlayışa davet eder. Karakterlerin zaaflarıyla yargılanmadığı, aksine insanca bir sıcaklıkla anlatıldığı bir dünyadır bu. Terentius’un “Homo sum, humani nihil a me alienum puto” (İnsanın hiçbir hali bana yabancı değildir) sözü, Andros Güzelinin özüdür aslında insanın içindeki karmaşayı anlayan, ama onu yumuşak bir tebessümle kabullenen bir tiyatro anlayışı.
Andros Güzeli, hem komedinin zarafetini hem de insan ruhunun karmaşasını bir arada taşır. Ne sadece güldürür ne de sadece düşündürür; insana, tüm zayıflıklarıyla birlikte var olma hakkı tanır.