Dünyada açıkyüreklilikten zor ve övmeden kolay bir şey yoktur. Açıkyüreklilikte yüzde bir değerinde bile olsa, bir nota falsolu oldu mu, uyumsuzluk hemen fark edilir; övmede ise, baştan sona bütün notalar falsolu bile olsa, yine de kulağa hoş gelir, zevkle dinlenir. Övgü ne kadar kaba olursa olsun, yine de en azından yarısı, övülene gerçek gibi gelir ve bu toplumun her katmanında böyledir.
Sayfa 595 - İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikleri, XXVI.Basım·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Dünyada açık yüreklilikten zor ve övmeden kolay bir şey yoktur. Açık yüreklilikte yüzde bir değerinde bile olsa, bir nota falsolu oldu mu, uyumsuzluk hemen fark edilir; övmede ise, baştan sona bütün notalar falsolu bile olsa, yine de kulağa hoş gelir, zevkle dinlenir.
Sayfa 595 - İş Bankası Kültür Yayınları 43.Baskı Şubat 2024·Kitabı okuyor
Reklam
Güzelliği kusursuz çalınan bir nota kadar berrak ve bu yabani ortamda bir orkide kadar sıra dışıydı.
Doğanın Seslerini Duyuyor musun?
Rüzgârın değdiği ıhlamurla meşenin aynı sesi çıkar mayacağı belliydi zaten ama bunlar kışın, yazdan ya da bahardan da değişik sesler yayıyorlardı; üstelik aynı ağaç ta gündüz rüzgârıyla gece rüzgârı bile farklı etkiler yara tıyordu. Mayıs ayında ıhlamurun çiçekleri dallardan küpeler gibi sarkmaya başladığında gelip giden böceklerin vızıltısı ve uğultusu kulakları sağır edecek düzeye ulaşır di ve o çiçekli dalların altında durduğumda bir an için evreni yaratan OM sesinin yoğunluk, güç, gizem bakımın dan bu dallar arasındaki senfoniden farklı olamayacağunu düşünürdüm. Günbatımına doğru müzik vavaşlar, birkaç obur ya da kalabalık ailesinin arkasını toplayan anneden başkası kalmazdı. Karanlığın inmesiyle orkestranın bütün üyeleri yuvalarına, inlerine, çayırlarına dönerler; ıhlamur ötekiler gibi bir ağaç olarak baygın kokusunu dört bir yana savuran gece esintisine teslim ederdi kendisini. __Uzun çıraklık dönemimde o seslere dikkat etmeyi ve birbirlerinden ayırmayı öğrendim. Kırların "sessizliği" artık bir sessizlik değil, içindeki farklı ritimleri ayırt etmeyi öğrendiğim bir senfoniydi. Prelüd şubatın ilk hilaliyle işitilir, minik keçiler doğardı; Rossini'yi anımsatan uvertür mayıs ayının sesiydi; polenler uçuşmaya, canlılar cilveleşmeye başlardı; ağustos sonunda hüzünlü bir durgunluk çöker, ağustosböceklerinin ısrarlı ötüşleri yavaşlar; geri kalan az sayıdaki kırlangıç uzun Afrika yolculuğuyla birlikte yüzleşmek için toplaşırdı. Sonbaharda dodekafonik yani on iki sesli bir müzik başlardı: Bütün cıvıltılar kesilir, şurada burada birkaç kuş ötüşürdü sadece; yağmurun şırıltısı, ağaçları sarsan, donmuş parmaklara benzeyen dalları kıran rüzgârın uğultusu duyulur; sis sessiz peleriniyle inip her şeyin üzerini örterdi. Tek tük nota yağan ve örten karla başlayan kış
Sayfa 95·Kitabı okuyor
Depresyonun kafasını karıştırdığı, akrep burcunda doğmuş olan Sylvia Plath ateşle oynuyordu. Başını o fırına soktuğunda hayatını bitirmeyi değil kurtarmayı düşlüyordu: Sabah kendisini kurtarmaları için eve birinin gelmesini ayarlamış, doktorun adını bile bir nota yazıp masanın üzerine bırakmıştı. Her zaman açık duran apartman kapısı kapalı olmasaydı, gaz alt kata sızıp zaten sağır olan komşunun uykusunu daha da ağırlaştırmasaydı, saat 9'da eve gelmek üzere ayarladığı Avustralyalı bakıcı polise haber vermekte elini biraz daha çabuk tutsaydı kurtulacaktı. İçeri girdiklerinde bedeni hâlâ sıcaktı. Aynı hafta 99 kişi daha hayatına son vermişti. Bugünden bakınca görünen o ki, Sylvia bir kumar oynamıştı, bütün olasılıklar üst üste geldi ve kaybetti. Sonra Sylvia'nın intihar eden genç kadın, şair-kurban olarak hayatı başladı ve bu hayatı neredeyse eskisinden daha canlıydı.
Sayfa 506 - Dahiler ve Aşkları diye başladım, Gassal senaryosu çıktı kitap.·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam