Kadı İyad (rahimehullah) şöyle dedi: "Bir âlim, öğrendiğiyle amel edene ka-dar cahildir. Her ne zaman ilmiyle amel ederse o zaman alim olur." (İktidêu'l Ilmi ve'l Amel s.49) Bu nedenle bazı âlimler cehaleti; "Geçici zevkleri sonsuz zevklere tercih etmek olarak tanımlamışlardır." (Bagavi tefsiri 2/184) Kurtubî tefsiri Nisa sûresi 17. Ayetin tefsiri)
Sayfa 13 - Minber Yayınları·Kitabı okuyor
İnsanlarda dört çeşid Kalb bulunur: 1) Ecred Kalb, 2) Ağlef Kalb, 3) Menküs Kalb, 4) Musaffah Kalb. Ecred, yâni saf, parlak, kinsiz Kalb, Mü'minlerin kalbidir ki, onda İman nûr güneş gibi parıldar. Ağlef, yânif gılıflı, kapalı, örtülü kalb, kâfirlerin, münkirlerin kalbidir. Menküs, yâni tersine çevrilmiş Kalb, münafıkların Kalbidir ki, onlar, gerçeği tanır, sonra da, inkâr ederlerdir. Musaffah, yâni, iki yüzlü Kalb, içinde hem İman, hem de, nifâk bulunan kalbidir
Sayfa 21
Din İslam
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Allah'a şükürler olsun ki, kâmil insan göründü de can onun hayâlinde kendi hayalini gördü. 19 Ey kâmil insan! Dergâhının toprağı gönlümü büyüledi. Senin hakîkatini, mânevî gücünü göremeyenin, sana karşı büyüklük taslayanın toprak başına olsun. Kendi kendime dedim ki, eğer ben güzel isem, bu güzelliğim ondan, onun lûtfundandır. Güzel değilsem, zâten çirkinler bile bana gülerler. Bunun çâresi, kendime bakmamdır. Ona lâyık değilsem, ben seni hiç alır mıyım? diye bana güler. 20 O güzeldir, güzelliği sever. Genç bir delikanlı, eli ayağı tutmaz bunamış bir ihtiyar kadını seçer, alır mı?21 Güzel, güzeli cezb eder, çeker, alır. Bunu bil de doğruluğunu an-laman için "Temizler temizlerindir." âyetini oku. Dünyada her şey, kendi cinsi olan şeyi çeker; sıcak, sıcağı çeker, soğuk da soğuğu. Aslı olmayan bâtıllar, bâtıllardan; bakîler yâni Hakk yolunda olanlar da bâkîlerden hoşlanır. Cehennemlikler cehennemlikleri seçer. Nûrlu kişiler de cennetlikleri isterler. Gözünü kapayınca, nûru göremez olursun da, içine bir huzur-suzluk çöker, canın sıkılır; göz, güneşin nûrundan ayrı düşmeye nasıl sabreder? Gözünü yumunca, canın kopuyormuş gibi bir ızdıraba düşersin. Gözün gündüzün nûrundan ayrılmaya sabrı yoktur. Senin üzüntün, sıkıntın gündüz nûruna çabucak kavuşmak isteyen göz nûrunun özleminden ileri gelir. Gözün açık iken içine bir üzüntü çökerse, üzülür, perişan olur-san; bilmiş ol ki, gönül gözün kapalıdır; onu aç ki gamdan, elemden kurtulasın. Çektiğin sıkıntıyı, ızdırabı gönlünün iki gözünün de kapalı olduğundan bil; çünkü, gönül gözü kıyasa sığmaz sonsuz nûr aramaktadır. Sen iki baş gözünü kapayınca, az bir zaman için nûrdan ayrı düştüğüne üzülüyorsun da, bu yüzden hemen gözlerini açıyorsun. O sonsuz olan gönül gözünün iki nûrundan (akıl ve basîret nûrundan) mahrûm
İman; öyle bir nurdur ki, onun nuru, insanın bütün âzasına yayılmıştır. Fakat, insanın âzasından birisi kesilince, İman, parçalanmaz olduğu için, oralari, kalbe gider. İslâm; Allâh'ı, keyfiyetsiz olarak bilmektir. Bunun yeri, göğüstür. İman; Allâh'ı, Allâh'lığı ile bilmektir. Bunun yeri, yürektir. Yürek te, göğsün içindedir. Mârifet; Allah'ı, Sıfatları ile bilmektir. Bunun yeri, Gönüldür.Gönül de, Kalb'in içindedir. Tevhid; Allah'ı, Birliği ile bilmektir. Bunun yeri, Sırr'dır. Sırr da, Gönül'ün içindedir. Bunlar, Nûr süresinin Nûr âyetindeki Nûr temsilini andırırdır. Bunlar, dört gerdanlıktır ki, dördü de, birbirinden ayrı, gayrı değildirler. Hepsi birleşince, Din olurdur.
Sayfa 20
Din İslam
İnsanların yüzde doksan dokuzu gaflettedir
Eğer bir kişi: Mademki biz kendimiz fiili işleyen değiliz, o halde o amelden, o işten doğan sevabı biz nasıl umut ederiz? Hiç kuşku yoktur ki, bize verilen sevap, şu işlediğimiz işlerden ötürüdür. Bu da kendi irade ve isteğimizle, kendi seçmemizle olmuştur! dese ona şu karşılığı veririz: — Gerçekten sen Hak Teâlâ’nın kudretinin yolusun. Sen hiç bir şey değilsin. Nitekim Allahü Teâlâ şöyle buyurur: “Sen o işi işlemedin, belki Allahü Teâlâ işledi.” (Enfal Sûresi: 17) Lâkin Cenab-ı Hak hareketi, ilimden, kudretten ve iradeden sonra yarattı, ama sen öyle sanırsın ki, senden dolayı doğan hareketi sen yarattın! Bunun sırrı çok incedir. Sen bunu idrâk edemezsin, anlayamazsın.Ama şimdiki halde sen kendini anlayışın yolunda müsamaha edilmiş tut. Şöyle farzet ki, amel senin kudretin ve ilminle mümkün değildir. Amelin anahtarı bu üçüdür. Üçü de Hak Teâlâ’nın armağanı, hediyesidir. Diyelim ki, sapasağlam bir hazine olsa, onun içinde birçok nîmet bulunsa, sen o zenginliği elde etmekten âciz olsan, o hâzineyi açmaya anahtarın olmasa, ama hazinedar sana onun anahtarını verse, oradan elini uzatıp ne dilersen alsan, bu ihsana mâlik olmayı haznedara mı yorarsın, yoksa elini uzatıp aldığına mı? Şunu bilirsin ki, anahtar vermenin yanında el uzatmanın o kadar kadri ve kıymeti yoktur. Belki kudret, sana anahtarı verendedir. Çünkü nîmet senin eline o anahtarla geçmiştir. Demek ki, senin kudretine sebep olan şeyler de ki bunlar amellerin vekilidir. Hak Teâlâ’nın vergisi, hediyesidir. Şaşılacak şey, Hak Teâlâ’nın fazlındadır. Çünkü sana tâat, ibâdet hâzinesinin anahtarını vermiştir. O kilidi açma yolunu bütün fâsıklara yasakladı. Ve günahkârlık anahtarını onlara verdi. İbâdet hâzinesinin kapısını onların üzerine bağladı. Onlardan bir cinayet ortaya konulmakla değil, kendi adaleti bunu böyle
Din
....... OLMAZ İMİŞ
1 Düşicek derd ü gama dilde sürûr olmaz imiş Elem ü mihnet ile şevk ü hubûr olmaz imiş 2 Leblerün şevkına nûş eylemiyen sâkî şarâb Gamdan âzâd oluben ehl-i sürûr olmaz imiş 3 Ser-i kûyunda görüp yüzüni iden inkâr Benzer ana ki diye Ka'be’de nûr olmaz imiş 4 Bu cihân tobtoludur mihnet ile gussa çeküp Bî-huzûr olma yüri bunda huzûr olmaz imiş 5 İtleriyle olalı kûyına irdüm yârun Kim yakîn olur ise hıdmete dûr olmaz imiş 6 Devlet-i 'âleme meyl eylemedük gayret idüp Ey gönül sencileyin kimse ğayûr olmaz imiş 7 Sebziyâ hâk olıgör kendüne mağrûr olma Meskenet ehli olanlar da gurûr olmaz imiş