Niklaus Usta’nın yüzü bir çelişki ve yas ifadesini içeriyor, yaratıcı tasarılarla dolup taşıyor, beri yandan aynı yüzde yaratıcılığın hiçliğini bilmenin umutsuzluğu, yitirilmiş bir birlik ve masumiyetin hüznü okunuyordu.
Sayfa 268
Niklaus Usta sitem ve suçlamalarında haklıydı. Goldmund da sesini çıkarmadı, kendini haklı göstermeye çalışmadan dinledi bunları. Güvenilecek çalışkan biri sayılamayacağını kendisi de bilmekteydi. Yapılacak iş onu kendine bağlayıp önüne çetin ödevler çıkardı mı ya da becerisinin bilincine varmasını sağlayıp ona kıvanç verdi mi, iste o zaman çalışkan biri olup çıkıyordu.
Reklam
Antermanlarda bile ,yapacağım vuruşun çok keskin ,iyi odaklanmış bir görüntüsünü kafamda canlandırmadan,tek bir topa vurmadım. Jack Niklaus ,profesyonel golfçü)
Sayfa 38 - Koridor Yayınları·Kitabı okudu
Elijah..
"Şehirle istediğini yapabilirsin, Niklaus. Senin olsun. Seninle işimiz bitti."
Elija Michealson·Kitabı okudu
1000Kitap
Ah bi tokatlasan..
"Yeterince açık değil mi?" diye sordu Rebekah, tek elini Klaus'a doğru sallayarak. "Niklaus'un büyüye bulaşıp bizi tehlikeye attığına ve çoğunlukla da dikkatsiz bir moron gibi davrandığına inanmak çok mu zor?" Kanıt karşılarında duruyordu. Ağabeyinin suratındaki neşeli ifade karşısında, Rebekah onu tokatlamamak için kendini zor tuttu.
1000Kitap
Gezginlik ve sanatçılık arasında bir ruh: Goldmund
Yaşam tarafından soytarı yerine konulmak utanç vericiydi doğrusu, hem ağlanacak, hem gülünecek bir şeydi! Ya yaşıyordu insan, duyularını özgür bırakıyor, o yaşlı Havva ananın memesine sarılıp tıka basa dolduruyordu karnını; bu da kimi hazlar sağlamıyor değildi, ama ölümlülüğe karşı korumakta yetersiz kalıyor, insanı ormandaki bir mantara dönüştürüyordu, bir gün sonra çürüyüp giden bir mantar. Ya da insan savunuyordu kendini, bir atölyeye kapanıyor, gelip geçici yaşamı diktiği bir anıtla ölümsüzleştiriyordu. O zaman da yaşamdan el çekmesi gerekiyor, o zaman salt bir araca dönüşüyor, ölümsüzlüğün hizmetinde çalışmasına karşın kendisi kuruyup gidiyor, özgürlüğünü, yaşamın zenginlik ve hazzını elden çıkarıyordu. Niklaus Usta da yakasını bundan kurtaramamıştı işte. Ah, ne olurdu bütün bu yaşam bir kuru “ya - ya” ile parçalanmayıp, ancak her ikisinin ele geçirilmesiyle bir anlam taşısaydı! Karşılığını yaşamdan el çekerek ödemeden yaratmak! Yaratıcılığın soyluluğundan el çekmek zorunda kalmadan yaşamak! Olamaz mıydı sanki bu?
Reklam
Reklam