Öncelikle, kitabı bir yanlışlık sonucu aldığımı ifade etmeliyim. Echart Tolle’nin The Power of Now kitabını ararken Şimdi'nin Gücü kitabını sepete atmışım. Almışken de okuyayım dedim ancak vakit ayırıp okumanın çok mantıklı olduğunu düşündüğüm bir kitap değil ne yazık ki. Verdiğim 2 puan da birkaç önemli noktaya parmak bastığını gördüğümden dolayı.
Yine de bir parantez açıp özetlemek gerekirse, kitap hayatı değiştirmek için büyük hamleler önermek yerine odağı tek bir noktaya indiriyor: “İnsanın sahip olduğu tek gerçek alan olan şimdiye.” Bu da kompleks insan hayatına biraz ters bir düşünce olmuş oluyor benim nazarımda. Bunun yanında geçmişin bugüne hükmedemeyeceğini vurgulayarak dikkati sürekli olarak içinde bulunulan ana çekiyor ancak geçmişin bugüne hükmedemeyeceğini net bir sınırla çizmesine anlam veremedim. Nitekim, insan geçmişin eseri, geleceğin esiridir.
Velhasıl kelam, kitabın akışı beni içine çekmediğinden mi bilmiyorum ancak zor bela bitirdiğim kitaplar listesine dahil ettim kendisini.
bu kitaba inceleme yazmak için öyle heyecanlıyım ki
birincisi, ben romantizmin ana olay olduğu kitap sevmem. kadınları objeleştirmeye bayılan ve ne yazık ki son zamanlarda booktok illeti ile çok fazla okunan ‘dark romance’ ise hiç sevmem. ama canım biraz aşk okumak istediğinde okuduğum ilk yazar hep ali hazelwood oluyor. kitaplarında farklı bir şey var. öncelikle, kendisi bir bilim insanı, nörobiyolog ve nerd - tam olarak bu sebepten dolayı bu young adult romance camiasında bilim alanında çalışma yapan kadın karakterlerin eksikliğini fark ederek neredeyse bütün kitaplarını ana karakteri women in stem olarak seçerek yaşadıkları ayrımcılıklar hakkında yazıyor ve buna bayılıyorum. bir edebiyatçı olarak çok uzak olsam da bir kadın olarak kadınların bilim dünyasında, hatta genel olarak analitik diyebileceğimiz her işi yaparken yaşadıkları ötekileştirilme ve sessizleştirilme sinirlerim ile oynayan bir durum. ali hazelwoodun her kitabında bu temaya yer verip sadece bomboş romantizm yazmaktansa altı doldurulabilecek mesajlar vermesi ve farklı temalar sunması benim bir kadın olarak çok hoşuma gidiyor - ve açıkçası çok güçlü hissettiriyor.
kitabımızın ana karakteri uzun yıllar boyunca satranç oynamamış yetenekli, 18 yaşında bir genç kız olan mallory. tüm hikaye aslında mallory’nin satranç oynamaya geri dönmesi ile başına gelenler ile alakalı. tabii olay bu kadar basit değil, bu genel çerçevenin etrafında aile dramı, baba sorunları, romantik ilişkiler ve arkadaşlıklar da var. öncelikle şunu çok beğendim; hazelwood’un diğer kitaplarına göre kitabın romantizm dozu daha düşüktü ve aslında esas olarak mallory’e odaklanmıştı. bu sebepten dolayı romance okuyucuları rahatsız olabilir ama ben çok memnun oldum, yazarın bu tercihi kesinlikle ana karakteri daha iyi tanımamıza ve yaşadığı
Şah ve MatAli Hazelwood · Nemesis Kitap · 2025426 okunma
Şahsen büyük bir beklentiyle başlamıştım ama resmen hayal kırıklığı yaşıyorum. Vegas ? Sahte evlilik ? Ve 6 puan ? Sinirliyim skxmsmms Öncelikle Eloise’i inanılmaz seviyorum, ilk kitaptan beri.. Ve onu okumak için sabırsızlanıyordum ama yazarın Eloise’i harcadığını düşünüyorum.
Hikayede ve Jasper’da bir donukluk vardı. Akmıyormuş ya da bazı yerlerde yazılmak için yazılmış gibi bir vibe aldım. Ki bu serinin çoğu yerinde çığlık atarım ama bunda bu an sadece bir kere yaşandıı.. no comment skxkdmdmd
Jasper’ın eski sevgilisiyle ilişkisinin toksikliğinden kusucaktım artık gerçekten.! Aslında genel olarak tepkim Jasper’a. Bazı içsel düşünceleri ve donukluğuna tutuldum genel olarak.
Eden ailesi bazında bakarsam da, bu kitapta başka bir aile okuyormuşum gibi hissettim ara ara.. Anneleri sadece oğullarına düşkünmüş gibi bir hissiyat aldım ve bunu hissettiğim için bile çok üzüldüm. Eloise açısından ailesini okumak beni biraz üzdü açıkçası ama toparladık şükür ki..
Eğer seriyi ve kasabayı sevmeseydim daha düşük verebilirdim ama o kadar da değil ajdksfk
Genel olarak Eloise’i kusursuz, Jasper’ı hödük buluyorum teşekkürler
Jasper VadisiDevney Perry · Ren Kitap · 2024568 okunma
Hayatta her birimiz bir şeyleri başarmak için mücadele içindeyiz. Ya buna katlanır devam edersin ya da pes edersin. Yazarın da söylediği gibi 𝐚𝐜𝛊 𝐜̧𝐞𝐤𝐦𝐞𝐤 𝐛𝐢𝐫 𝐭𝐞𝐫𝐜𝐢𝐡 𝐦𝐞𝐬𝐞𝐥𝐞𝐬𝐢𝐝𝐢𝐫.
1980'lerden bu yana egzersiz sloganı olarak kullanılan "ℕ𝕠 𝕡𝕒𝕚𝕟, 𝕟𝕠 𝕘𝕒𝕚𝕟." mottosunu sadece egzersizde değil aynı zamanda hayatta başarıyı yakalamak istiyorsanız her konuda bunu uygulayabilirsiniz. Kendinizi zorlamadan acıyı, mücadeleyi seçmeden bir şey elde edemezsiniz. Hedeflerinizi ciddiye alıp çok profesyonel yaklaşmanız gerekmektedir. İşte bu noktada yazarın tam olarak yaptığı budur. Tek farkı severek yapmasıdır. Sevmediğiniz, keyif almadığınız bir şeyi rutininize uzun süre dahil edemezsiniz.
Yazar koşmaya başlamadan önce üniversiteden sonra caz bar tarzı bir yer işletmeye başlar. Sabahtan gece yarılarına kadar çalışıyor bir de üstüne o yorgunlukla yılmadan1-1.5 saat yazma eylemini sürdürmeye çalışıyordu. Ama eserlerinde tam odaklı bir yazma olmadığı kanısındaydı. Tam bu noktada yazarlığı profesyonel boyuta taşımak için barı tüm haklarıyla devretmeyi düşündü ve uyguladı. Çünkü onun karakterinde tek işe odaklanıp sınırlarını zorlamak vardır. Bu yüzden kırsal bir alana taşındı. Normalde bar işletirken geç saatlerde uyanıp yatma alışkanlığı kazandığı yaşam döngüsünü kökten değiştirip eşinin de bunu desteklemesiyle her gün 22.00'dan önce uyuma ve 05.00'ten önce uyanma rutinini hayatına ekler ve bunun sonucunda gece hayatı bitse de insan ilişkilerinde gerileme yaşasa da bundan memnundur çünkü insanın zamanını düzenleyip neye odaklanacağını seçmesi insanın bir şeyleri başarabilmesi için bir hayat koşuludur. Zaman bize verilmiş sınırlı ve geri dönüşü olmayan bir hediyedir. Kullanmazsan geçip gider ve tekrar eline alman mümkün değildir. Yazar bu rutini hayatına koymasıyla zamanı daha verimli
The book consists of 13 stories in total. I have commented on all the stories below.
1) MS. Found in a Bottle:
"MS. Found in a Bottle" by Edgar Allan Poe is a classic example of his mastery in the Gothic and macabre. The story is presented as a narrative from an unnamed protagonist who, along with others, finds himself aboard a mysterious ship caught in a relentless, enigmatic whirlpool.
Poe's writing in this story is marked by its atmospheric and suspenseful qualities. The reader is drawn into the eerie and claustrophobic world of the ship, which seems to defy the laws of nature and logic. As the narrative unfolds, the tension escalates, leaving the reader with a sense of impending doom.
What stands out in "MS. Found in a Bottle" is Poe's ability to create an atmosphere of dread and the unknown. The narrative keeps you on edge, wondering about the fate of the protagonist and the true nature of the ship. It's a fine example of Poe's ability to blur the line between reality and the supernatural, making it a compelling and unsettling read.
Overall, "MS. Found in a Bottle" is a must-read for fans of Edgar Allan Poe's work and those who appreciate tales of mystery and the uncanny. It showcases Poe's skill in weaving a chilling narrative that leaves a lasting impression, making it a significant contribution to the world of Gothic literature.
2) The Gold Bug:
"The Gold-Bug" by Edgar Allan Poe is a captivating and enigmatic short story that combines elements of adventure, cryptography, and treasure hunting. The narrative follows the unnamed protagonist, William Legrand, who becomes obsessed with deciphering a cryptic message he believes will lead to a hidden treasure.
Poe's writing in "The Gold-Bug" is both intricate and mysterious, creating an atmosphere of intrigue that
Üçüncüye okudum. Ve yine etkiledi, yine sarstı. Böylesine bir eser, bir çizgi roman; inanılmaz. Keşke Alan Moore'un dehasının birazına sahip olabilseydim. No comment. Başyapıt.
WatchmenAlan Moore · İthaki Yayınları · 20181,182 okunma