Hayatın hakikatinin adı, Sisifos olabilir. Peki ama Sisifos’u Albert Camus’nün düşündüğü gibi mutlu bir insan gibi mi tasavvur etmeliyim? Gündelik hayatın talep ettiği, sürekli tekrarlanan faaliyetlerdeki Sisifosvari emek, şayet gün boyu yokuş yukarı yuvarladığım taşın ertesi sabah yine yokuşun başına inmiş olacağını kabullenirsem, sahiden de kolaylaşır. Günlük hayata atak bir şekilde dalar, onun kalıbına şen gönülle uyarsam, ayağıma daha az dolanır. Hatta bütün enerjimi onu reddetmeye harcamazsam, doygunluk bile verebilir gündeliklik.
Temas ediyor ve temas alıyorum, o halde varım, tango tangor ergo sum. Dokunmak, düşünmekten daha fazla (cogito ergo sum), varoluştan emin olmamı sağlar, bir illüzyon değildir.