Yu Hua’nın Yaşamak isimli romanı, yürek burkan bir hikaye. Kitabı elime aldığımda, sayfalar ilerledikçe her seferinde gözlerimin dolmasına engel olamadım. Her satır, her cümle, Fuguianın trajik kaderini biraz daha derinleştirirken, insan ruhuna dokunan acımasız bir yaşam gerçeğini gözler önüne seriyor.
Yaşamak, 20. yüzyıl Çin’inin değişen siyasi ve toplumsal koşulları altında var olmaya çalışan bir adamın, Fuguianın hayatını anlatır. Başlangıçta sorumsuz, miras yedi bir toprak sahibidir Fugui. Kumar borçları yüzünden ailesinin bütün malını mülkünü kaybeder, bu yüzden de hayatı boyunca onları besleyip büyüten babasına, annesine, karısına ihanet eder. Fakat hikâyenin ilerleyen sayfalarında, bu kayıtsız adamın, sorumsuzluklarına rağmen, kaderin ona biçtiği acılar karşısında yavaşça değişen bir adam haline gelmesine tanık oluruz. Üstelik ona karşı duyduğumuz öfke, yerini derin bir hüzne bırakır. Yaşadığı kayıplar, öyle büyük ve öyle ağırdır ki, kaçınılmaz olarak acısını paylaşıp onunla birlikte ağlarız.
Fugui, evinin bütün servetini kaybettikten sonra, ailesinin geçimini sağlayabilmek için bir köylüye dönüşür. Ancak asıl büyük acı, hayatındaki insanlar bir bir elinden kayıp gittikçe gelir. Herkesin hayatını, en sevdiklerini kaybeder. Oğlu Youqing’in haksız yere, gencecik yaşta ölümüne şahit olmak, babalık duygularını parçalayan bir yara açar Fugui’nin kalbinde. Oğlunu bir kan nakli sırasında kaybetmesi, bir devlet memurunun düzensizliğinin bedelini bu kadar ağır ödemesi, içimizde hem öfke hem de tarifsiz bir haksızlık duygusu uyandırır. Fugui’nin hayatı boyunca yaşadığı kayıpların en can yakıcı olanı belki de budur; bir babanın, oğlunu, yaşarken mezara koyması, bir insanın dayanabileceğinden çok daha fazla bir acıdır.
Ve bu acı dalgası burada bitmez. Eşi Jiazhen, kızı