Hiç boş kalamadığınız bir zamanın ardından, hiçbir şey yapmamanın, boş durmanın zevki iyice büyük olur.
(…) Hastalıkla, acıyla ve ölümle yüzleşmek, hayata duyulan açlığı bariz biçimde büyütebilir. Her tatsızlık yeni bir zevk arama ihtiyacına varır. Lakin bir zevk tatmakta aşırıya giderseniz, tatsızlaşır.
Yaşamaktan her an sevinç duyma beklentisi, bir yanlış anlama olurdu. Daima sevinçli olabilmek, ancak bir illüzyon olabilir. Sadece yorgunluk değil sevinç de, solgunlaşmasını önleyecek yoğunluğu geri kazanabilmek için dinlenmeye ihtiyaç duyar.
Ama hüzün yumurtalarını artık gelecekteki günlerin yuvalarına bırakıyor ve bize oradan el sallıyor.
(…) Hüznün ağacı tam da gelecekte çiçek açacak, meyveye duracak ve dallanıp budaklanacak.
Çocukluk dikeydir. Yukarıya doğru büyürsün, boyun bahçedeki güllerinki kadardır, herkes sana her yıl ne kadar büyüdüğünü tekrar edip durur, baban seni havaya kaldırır, parmak uçlarında yükselirsin, her şey kıpır kıpır hayat ve hareket doludur, yatmak istemezsin, ancak zorla yatarsın. Yaşlılık yataydır. Azıcık dinlenelim, öğleden sonra uzanalım, kanepeye şöyle bir uzanacağım sadece, çünkü belim… Yaşlılık uzun süreli, belki de sonsuz bir yataylığa alışmaktır.
Ölümsüzlük de bir botanik kavramıdır. Evrimin daha ilkel bir aşaması olarak gördüğümüz tüm bitkiler aslında bizim bildiklerimizden bir mucize fazlasını bilir, içlerinde bizden bir süper güç fazlasını taşırlar. Onlar yeniden hayata dönebilecek şekilde ölmeyi bilir.