Normal şartlarda az yemek yiyen bir adamdı. Sadece ona özel yapılan şeyleri böyle iştahla yiyordu.
Heybetli bir adamdı ama ruhu gizliden başını okşayacak bir el, sadece ona ait olacak bir sıcaklık arıyordu. Kendinin bile sevmediği, yıllarca kimseye kabullendiremediği benliğini görenleri, gizliden ödüllendirmek ister gibiydi. Belki de içindeki açlığı doyuruyordu. Bu hissi çok iyi biliyordum.
'Lev Tolstoy, sonsuzluk kavramı bir akıl hastalığıdır, der. Bense, aşk, hayal gücünün hastalığıdır diyorum.
Tavşanlar ve kobaylar aşk konusunda en normal davrananlardır.'
" Aslında çok tatlıyım. Diğer insanları gördükçe ne kadar normal olduğumu anladım. Güvenmeyi, sevmeyi, vermeyi severim. Tam tersini yapmam gerektiğini öğütleyenlere gülerim. Kötü olmak gerekir diyorlar. Kötü olunması gerektiği öğütlenen bir dünyanın ben içine ederim."
Kötülük ortalama iyiliğin yokluğudur. Bu iyiliğe çokça alıştığımız için algısal olarak şoke oluruz. Mesela insanların çocuklara iyi davranmasına alışmışızdır. Zira burada normal olan merhamettir. Epstein Adası'nda Siyonistlerin çocuklara yaptıkları muameleleri görünce şok oluruz ve "dünya kötülüklerle dolu" deriz. Oysa Epstein, şeytanlaşmış insanlara mahsus bir adaydı ve bu yüzden gördüklerimiz biz sıradan insanlara garip gelmişti. Dünya kötülüklerle dolu değildi, hakim duygu iyilikti. Eğer dünya kötülüklerle dolu olsaydı insanlar Epstein adasına değil, evladına merhamet eden annelere şaşırırdı.