Puan vermedi·272 syf.··
2026 36. kitabı
Farklı türlerde okumalar yapmayı, yeni kalemlerle tanışmayı seven biri olarak son dönemde keşfettiğim isimlerden biri de Cihan Çetinkaya oldu. Yazarla tanışmama vesile olan kitap ise daha önce adını duymadığım için kendimden utandığım, İtalya’daki ünlü Türk köyünün sıra dışı hikâyesini anlatan Şah Balaban Destanı. Viyana kapılarına dayanan Osmanlı ordusunun başındaki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, hem ordu içindeki hem de payitahttaki makam ve mevki hırslarının büyük bir bozgunu beraberinde getireceğini fark eder. Yaklaşan felaketin etkilerini azaltmak için cesur ama ağır bir karar alır. Bu kararı uygulayacak, canlarını ortaya koyarak düşmanın önünde duracak olanlar ise Yeniçerilerdir. O seçkin askerlerin arasında Deliormanlı Balaban Hasan da vardır. Merzifonlu’nun planı ordunun kayıplarını azaltır ancak yüreği cesur, gözü kara Balaban Hasan ve silah arkadaşları için kader bambaşka bir yol çizer. Viyana önlerinde esir düşen bu yiğitler, Balaban Hasan’ın önderliğinde esaretten kurtulup İtalya’daki Moena Vadisi’ne sığınırlar. Niyetleri birkaç gün dinlenip yollarına devam etmektir. Fakat kılıcını mazlumun çığlığına siper etmeyi öğrenmiş bu bir avuç Türk, Habsburg zulmü altında ezilen Moena halkına sırtını dönüp gidebilecek midir? Bir yiğidin kendi efsanesine yürüyüşünü, devlet uğruna yapılan fedakârlıkları ve tarihin tozlu sayfalarında kalmış ilginç bir hikâyeyi anlatan Şah Balaban Destanı, sade dili ve akıcı anlatımıyla beni ilk sayfadan son sayfaya kadar kendine bağlı tutmayı başardı. Bir yandan Balaban Hasan’ın hikâyesini merakla takip ederken bir yandan da Moena’nın Türklerle olan bağını öğrenmenin şaşkınlığını yaşadım. Tarihî romanlarla arası çok iyi olmayan okurların bile rahatlıkla okuyabileceğini düşündüğüm bu kitabı bitirdiğimde geriye güzel bir hikâye, yeni
Şah Balaban DestanıCihan Çetinkaya · Timaş Yayınları · 20262 okunma
7/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 87. kitabı
Kitap adı: Yine De Sevdik Yazar adı : Miraç Çağrı Aktaş Sayfa sayısı :160 Kitap türü: Deneme// Hayattan kısa kesitler Kitabın ana teması, sevgi ve sevmek ile ilgili gibi gözükse de değil, kitabın ana teması "Keşkelerimiz" bana göre. Yazar kendi hayatından örnekler vererek konuya gayet güzel vakıf olmuş. Aynı yazarın okumuş olduğum bu ikinci kitabı "Okurken, iç sesinizle sohbet ettiğinizi düşünürseniz şaşırmayın" Kitapta kısaca her türlü sevgi ve sevdaya değinmiş, bu ister yar, ister ana, ister baba ister dede ve arkadaş, dost olsun. Çocukluğunu yaşayamadığından dem vurmuş ve buna karşılık güzel hayaller kuracağından bahsetmiş yazar. Sevdiği ve değer verdiği insanların ihaneti o kadar sarsmış ki, neredeyse en çok "yaşattığını yaşamadan ölme" cümlesini okuyorsunuz kitabın sayfalarında. *"Papatyalar çok narin ama dikenli güller için onları ezip geçtiniz" * Bazen sorgularız değer verdik de ne oldu? Kısaca bu kitapta da karşılaşıyorsunuz aynı ifade ve durumlarla. *** "Her şeyi bilmenize gerek yok, üzmeyin birinin acı çekmesine neden olmayın yeter" Yazar İnsanın en üzüntülü anlarında, genelde söylenen kelimeler, "unutursun ya da alışırsın", olduğundan dem vurmuş. Sanırım bu durum bizim kültürümüze has bir durum. ***"Sizi olduğu gibi kabul edip seven insanları sevin, kendi menfaatleri için sizi değiştirmeye çalışan insanlardan ise uzak durun" ***"Bahanelere sığınıp sizi ihmal edenler değil, size zaman yaratanlar olsun yanınızda,diyor yazar son olarak. Bu kadar spoiler yeterli. Kitabı beğendim, kesinlikle tavsiye ediyorum. Not:" Keşkelere o kadar çok güçlü sarılıyoruz ki, yeri geliyor onlarla saklanıp hayatın en güzel anlarını kaçırıyoruz" Aylin Özgür
Yine de SevdikMiraç Çağrı Aktaş · Olimpos Yayınları · 20184,494 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2026 72. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 00:10
Herkese selamlar Bugun size kalemini cok sevdigim sevgili @pinarsalmnn in yeni serisinin ilk kitabi olan #kızılgerdan yorumu ile geldim. Seri uzun zamandır radarimdaydi, ancak bagimsiz okunuyor da olsa devam kitabındaki karakterleri ilk kitapta merak edecegim korkusuna baslayamiyordum. Nihayet ikinci kitap çıkmışken baslamak lazim dedim ve iyi ki de oyle yapmisim. Cok severek okudum. Hic bir sey olmasa bile Ali Cihan icin okunur, erilir, bitirir yani Sakli serisinin bende yarattığı duygu yoğunluğunu elbette bu kitapta bulamadım. Cunku istemsizce Balca ile Erva kıyaslaması yaptim. Her ne kadar ikisinin farkli karakterlere ve farkli hikayelere sahip oldugunu bilsemde kafamdan bir turlu Erva'nin askinin büyüklüğünü gideremedim. Dolayisiyla pozitif ayrımcılık ile Erva'dan sebep Balca'ya oyle cok bağlanamadım. Bunda biraz da Balca'nin kafasına buyruk yani beni cekmedi. Tamam cok esaslı, hakikatli, inandıkları doğrultusunda hareket eden biriydi. Ama iste...! Fakat Ali Cihan oyle mıydı? Ayyy adama ba-yil-dimmmmm. Bu kitapta da favori karakterim Ali Cihan oldu Nasil guzel sevdi, korudu, sahiplendi. Adamin tipiyle tarzi cok uyumluydu bence, guzel yazilmisti. Gerçek hayatta boylesi olsa bir yere kapatilmali Balca ve Ali Cihan'in 7 yıllık görmeden platonik aşklarının uzerine bir karsilasma anlari var, Ali Cihan'in Balca'nin karsisina bir cikisi var, offff Kitabin iki yönlü anlatimi, yer yer betimlemelerinin bulunmasi, surekli bir aksiyon halinde olmasi kisimlarini sevdim. Biraz uzundu ama artik bu durum bence yerli yazarlarimizin drami bolca hissettirme aliskanligindan. Dizilerde de, sinemada da, kitaplarda da bu hep boyle, alistik yani Simdi sirada Gok Kuzgun var. Balca'nin abisi Yalvac ile hayatinin şokunu yasadigi arkadaşı Nazli'nin anlasmali evlendigi hikayeyi konu
Kızıl GerdanPınar Salman · Pukka Yayınları · 2025204 okunma
'Olumsuzlama aynı zamanda, itiraf etme biçimidir.'
8/10
·75 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 04:22
Bir insanın antika saray saatlerini tamir etmekte ustalaşmış olması yeterince ilgi çekiciyken, böyle bir oyunu da yazabilmesi... :) Şule Gürbüz okumalarının başladığı yer tam olarak burası olabilir. Hafif dozda barındırdığı mizah ve karakterlerin çocuksu duygu durumlarıyla neredeyse Mercier ile Camier kıvamında bir eser. Tiyatro yapıtlarında aradığım, olabildiğince beni o koltuğa oturtup, sahnenin ışıkları sönünceye dek oyuna dahil edebilmesi... Çok az yerde kopuşlar yaşansa da, başarılı bir eserdi. Çok derinden, yüzeysel anlatıma, acıdan sevince, kahkahadan gözyaşına anlık geçişler, felsefi metaforların sarsıcı etkisi... Hayranlıkla okudum. 'Yaşlı İhtiyar' Beckett'ın neredeyse bütün eserlerinde görebileceğimiz, yardıma ihtiyacı olan duygusal gel-gitler yaşayan ama en güçlü cümleleri, en sıradan olayların içine gizleyen, yaşlı bilge arketibine yakın bir karakter. Her konuda üstünlüğünü ilan etmiş ama bu üstünlükten hazzetmeyen, düş ve gerçeğin sınırlarını yitirmeye cesaret edebilmiş biri. Merkezde bulunuyor... Yaşlı ve genç kadın karakterlerinin, yaşam ve ölüm üzerine bizde bıraktıkları etki çok kıymetli... Hizmetçi: başlarda gerçekten Yaşlı adama refakat eden bir hemşire olduğu fikrine kapılabilirsiniz, çıkarımları ve akıllıca sözleri size 'evet sanırım bir çıkış noktası buldum dedirtse de' oyunun sonlarına doğru fikriniz değişebilir. Susan Sontag; "Yaşama gücümüzü delilik kaynaklarımızdan alırız." derken, anlamlı bir tespitte bulunmuştu. Uyum gösterebilme becerisi deliliğin bir biçimi değil de nedir? Belki bize hiç beklemediğimiz cümleleriyle şaşırtan insanlar onlara dayatılan zihinsel normların üstünlüğünü reddedenlerdir. 1950’lerde psikoz tanısı konulan vakalar modern zamanın gayet sağlıklı bireyleri kabul ediliyor. :)
Tiyatro
Ne Yaştadır, Ne Başta Akıl YokturŞule Gürbüz · Boyut Tiyatro · 1993242 okunma
Eşiğinde Kaldığımız O Son Veda
9/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2023 18. kitabı
Spoiler olabilir!! Bazen bir yıldız yutarsınız. Yanlışlıkla, sıradan bir kutlama pastasının içinde, çocukluğun o dünyadan bihaber iştahıyla... Ve o yıldız boğazınızdan inip ruhunuza saplandığında, bir daha asla bu dünyaya, bu isli, paslı ve daracık dünyaya ait olamazsınız. Tolkien denince insanların aklına hep devasa ordular, yıkılan kuleler ve çağları aşan destanlar gelir. Oysa üstadın asıl yürek burkan çığlığı, asıl kanayan yarası bu kısacık, mütevazı hikâyede, Büyük Wootton Demircisi'nde gizlidir. Bu kitap, büyünün ve mucizenin insan ruhunda açtığı o onulmaz yaranın, hiçbir yere tam anlamıyla ait olamama lanetinin felsefesidir. Demirciyi düşünün... Gündüzleri is ve ter içinde metali döven, kasabalıların sadece "Ne de güzel iş çıkarıyor, ne kullanışlı eşyalar yapıyor" diye övdüğü sıradan bir adam. Ama o adamın alnında görünmez bir yıldız parlar; zihni ve ruhu, kelimelerin kifayetsiz kaldığı, hem dehşet verici derecede güzel hem de acımasız Periler Diyarı'nda gezinir. İki dünya arasına sıkışmanın, o sonsuz yabancılaşmanın getirdiği sessiz çürümeyi iliklerinize kadar hissedersiniz sayfalarda ilerlerken. İnsan doğasının en trajik zaaflarından biridir bu; bir kez o mutlak güzelliğe, o sarsıcı mucizeye tanık oldunuz mu, artık kendi gerçeğinizin çamuru size katlanılamaz gelir. Etrafınızdaki herkes hayatın sıradan dertleriyle meşgulken, siz okyanusların ötesindeki bir şarkının yankısıyla sağırlaşırsınız. "Çünkü Periler Diyarı'na giden yollar insanı değiştirir ve oradan dönen kişi, kendi evinin ocağında bile artık sadece bir misafirdir." Tolkien, bir peri masalı kılığına soktuğu bu metinde aslında ağır bir varoluşsal yas tutar. Hepimizin içindeki o yitip giden sihrin, kırılganlığın ve en nihayetinde "veda etmenin" yasıdır bu. Hikâyenin boğaza düğüm olan asıl sarsıcı
İnceleme
Büyük Wootton DemircisiJ. R. R. Tolkien · İthaki Yayınları · 20181,011 okunma
Bir Deliliğin Görkemli Ağıtı
10/10
·488 syf.··
Beğendi
·
2023 20. kitabı
·
82 günde okudu
·
Okunma: 10 Ekim 2023 00:00
"Gözlerini kim olduğuna çevirmeli ve kendini tanımaya çalışmalısın; zira bu, hayal edilebilecek en zor derstir." Dünyanın katı, hesapçı ve gri çarkları arasında ezilen insan ruhunun en görkemli isyanıdır Don Kişot. Bu eser, paslı bir zırhın içine saklanmış basit bir komedi değil; aksine, hayal gücünün o kırılgan zarafetinin, kaba ve bayağı gerçeğin duvarlarına çarpıp parçalanışının kanatan trajedisidir. Cervantes, okuru deliliğin o uçarı sınırlarında dolaştırırken aslında çok daha karanlık bir varoluşsal krizi yüzümüze vurur: Sıradanlığın kutsandığı, çıkarların her şeyin üstünde tutulduğu bir çağda, kendi yarattığı o soylu ve ütopik anlama tutunmaya çalışan insanın mutlak yalnızlığı... Sancho Panza’nın toprağa, salt gerçeğe ve gündelik menfaate sıkı sıkıya basan ayakları, toplumun o boğucu "akılcılığını" temsil ederken; şövalyemizin gökyüzünü yırtan cılız mızrağı, içimizde çoktan kendi ellerimizle boğduğumuz o masum çocuğun feryadıdır. Yel değirmenleri yalnızca birer taş ve ahşap yığını değildir; onlar insanın umutlarını ezen, inançlarını öğüten ve bizi o sıradan yığınların itaatkar bir parçası olmaya zorlayan acımasız hayatın ta kendisidir. O devasa pervanelere doğru atılan her çaresiz çığlık, aslında dünyanın çirkinliğine ve yozlaşmışlığına teslim olmayı reddeden onurlu bir ruhun direnişidir. Bizler ona gülüp geçerken, o kendi hakikatinin yükünü tek başına sırtlanan o güzel ve bilge delidir. Spoiler!! O uzun, yıpratıcı ve alay dolu yolculuğun sonunda yanılsamaların perdesi yırtılıp da o çıplak, soğuk "gerçeklik" odaya dolduğunda; insanın boğazında düğümlenen o hüzünlü teslimiyeti özetleyen şu satırlar, edebiyat tarihinin en şefkatli ama en sarsıcı vedalarından biridir: __"Geçen yılın yuvalarında bu yılın kuşlarını aramayın artık. Ben bir zamanlar La Manchalı
İnceleme
Don KişotMiguel de Cervantes · İskele Yayıncılık · 202127,5bin okunma