Neden bazı kitaplar çok ses getirse de dünya çapında bir klasik halini alamazlar? Neden bazı yazarlar çok övülseler de eserlerinin değeri yine de dünya çapında tanınmaları için yetersiz kalır?
Elbette bunlar ve bu sorulara verilecek yanıtlar, bir hakikat iddiası taşımayacak bu incelememde. Ancak bana göre bir eser eğer dünya çapında bir eser olacaksa, evrensel bazı değerlere değinmesi gerekiyor. Bunu sağlayacak olan şeyin de daima bir felsefi bakış açısına sahip olmak gerektiğini düşünüyorum. Şimdi sırayla açıklayayım ne demek istediğimi...
Bildiğimiz gibi toplumların kendilerine has gelenek-görenekleri var. Bir toplumda önemsenen şey, başka bir toplumda anlaşılmaz olabiliyor. İşte bir eserin ve yazarın kendi toplumunda çok sevilmesine rağmen, dünya çapında bir yapıta dönüşmesinin önündeki engellerden biridir bu; gelenekçilik. Kendi geleneklerini eleştirememiş, aksine onları körükleyen eserler, kendilerini ülkelerinin sınırlarına hapsederler. İşte evrensellik tam da burada devreye giriyor. Olayın kişilerine değil, o kişilerdeki tüm insanlığa ait meseleleri ele almak gerekiyor.
Bu meselelerin ne olduğunu bilebilmek/görebilmek için ise felsefeye dair bir bilgi birikimi gerekiyor. Sofistlerin felsefe tarihi açısından önemini öğrenmiş ve bu bilgileri içselleştirebilmiş olmak gerekiyor. Burada vurgulanan nokta şuydu: Her toplumun kendine ait doğruları vardır, dolayısıyla aslında zamandan mekandan bağımsız bir bilgi türü olarak hakikat yoktur.
İnsan bir kere bunu kabul ettiğinde artık kendi toplumunda insanların hayatları pahasına inandıkları şeylerin de aslında birer hakikat olmadığını anlar ve bunu eleştirmeye başlar. Düşünmenin esasen eleştirel düşünmek olduğunu ve özellikle Nietzsche'den beri önüne gelen her şeyi yıktığını anlayacağından, kültürel-geleneğin dogmalarını