Gölgenin Peşinde XIII
Herkesin hatırlamayı unuttuğu eski bir dost gibi gelmişti bu haber. Haftalar önce Hacı gavurun yarına kalmaz sandığımın ölümünü işte tam böyle unutmuş, belkide zihnimde çoktan gömmüştüm. Nihayet Hacı gavurun cenazesi de zihnimin istasyonuna o eski katar gibi yanaşmıştı. "Cenazeye gideceğiz. Hakkı, Bursa'ya sınava gidecek, sen gel" dedi Peder. Mehmet'in de dedesi öldü, onun da cenazesi var" demek istedim. Fakat, "Ölmüş olsa muhakkak ne hissettiğini söylemek için arar" diye düşündüm. Muhakkak hâlâ son nefesini saklıyordu. Bir zaman bana "Anneannenin ve dayının cenazesini izlerken ne hissettin" diye defalarca sormuştu. Sonra yeniden ve yeniden bir yakınını kaybetmenin, cenazesini izlemenin, ölü sûretine son defa bakmanın nasıl bir his olduğunu konuştuk. Mehmet'i aramaya karar verdim. "Belki bugün çıkıp gelecek. Ya da beni cenazeye bekleyecek." Deden nasıl" diye sordum. "Bitmez bir uykuda gibi. Bir ara gözünü açıyordu. Şimdi uyanıyor mu belli olmuyor" Yine de şifalar dilemekten başka bir şey gelmedi aklıma. "Aslında daha önce de böyle yatağa düştü. Belki yine ayaklanır" dedi. Henüz bir yakınını gömmediğinden, bir cenaze nasıl beklenir bilmiyordu. Nihayet insan, ansızın gelen bir ölümle her şeyi öğreniyordu. Ona hacı gavurdan bahsettim. "Köye cenazeye gidiyorum, gelirsen evde olamayacağım haberin olsun" Şaşırdı, bu ölümü, dedesinin olası akıbeti üzerinde âlâkadar buldu. Şu işe bak dedi, "Ben senden önce çıktım evden. Neredeyse cenazeye gittiğim kesindi. Ama olana bak şimdi. Bir de bakarsın bizim ki ayaklanır" Mehmet, bir başkasından dinlemediği sürece, kendi düzleminde mucizevi dokunuşları inanırdı. Fakat ne zaman başkasından duysa; "Olur mu canım öyle şey, muhakkak işin içinde baska iş var" der, kendince bir çok ihtimal sayıp dökerdi. Nihayetinde ikna edemez,
Sonsuz Aşka Bismillah ❤️ Unutmak, insanın en eski kusurudur. Hatırlamak için yaratılmış kalbine dünya dolar da, o kalbi var eden kudret silinir gider zihninden. Konuşuruz, planlar yaparız, “yarın şöyle olacak” deriz. Sanki yarının ipleri bizim avucumuzdaymış gibi. Sanki nefesimizi içeri çeken, onu geri veren bizmişiz gibi. Oysa her an dilediğini yapan var. Bir yaprağın dalından kopuşu tesadüf değil. Senin gecenin bir vakti uykundan uyanışın, aklına düşen o eski hatıra, yolda karşına çıkan yabancı… Hepsi bir iradenin ince işçiliği. Biz sayfayı çevirdiğimizi sanırız, ama kitabı yazan O Ebedî Sevgili. Biz kalemi tuttuğumuzu zannederiz, ama mürekkebi damlatan O Ebedî Güzel. İnsanın Gafleti İnsan, kudreti görünmeyince yok sanır. Rüzgârı görmez ama serinliğini inkâr edemez. Allah’ı da böyle unutur: Eserini görür, Müessir’i unutur. Bir kapı kapanır, öfkeleniriz. Bir kapı açılır, seviniriz. Kapıları koyan Zat’ı, mucizeyi hatırlamayız. Dilediğini yapar; bazen verir imtihan eder, bazen alır imtihan eder. Biz ise “neden” diye sızlanırız, sanki hesap sormaya hakkımız varmış gibi. Bak etrafına. Bir çocuk doğuyor, bir ihtiyar ölüyor. Bir devlet kuruluyor, başka bir devlet yıkılıyor. Bir gönül kırılıyor, başka bir gönül aşkla yapılıyor. Bütün bu oluş ve bozuluş, “Ol” deyince olduranın iradesinden başka nedir? Zaman dediğin, O’nun “an”larının ipliğe dizilmiş hâli. Mekân dediğin, O’nun “Kün” emrinin gölgesi. Sen ise bu gölgede yürüyüp kendini gölgenin sahibi sanacak kadar cahilsin. Hatırlamak Hatırlamak, secdeye varmaktır. Sadece alnı yere koymak değil; kibri, eneyi, “ben yaptım” vehmini yere koymak. Her sabah uyandığında, aslında yeniden yaratılıyorsun. Dün gece ruhunu alıp, sabah geri veren var. Kalbin atıyorsa, O “at” dediği için atıyor. Nefes alıyorsan, O “al” dediği için
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ölüm gibi bişey oldu
Bekle dedi gitti ben beklemedim o da gelmedi...
1000Kitap
Ben her şeyi çok düz yaşıyorum; ne hissediyorsam o kadarım, fazlası ya da arkasında gizli bir anlam yok. Bir tavrın, bir sınırın altında illa derin tahliller arama ısrarını gerçekten anlamıyorum.
Ben herhalde tövbe hâşâ kıyamet gününde milleti kurtuluşa erdireceğim. Bir şey yapmadığım hâlde gelen geçen hâlâ ilgisini çeken şeyleri veya yaşadıkları herhangi bir anıyı kan mı çekiyor anlamadım yakalayan bana anlatıyor. Ya benim yaşlarda yada benden birkaç yaş büyük yeni bir müdür işe başladı. Görünen öyle aşırı disiplinli birine de benzemiyor yalnız tipi düzgün. Bende dün gece nöbetteydim. İş çıkışı normal sivil giyinmiş bizim güvenlik arkadaşlara selam mı ne vermiş anlamamışlar mı, tanımamışlar mı ne. Bende cevaben "Vallah müdürüm ben o topa hiç girmeyeyim. İnsanların ruh hâlini bilemem" dedim. Süizan yapıp 90'dan vurmak istemiyorum hâlbuki. Benim yarı yarıya Azeri ve Terekeme damarım tutuyor o sorun işte...
Bir aslan avını avlayıp onun iç organlarını yediğinde ona kötü demeyiz; "Doğası bu ve bunu yaptı." deriz. Bugün evrim, artık herkesin kabul ettiği, bilimsel kanıtlarla desteklenmiş bir gerçek. Kısacası hayvandık ve şu an düşünebilen bir hayvanız. Ama düşünebiliyor olmamız, iyilik ve kötülük kavramını kendi kalıplarımıza sığdırabileceğimiz anlamına veya mutlak doğru olduğu anlamına gelmiyor. Gelişmiş ve bizden çok daha zeki uzaylı bir medeniyet için iyilik ve kötülük çoktan aşılmış, apt*lca bir konu olabilir. Onlar için belki de sadece nedenler ve sonuçlar vardır. İyilik ve kötülükse hiç bilmedikleri, anlam veremedikleri bir şey bile olabilir. İyiliği ve kötülüğü var eden şey dinler değildir veya toplumun ahlak kuralları da değildir. İyilik ve kötülüğü var eden şey insan vicdanıdır. Ne gariptir ki vicdan da bir duygudur ve bu duygu yalnızca insana aittir. Eğer vicdan yalnızca bir duyguysa ve insana aitse, o hâlde iyilik ve kötülük kavramı evrensel midir? Hayır, değildir; çünkü yalnızca insana ait olan bir kavramın nesnel bir geçerliliği yoktur.
Alıntı

Mehmet Çağımnı

@Mehmetcagimni
·
“Vicdan azabı, yakalandıktan sonra hissedilen o geç kalmış pişmanlıktır. Eğer kimse görmeseydi, o ‘korkunç’ dediğiniz şeyi tekrar yapmaktan bir an bile tereddüt etmezdiniz. Sizi ahlaklı tutan şey vicdanınız değil, toplumun o yargılayan gözleridir. Benimse vicdan umurumda değilken, yargılayan gözlerin ne olduğuna dair hiçbir fikrim olmayacak kadar veyahut fark edemeyeceğim kadar var olmayan küçücük hayalet bir kavramdan ibaret.” Şu an olsa ne yaptıysam, yaptıklarımın aynısını tekrar yapardım. Ben buyum; ya ahlak kurallarını kabullendiğiniz gibi de beni de böyle kabulleneceksiniz ya da ahlaki pusulayı başka hiçbir yerde geçerliliği olmayan, insan uydurması olarak gören birini, kabullendiğiniz ahlaki pusulanın içine sokmayacaksınız. Ben sizin kalıplarınızla doğmadım, kalıplarınızla yaşamayacak, kalıplarınızla da ölmeyeceğim. Bu kalıplar konulurken bana sorulmadı. Uymak zorunda da değilim. İsteyen başkaldırı anlasın, isteyen anarşistlik olarak görsün; ne tuhaftır ki bu konuda da ne düşündüğünüz zerre umurumda değil. 😂🤷🏻‍♂️ Siz benim için endişelenmeyin. Ben kurnaz ve zeki bir insanım. Sisteme kabullenmiş gibi görünürüm ama sistem her sırtını döndüğünde sırtına bir pençe daha atarım. (Mehmet Çağımnı)
Alıntı