Orhan Kemal'i okurken hep ilk sayfalarda pişmanlık yaşıyorum. İlerleyen sayfalarda pişmanlık devam ederken kitabın sonunu merak etmeye başlıyorum. Sonra pişmanlık geçiyor ve kitabın sonuna yaklaşıyorum. Bu sefer de kitabın bitmesini istemiyorum. Kitabın başındaki pişmanlık biraz da Orhan Kemal'in gerçeği mükemmel derecede kitaba aktarması yüzünden. Bu gerçeklik canımı sıkıyor. Ama seviyorum ve okumaya devam edeceğim. Başlayıp da okuyamıyorsanız kendinizi zorlayıp okumaya çalışın. Çünkü sonunda pişmanlık bitiyor. :)
Kalktı.
"Nereye?" dedi Selahattin Usta.
Büyük oğlun karşılık vermesine kalmadı, Çaycı Nadir cevabı yapıştırdı:
"Nereye ne demek? Çayını içti, gidecek tabii!"
"Bu nizama biz de mi tabiyiz yani?"
"Tabii," dedi Nadir. "Sen olmaynan ne? Kendini kanun, nizam üstü mü sayıyon?"
"Bak hele bak!"
"Bak hele bak mı? Hadi bakalım sağdan, burası söğüt gölgesi değil... Bu nizama biz de mi tabiyizmiş. Çakal, bu dükkana Allah girse, Allah bile tabi, ne belliyon!"