Şayet bilseydi harâb etmeye kastettiği o ulu surların ardında asırlık bir şehr-i civân gizlidir; hangi muzaffer sultan râzı olurdu, binlerce neferin namahrem eli değsin o vakur kalenin pak sinesine?
Hangi mağrur pusatlı el, O’nun mukaddes sükûtunun önünde diz çökmeden ilerleyebilirdi?
Ateş kusan hangi namlu kast edebilirdi O’nun inziva kokan huzuruna?
Hangi bayraktar cür’et edebilirdi, gurur sancağını o muallâ burçlara dikmeye?
Hangi ihtiras, hangi kibir zafer sanıp da böylesi bir mülkün târ ü mâr edilişini izleyebilirdi?
Haşa! Değil gölgesinin, zülfünün bir telinin bile O’nun surlarına düşmesinden haya ederdi… Eşiğinde susar… Uzağında Tavaf eder… Mahremiyetine secde edercesine hürmet ederdi…