az evvel yolda yürürken bir şey gördüm: bir kadın bisiklet sürerken aynı anda montunun içinde minik bebeği vardı ve onu uyutuyordu muhtemelen içten iyice sabitlemişti ve aynı zamanda bana da gülümsedi. ilk bakışta çok hoş gözüktü bu, ne büyüleyici masalsı iyilikte bir an dedim içimden. kadının ne kadar dirayetli, güçlü, iradeli, istikrarlı, disiplinli muhtemelen birkaç yere birden yeten multitasker biri olabilmeyi başarması ve bununla mutlu olması ne hoş, mutlu olması yargısına varıyorum çünkü yüzü hala gülüyor.
ancak bir an geçince, bu kadını bunu yapmaya mecbur eden sistemi düşündüm. kadının briden fazla işle bölünmesi, o hava şartları altında bisiklet sürerken bir yandan da bebeğine bakmak zorunda oluşu ve toplumun saçma sapan medeniyet kurallarına uymak için duygularını bastırıp hiç değilse somurtma, hadi o da olmayacaksa gülümsememe hakkını elinden alan topluma kızdım. medeniyet zaten samimiyetsizliktir ancak bu kadarı düşünce bile yordu.
Doublethink is a process of indoctrination in which subjects are expected to simultaneously accept two conflicting beliefs as truth.
doublethinker sayılıyorum george orwell'ın 1984 romanındaki bir kavrama göre. her iki düşünceye aynı anda katılıyorum, dahası destekliyorum da.