Dilara

Hayalleriyle baş başa kaldı mı, yaşantısı o kadar kalabalık, içi o kadar zengin, eğilimleri o derece değişik de, elle tutulur bir gerçekle karşılaştı mı, neden eli ayağı kesiliyor, damarlarından kanı çekiliyor? Gerçekler, hiçbir zaman, hayallerinin yüksekliğine ve canlılığına erişemiyor da ondan mı; yoksa hayalleri gerçekleşir gerçekleşmez bozuluyor, bayağılaşıyor, tutulacak tarafı kalmıyor da ondan mı? Nasıl etse de iç yaşantısının saflığını, akıllıca çapraşıklığını, tazeliğini ve mükemmelliğini bozmadan, gerçek hayata aktarabilse? Bunun bir yordamını bulması şart, yoksa hâli duman. '394 Bıçağın Ucu
Dilara
"-... yoksa hayalleriyle yaşayan bir ceset miyim? Ne kadar korkunç bir şey?"
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aylar geçti o günden sonra Şöyle böyle sessizce Erik ağaçlarının hepsi kesildi. Sorarsan, aşka ne oldu Hatırlayamıyorum. Ama bilirim ne düşündüğünü Yüzünü unuttum gerçekten Tek bildiğim, onu öptüğüm o an.
Dilara
"Öptüğümü de unuturdum Olmasaydı o bulut Anıyorum hâlâ ve hep anacağım Bembeyaz ve yüksekte. (...) O bulut yalnızca bir dakika göründü Başımı kaldırdığımda uçup gitmişti."
Kirlileri Yıkamak
bugün yenilgilerden söylemek istiyorum bugün ayrılıklardan söylemek istiyorum kan göllerinde boğulan yaldızlardan büyüten durgunluklardan bugün hep yarınlardan söylemek istiyorum gülerken ağlamalardan ozanca uyarmalardan söylemek istiyorum bir kuş şakıyor ufkumda durmadan hayır bir şeyler yapmalıyım suları öyle değil de böyle kapıları öyle değil de şöyle ama mutlaka - ve anlıyorsunuz çok ölürsünüz - çıkarın güneşe yorgun yanlarınızı yıkayın kirlileri, çok ölürsünüz
Dilara
ey benim eli bayraklılarım yeni gözlerim yeni kulaklarım yeni seslerim ey benim ateş ağızlılarım asın beni güneşe kurtulun benden yoksa yoksa çok ölürsünüz
Ölüm ara sıra yokluyor beni Oturuyor geçip karşıma. Daha, diyor, daha vaktin gelmedi Sonra dönüp gidiyor başkasına. Ama her zaman bu böyle olmaz Çocuklar, ihtiyarlar, tazeler Görüyorum gider, sıra sıra bekleşir Hacıbayram önünde cenazeler. Bir gün beni de alıp gidecek. Ne işine yararım bilmem? Tanrı katında utangaç beceriksiz, Zayıfım cehenneme giremem. Tanrı görünce beni, Azraile Kızacak: -Niye getirdin bu çocuğu, diyecek Daha gün görmemiş, cahil, habersiz, Çok vakti varmış yaşayıp sevişecek.
Dilara
Akşamları seyretmeli gün batarken, Pencereye vuran yağmuru geceleri; Sırtüstü uzanıp kitap okumalı Sağmalı ak koyunlar gibi düşünceleri. Denize karşı durmalı mahzun, Kır atlar üstünde kuş gibi uçmalı, Kederlenirse, sevinirse Keyfince kendinden geçmeli.
Kapım çalındıkça açıyorum, Hayaller doluyor birer ikişer, Bir sen gelmiyorsun, kayıp! Bahçemdeki beyaz gül yeşer. Dönüyorum, mahzun, kapayıp... (...) Rüyalarımda bile uzaktan seyreder, Uğruna dövüşürken kaç kere öleyazdım.
Sayfa 169·Kitabı okudu
Dilara
Yaşamayı severdik ikimiz de... Ve sabaha kadar gür kemanlar Durmadan çalardı içimizde. (...) Elişi kâğıtları gibidir eski bahçemiz. Çeşidini gördüm güllerin, nergislerin, Kokladım sabırsız düşüncesiz, Bir seni bulamadım içinde sislerin Dağ çeşmeleri gibi serin, tertemiz.