Şu bol teorik yapıdaki felsefe giriş kitaplarını okurken kıvranmadığım tek bölümler, o alanda önceden asıl kaynaklarından okuma yaptığım bölümler oluyor. Felsefe gerçekten de böyle “giriş” kitaplarından öğrenilecek bir şey değil. Öğrenmek bir yana, orta derecede fikir sahibi bile yapmaz maalesef.
Popper’ın burada bahsedilen yanlışlamacı bilim görüşünü ve Kuhn’u Bilimsel Devrimlerin Yapısı kitabında tanımıştım. Evet o kitapta da bir miktar kıvranmıştım ama keyifliydi ve bu “giriş” kitaplarının beynimi sıkıştıran anlatımları kadar yormamıştı.
Bilim felsefesi alanım olduğu için önceki okumalarım nedeniyle bu bölümler daha anlaşılır geliyor. Aslında bu giriş kitaplarının altyapı oluşturması gerektirmez miydi? Epistemoloji de alanım demek isterdim ama o koca bir derya… Ne kadar çok okusam o kadar eksik hissettiriyor. Fakat yine aynı şey geçerli; epistemoloji üzerine önceden asıl kaynaklardan yaptığım okumalar bu kitaplardaki okumamı akıcılaştırdı. O halde ne işe yarıyor bu felsefeye giriş kitapları? Yalnızca, asıl kaynaklarından yaptığımız okumaları özetleyip, düzenli raflara yerleştirmeye yarıyorlar sanırım. Yetersiz bir altyapı ile okuyana ise anlaşılmaz bir eziyet ve kafa karışıklığı.
Popper çok daha önemlisi, hiçbir bilimsel önerme ya da hipotezin kesin sonuçlu olarak doğrulanamaması nedeniyle, mutlak hakikatlere değil de ancak kısmi doğrulara erişilebileceğini savundu. O, bu yüzden bilimselliğin ölçütünün doğrulanabilirlik değil de yanlışlanabilirlik olduğu ve nihayet bilimsel bilginin sanıldığı gibi, doğruların birikmesi yoluyla değil de, yanlışların ayıklanması yoluyla ilerlediği tezlerini ileri sürdü.
“Metaller ısıtıldıkları zaman genleşir” hipotezi, ısıtıldığı zaman genleşmeyen metallerin olabilmesini yasaklar. Belirli şeylerin olmasını yasaklama becerisi bilimsel hipotezleri güçlü kılan şeydir. Bu yüzden, bilimselliğin ölçütü veya bir kuramın ampirik ve bilimsel karakterinin ölçütü, Popper’a göre, doğrulanabilirlik değil de, yanlışlanabilirlik olmak durumundadır.
“nevrozların çocukluk travmalarının bir sonucu olduğunu” dile getiren bir önermeyi yanlışlaması muhtemel hiçbir gözlem bulunmamaktadır. Psikanaliz ve Marksizm, Popper’ın gözünde, anlamsız olmamakla birlikte mevcut durumlarıyla bilimsel teoriler değildir.

Popper çok daha önemlisi, hiçbir bilimsel önerme ya da hipotezin kesin sonuçlu olarak doğrulanamaması nedeniyle, mutlak hakikatlere değil de ancak kısmi doğrulara erişilebileceğini savundu. O, bu yüzden bilimselliğin ölçütünün doğrulanabilirlik değil de yanlışlanabilirlik olduğu ve nihayet bilimsel bilginin sanıldığı gibi, doğruların birikmesi yoluyla değil de, yanlışların ayıklanması yoluyla ilerlediği tezlerini ileri sürdü.