Bütün bunlardan sonra, acaba beyitteki akıl, deliliğin zıddı olan akıl olabilir mi? Fuzûlî, aklın karşısına deliliği değil de neden aşkı koymaktadır? Aşk, her ne kadar akıl kavramının tersi gibi görünse ve âşıklığın ilk adımında aklı terk etmek şartı aransa da, böyle bir macerada akıl terk edilince insan deli mi olmaktadır? Eğer öyle değilse, akıl kavramıyla çelişen şey aşk değil bizzat deliliktir. Âşık olmak akıllılık olarak değerlendirilemez, tamam ama, bu, deli olmak demek de değildir ki!.. Evet, âşık akıldan uzaklaşır ve aklın güdümünde hareket edemez ama bunun için de kimse ona deli diyemez. Denilse denilse, âşığın kendisi için özge bir yol seçtiği söylenebilir. O yol ki, akıldan uzak bir fezâdır ama sonu nurdan bir ülkeye çıkar. Aşık bu ışıklı ülkeye ulaştığında akıllılıkdan çok öte bir itibara kavuşur. Bu da onun sorumsuzluğu, itibarsızlığı vs. için yeterli mazerettir zaten.