Puan vermedi·176 syf.··
2026 39. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 12:11
Uzun bir aradan sonra Dostoyevski okumak bana iyi geldi doğrusu. Amcanın Düşü, Dostoyevski'nin alışık olduğumuz ağır ve karanlık atmosferinden oldukça farklı bir eser. Daha çok taşra aristokrasisinin yapaylığını, insanların statü ve çıkar uğruna nasıl şekil değiştirebildiğini mizahi bir dille anlatıyor. Büyük Dostoyevski romanlarındaki derin psikolojik çözümlemeleri arayanlar için eksik kalabilir ancak yazarın mizah anlayışını ve toplumsal gözlem gücünü görmek açısından oldukça keyifli bir okuma oldu benim için. Kısa olmasına rağmen insan doğasına dair birçok şeyi düşündüren bir eser. Konusu ise; "Kitap, evde kalmış kızını yaşlı ve oldukça varlıklı bir prensle evlendirmeye çalışan hırslı bir annenin planları etrafında şekilleniyor. Ancak ayakta durmakta bile zorlanan Prens, yaşananların gerçek mi yoksa bir düş mü olduğundan emin değildir. Bunun üzerine yeğeni, amcasını bu evlilikten vazgeçirmek için ona her şeyin bir rüyadan ibaret olduğunu düşündürmeye çalışır. Fakat işler hiç kimsenin beklemediği bir noktaya sürüklenir; evlilik ve soyluluk hayalleri kontrolden çıkarak karakterlerin hayatlarını bambaşka yönlere savurur."
Amcanın DüşüFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 20214,353 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 25. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 23:40
Açıkça ifade etmem gerekirse Ev Sahibesi benim için Dostoyevski külliyatı içinde zayıf ve beğenimi kazanamayan bir novella daha  oldu. Okunmayacak kadar kötü bi kitap değil ama bir oturuşta biten o yoğun povest etkisinden uzak, emekleme dönemine ait gibi. Büyük bi hayranlıkla okuduğum Dostoyevski romanlarının hatrına, ustanın bu sancılı çıraklık adımına da eşlik etmiş  oldum.. Petersburg'un o tekinsiz sokaklarında Ordınov yolunu kaybederken, Dostoyevski de henüz kendi dehasının yönünü arıyo olmalıydı zannımca. Ben de o dönemin Rus eleştirmenlerinden birinin bu kitap için söylediği sözlere (o kadar acımasız şekilde olmasa da) kısmen katılıyorum. "Korkunç bir şey! Anlaşılmaz, sinirli ve uydurma bir saçmalık! Modern edebiyatta yeri olmayan, tamamen modası geçmiş bir gotik hezeyan."
Ev SahibesiFyodor Dostoyevski · Yeryüzü Yayınevi · 199613,7bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Hakan Günday - Kinyas ve Kayra
9/10
·536 syf.·
2026 51. kitabı
Bir Yeraltı Enkazı Hakan Günday’ın Türk edebiyatına bıraktığı o devasa, karanlık ve dumanı tüten bombayı nihayet bitirdim. Ama bitti mi yoksa beni de beraberinde mi bitirdi orası tam bir muamma. İlk şaşkınlığım kitabı yirmili yaşlarında yazdığını öğrenmem oldu. Ben daha ilk bölümde ‘Bu Kinyas mı Kayra mı?’ diye debelenirken adam baştan başa müthiş bir eser çıkarmış. Bu kitap için ‘okudum ve bitti’ diyemem. Başladığım andan itibaren Kinyas ve Kayra iki arkadaşım olmuş da beni Afrika’dan Amerika’ya, o ülkeden bu ülkeye sürükleyip durmuşlar gibi hissettim. Onlarla beraber kaçtım, onlarla beraber tükendim. Kayra’nın o hiçbir şeye inanmayan, dünyayı tamamen silmek isteyen kapkara zihniyle de savaştım, Kinyas’ın o her şeye rağmen bir çıkış yolu, bir ‘normal’ arayan yorgun ruhuna da omuz verdim. İkisi de o kadar içime işledi ki, sanki kitaptan çıkıp yanı başıma oturdular. Bir yanda Kayra vardı.. Her şeyden vazgeçmiş, dünyada tutunacak tek bir dal bile bırakmamış, zihnindeki o kapkara hiçlikle hem kendini hem etrafını kemiren bir adam. Ölümü bir kurtuluş değil, sıradan bir son olarak görüyor ve onun o dipsiz kuyusunda debelenirken nefesiniz kesiliyor. Diğer yanda ise Kinyas duruyor.. O kadar vahşetin, o kadar günahın içinden geçmesine rağmen içinde bir yerlerde hâlâ o küçük ‘normal hayata dönebilme’ umudunu saklayan, yorgun ama bir çıkış yolu arayan o çocuksu yanıyla canınızı acıtan. (Şuraya küçük bir not da düşeyim. Kinyas’cığım sana sarılıp hüngür hüngür ağlayamadığım için çok üzgünüm) Biri tamamen yok oluşu seçerken, diğeri her şeye rağmen yeniden başlamayı deniyor. Ama dürüst olmak gerekirse, bu iki arkadaşın her anına rahatlıkla katlandım diyemeyeceğim. Yol boyunca o kadar çok pisliğe, o kadar çiğ bir şiddete şahit oldum ki.. Özellikle cinsellik ve şiddet sahnelerinde
Edebiyat
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,4bin okunma
Bazı doğrular bir tartışmada değil bir karşılaşmada kaybedilir.
9/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 17:41
Babalar ve Oğullar ilk bakışta kuşak çatışmasını anlatan bir roman gibi görünse de, bence asıl anlattığı şey insanın kendi fikirleriyle verdiği mücadele. Romanın merkezinde Bazarov var. Her şeyi sorgulayan, hiçbir otoriteyi tanımayan, gelenekleri, romantizmi ve duygusallığı küçümseyen bir genç. Ona göre yalnızca akıl ve bilim önemlidir; geri kalan her şey insanın kendi kendini kandırmasından ibarettir. Kitabın büyük bölümünde ona hak vermemek zor. Çünkü Bazarov yalnızca yıkmak için yıkmaz; insanların sorgulamadan kabul ettiği birçok şeyi cesurca masaya yatırır. Ancak romanı unutulmaz yapan şey fikirleri değil, o fikirlerin kırılışıdır. Çünkü hayatın garip bir huyu vardır. İnsan bazen mantığıyla alt edemediği şeylerle karşılaşır: bir duygu, bir insan, bir aşk… Ve bir anda yıllardır kurduğu bütün cümleler yetersiz kalabilir. Belki de bu yüzden Bazarov hala bu kadar canlı bir karakter. Çünkü onun yaşadığı çatışma yalnızca ona ait değildir. Hepimizin içinde, dünyanın mantıkla açıklanabileceğine inanan bir yanımız vardır. Hepimiz bir gün o inancı sınayan bir şeyle karşılaşırız. Ve bazı doğrularımızı bir tartışmada değil, bir karşılaşmada kaybederiz.
Edebiyat
Babalar ve OğullarIvan Turgenyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202555,9bin okunma
8/10
·224 syf.··
2026 132. kitabı
Əslində, Dikenin bu kitabına "nihilizm haqqında kitab" demək çox səthi olardı. Mənə görə, bu, nihilizmin özünün etirafnaməsidir. Diken o qədər gözəl tutur ki, müasir insan nəinki Tanrını öldürüb, hətta öz iradəsini də məhv edib. Amma kitabı oxuyub qurtarıb stolu üstünə qoyanda içimdə qəribə bir narazılıq qalır – sanki Diken xəstəliyi əla diaqnoz edir, amma resepti yazmağa qorxur. Diken deyir ki, biz passiv nihilizmlə (yəni "hər şey mənasızdır, elə isə oyna-oyna ye" məntiqi) radikal nihilizm arasında parçalanmışıq. Bu gün səhər yuxudan qalxıb sosial mediaya baxırıq – passiv nihilizm. Görürük ki, hamı əylənir, alış-veriş edir, amma gözləri boşdur. Sonra axşam xəbərlərdə terror aktı, zorakılıq görürük – bu da Dikenin "inkar iradəsi" dediyi radikal reaksiyadır. Bu təsvir mükəmməldir. Mən burada Dikeni alqışlayıram, çünki o, kapitalizmin əyləncə sənayesi ilə siyasi ümidsizlik arasındakı əlaqəni şəffaf açır. Amma narazılığım buradan başlayır. Diken həll olaraq bizə "hadisə" (event), "aqonizm" (mübarizə içindəki birlik) və "antaqonizm" təklif edir. "Yeni bir siyasi subyekt yaranmalıdır" – deyir. Və mən öz-özümə sual verirəm: bu məşhur "hadisə"ni haradan tapaq? Bu gün baş verən bir etiraz hərəkatı götürək – hamısı ya istehlaka udulur, ya da qəddar rejimlər tərəfindən əzilir. Dikenin "subyekt yaratmaq" idealizmi mənə bir az akademik çarəsizlik kimi gəlir. Sanki o, zavodda işləyən işçiyə deyil, öz tələbələrinə – kitablar oxuyub seminar masasında mübahisə edənlərə – müraciət edir. Mən bu məqamda Dikenlə razılaşmıram. Öz baxışımdan deyim ki, nihilizmdən çıxış yolu kollektiv partlayışda deyil, mikro-səviyyədə təkrar məna qurmaqdadır. Diken unudur ki, insan ən çox böyük ideyalar olmadığına görə deyil, məhz gündəliklikdəki rutin üzündən əziyyət çəkir. Mənə görə, nihilizmin əsl
NihilizmBülent Diken · Ayrıntı Yayınları · 201133 okunma
6/10
·408 syf.··
2026 36. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 12:22
Hikaye, çocukluktan beri arkadaş olan, hayata bakışları ve karakterleri tamamen zıt üç yakın dostun (Kenan, Selim ve Nihat) etrafında döner. Kenan, zengin, entelektüel, hayatı hafife alan, her şeyi deneyimlemek isteyen bir adamdır. Romanın fitilini ateşleyen de onun bu can sıkıntısı ve ölümsüzlük arayışıdır. Selim, Kenan’ın tam zıttıdır. Evli, düzenli bir hayatı olan, daha korkak ve garantici bir yapıya sahiptir. Fotoğrafçılık yapmaktadır. Nihat, grubun daha sakin, kendi halinde olan üyesidir. Kenan, Beyoğlu’nda yaşanan ölümleri, cinayetleri fotoğraflayarak bir nevi ölümsüzlüğü yakalama fikrini ortaya atar. Selim’i de peşinden sürükler. Başta masum ve biraz sapkın bir fotoğrafçılık projesi gibi başlayan bu iş, Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki yasa dışı işler ve gizemli karakterlerle kesiştiğinde kontrolden çıkar. İşin içine cinayetler, eski sırlar ve Beyoğlu’nun o karanlık yüzü girdikçe hikaye bir hayatta kalma mücadelesine ve psikolojik bir savaşa dönüşür. SPOILER Ahmet Ümit’in kitaba serpiştirdiği o psikolojik ipuçlarını, Selim’in içsel çatışmalarını, bastırılmış öfkesini ve o tekinsiz anlatıcı dilini biraz hızlı yakaladığım için sonlara doğru açıkçası tat vermedi. İstanbul Hatırası'na göre daha hafif kalmış bir kitaptı. İstanbul Hatırası, sadece bir polisiye değil; Bizans’tan Osmanlı’ya, oradan cumhuriyete uzanan muazzam bir İstanbul ansiklopedisi gibiydi. Şehrin tarihiyle cinayetlerin işleniş biçimi öyle kusursuz harmanlanmıştı ki, her cinayet insanı şehrin geçmişine götürüyordu. Beyoğlu Rapsodisi ise çok daha dar bir alana sıkışıp kalıyor. İstanbul Hatırası’ndaki kurgu o kadar katmanlı ve zekiceydi ki, orada katili tahmin etmek Beyoğlu Rapsodisi’ne kıyasla çok daha zordu. Oradaki edebi tat ve edebi işçilik kesinlikle Ahmet Ümit’in zirve noktalarından
1000Kitap
Beyoğlu RapsodisiAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201632,9bin okunma