Kendi dışında olup bitenler konusunda keskin bir gözlemci olan insan, kendi içdünyası söz konusu olduğunda bir körleşme yaşayabiliyor. Çoğu zaman içinde ne olup bittiğini, yaptığı davranışları neden yaptığını, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemeyebiliyor ya da bildiğini zannediyor. Kendi içsel dünyasına ve davranışlarına dışarıdan bakabilse kendisine dair birçok şeyi fark edebilecekken, sadece anlık olarak kendini değerlendiriyor. Halbuki insanlar, genelde, benzer davranışlar ve düşünceler gösterme eğilimindedirler. Hayatındaki normalden daha iyi ve daha kötü olayları derinlemesine analiz edersen, bu olayların birçok ortak noktası olduğunu fark edebilirsin. Kendi kendimizi analiz edemememizin en büyük nedenlerinden birisi içimizdeki duyguların ve düşüncelerin rüzgarında kaybolmamızdır. Hatırlıyorsan, daha önce kçtü hissettiğimiz zamanlarda içinde bulunduğumuz koşulları olduğundan kötü, iyi hissettiğimizde ise olduğundan iyi algılayabildiğimizden bahsetmiştirm. Duyguların bizi yönlendiriyor olması değişim konusunda yaşadığımız büyük engellerden birisi oluyor her zaman. Bugüne kadar ortaya koyduğun davranışlar, uzun süredir yaptığın için bir alışkanlık haline gelmiş ve sana konforlu bir alan sağlamıştır. Bir madde bağımlısını düşünebilirsin: Madde kullanımı ona çok zarar verse de madde kullandığı zaman kısa süreli bir rahatlama yaşar kullanan kişi. Kendinde değiştirmek istediğin bütün herşey, senin içinde uzun zamandır olduğu için, onları değiştirmeye çalıştığında duygular konusunda problem yaşarsın. Değişim ancak bu karşı koyan hislere rağmen ısrarcı olduğunda elde ediliyor.
İşte değişim yolunda, kişinin kendisinin farkına varması zihinsel anlamda ilk farkındalığı olacaktır. İnsan sorun olduğunu bilmediği bir şeyi değiştiremez. Sanki herhangi bir adım atmak için her zaman motivasyona ihtiç varmış gibi bir algı oluştu son zamanlarda. Ancak motive hissetmesen de, harekete geçebilirsin. Hazır olmasan da harekete geçebilirsin. İçsel anlamda hazır olmasan bile davranışsal anlamda yaptığın değişiklikler, içini de değiştirecektir. Çünkü davranş konusunda yapılan her değişiklik, içimizde bir yerlerde yankısını her zaman bulur. Senin için de geçerli bu durum. Hangi konuda değişim yoluna çıkacak olursan ol, bir süreliğine sanki çok istekliymiş gibi rol yaparsan ve kendini zorlarsan bir süre sonra yaptığın rolün gerçeğe dönüştüğünü görebilirsin. Değişim tohumu zihinde atılır ama suyu davranışlarla verilir. Tohumu atıp öylece beklersen sonuca ulaşman hiçbir zaman mümkün olmayabilir. Zihinsel olarak hazır olmayı bekliyorum diyerek kendini kandırma, hazır olmadığın şeylerde kendini zorlayarak gelişebilirsin ancak.
Eğer çevrendeki insanları memnun etme gayretini hep ön planda tutan biriysen, sen kendini değiştirme yoluna girdiğinde diğer insanlar bu durumdan memnun olmazlarsa, senin değişim çaban yarıda kalabilir. Çünkü insanların onayını ve sevgisini kaybetme riskine girmek istemezsin. Acaba diğerleri ne düşünür?
Diğerlerinin ne dediğini çok umursadığın zaman diğer insanlar için sıradanlaşırsın. Amacın kimseyi üzmemek ya da seni sevmeme gibi bir ihtimalin olmamasını sağlamak belki ama böyle yaparak kendin olmaktan uzaklaşırsın ve diğer insanlar sana daha az saygı duyar. Bence bu dünyanın en garip taraflarından biri bu. Kibar ollmaya, ince bir insan olmaya, kimseyi kırmamaya çalışırsın ancak bu durumda da sen kırılırsın.
Eğer diğerlerinden değer görmek için onların istediği gibi olursan, değer görmek için dışa bağımlı hale gelirsin ve her zaman olduğu gibi dışa bağımlı olmak seni kırılgan ve bağımlı yapar.
Sen kendi kendine yetme konusunda adımlar attıkça ilk başta seni uyumsuz olmakla suçlayanlar sonrasında senin sınırlarına ve özgürlüğüne saygı duyacaklardır. Çevreni dikkatli incelersen, diğer insanlar tarafından gerçekten önemsenen insanların büyük bir kısmının özgün duruşları ve prensipleri olan insanlar olduğunu fark edeceksin.
Çoğu zaman hırs ve azim birbirine karıştırılır. Benim kişisel gözlemlerime göre hırs, insanın içindeki ruhsal boşluğu, tedirginliği, değersizliği başarıyla kapatma çabası iken, azim var olanı daha da iyi hale getirme noktasında istikrarlı bit çabadır. Hırs diğerlerini gözetmez, o kadar susamışsındır ki, sanki su içmezeen ölecek gibisindir, bu sebeple kimseyi gözün görmez ve suyunu kimseyle paylaşmak istemezsin. Azimli olan kişi de susamıştır ama ölümüne bir susuzluk çekmez. Bu sebeple hem kendini doyurur hem de ohtiyacı olan başka birisi varsa suyunu onunla da paylaşır. Hırslı insan sonuç odaklıdır, azimli ise sonuçlara da bakar ama sürecin de tadını çıkarır.
Benim ruhumdaki boşluk başarısızlık korkusuydu. Bu herkeste böyle değildir, belki kişisel olarak hissettiğin aşağılık kompleksi ve kendini kanıtlama arzusu, belki de kendini sevdirme çabası. Herkesin ruhsal boşluğunun ve hırsına kaynağı farklıdır. Yaşadığın şeyin hırs mı azim mi olduğuna başarıya ulaştıktan sonraki ruh halini de değerlendirerek anlayabilirsin. Eğer başarılı bile olsan hala eksik bir şeyler var gibi hissediyorsan sende hırs tuzağının içindesin demektir. Ancak sonuca ulaştıktan sonra ruhunu bir huzur kaplıyorsa bu durum uzun bir süre devam ediyorsa azimlisin diyebiliriz.