Artık kimseyi dinlemiyor zaten, kendi laflarından başkasına aldırmıyor. Kendisinden başka herkesin aptal olduğuna inanıyor. Böylece, içinden taşan, nedenini bir türlü bulamadığı öfkesine de bir mazeret uydurmuş oluyor.
Kent vıcık vıcık bir çamur halinde üstüme bulaşıyor. (...) Her yerde bir ıslaklık var. İnsanlar rutubetli, sesler rutubetli, duvarlar, sokak lambaları rutubetli, güneş bile rutubetli.
Yok canım, delirdiğim falan yok, canım sıkılıyor yalnızca, hepsi o.
Kalabalıktan sıkılıyorum, yalnız kalmaktan da sıkılıyorum. Bir tek insanın yokluğu, bütün yaşamı bomboş yapıyor bir anda, her şey anlamını yitiriyor.