Nebevi Tıp (Tıbb-ı Nebevî), İslam peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sağlık, hastalıklar, tedavi yöntemleri, koruyucu hekimlik ve sağlıklı yaşam üzerine söylediği hadislerin, uygulamalarının ve tavsiyelerinin bütününü ifade eden bir terimdir. ​Bu gelenek, sadece hastalanınca tedavi olmayı değil, hastalık gelmeden önce sağlığı korumayı (koruyucu hekimlik) merkeze alır. ​İşte Nebevi Tıp literatürünün temel bileşenleri, öne çıkan uygulamaları ve felsefesi: ​1. Temel Felsefesi ​Nebevi tıp anlayışının özü, şifayı verenin Allah olduğu inancına dayanmakla birlikte, tedavi arayışını bir görev (sünnet) olarak kabul etmesidir. Bu konuda en bilinen dayanak şu hadis-i şeriftir: ​"Allah, şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır. Onu bilen bilir, bilmeyen de bilmez." (Buhari) ​Bu yaklaşım, dönemin kaderci veya batıl inançlara dayalı tıp algısını yıkarak, neden-sonuç ilişkisine dayalı rasyonel bir tedavi arayışını teşvik etmiştir. ​2. Nebevi Tıpta Öne Çıkan Tedavi ve Koruyucu Önlemler ​Hadis kaynaklarında ve sonraki dönemlerde yazılan Tıbb-ı Nebevî kitaplarında sıkça adı geçen ve günümüzde de tamamlayıcı tıp kapsamında araştırılan bazı unsurlar şunlardır: ​Gıdalar ve Doğal Maddeler ​Çörek Otu (Habbetü's-Sevda): "Çörek otunda ölümden başka her derde deva vardır" hadisiyle bilinir. Günümüzde bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri modern tıpta da araştırılmaktadır. ​Bal: Kur'an-ı Kerim'de de (Nahl Suresi) şifa olduğu belirtilen bal, Nebevi tıpta hem sindirim sistemi hem de yaraların tedavisi için önemli bir yere sahiptir. ​Zeytinyağı: Hem tüketilmesi hem de cilde sürülmesi tavsiye edilmiştir. ​Acve Hurması ve Ameliyat/Yara Bakımı: Özellikle toksinlere karşı koruyucu olarak sabahları aç karnına hurma yenmesi tavsiye edilmiştir. ​Uygulamalı Tedavi Yöntemleri ​Hacamat (Kan
Duygu ve Düşünce
GÖVDE, ÇİÇEĞİNE DÜŞMAN OLUR MU HİÇ...
Yamuk Bakan Öyküler'de deniyor ki: "Bilgi artan bir hızla çoğaldığı için anlamlı soruları saptayabilmek giderek daha zor bir hale geldi. Mantık tek başına yeterli değildi. İhtiyaç duyulan şey az bulunur türden bir sezgiydi." Bu satırları okuduğumda aklım hemen Ebubekir Sifil Hoca'nın "entelektüel obezite" yahut Nabi Avcı Bey'in "enformatik cehalet" diye tabir ettikleri şeye gitti. Benzer bir mânâyı eskiler daha farklı bir vurguyla şöyle isimlendiriyorlardı: "Cehl-i mürekkep." Mürşidim de yine yakın bir makamda şunları söylüyordu: "Çünkü, öyleler hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar." Bediüzzaman Said Nursî Telvihat-ı Tis’a'da da şöyle diyor: "Tarikatte hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkik âlim zat da olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkülleşmiştir." Halbuki biz Bediüzzaman'ı daha çok şu cümlesiyle tanıyoruz: "Zaman tarikat zamanı değildir!" Peki, kurcalayalım, bu iki ifade arasında bir çelişki yok mudur? Yâni mürşidimin orada "öyle" burada "böyle" demesi fikriyâtı hakkında bir "tutarsızlık" verisi sayılabilir mi? Ben sırf bu ifadelere bakarak böyle bir iddiaya girişmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Zira Bediüzzaman "tarikat" dediği her yerde "tarikate dâir her şeyi" murad etmiyor. Ya? İstimal ettiği her metinde, makama dâir ince okumalarla fark edeceğiniz, nüanslar var. Ki meselâ şu bahsin "Risale-i Nur'da tarikat kelimesi kaç bağlamda kullanılmıştır?" sorusuna bir parça cevap verdiğini zannetmekteyim: **"Tarik-i Nakşînin üç perdesi var: Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-ı Rabbânî de (r.a.) âhir zamanında ona sülûk etmiştir. İkincisi: Ferâiz-i diniyeye ve Sünnet-i Seniyyeye tarikat perdesi altında hizmettir. Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emrâz-ı kalbiyenin
Bediüzzaman Said Nursi
Reklam
Dr. Otto Warburg. Kanser hücrelerinin nasıl beslendiğini keşfettiği için Nobel Ödülü kazandı. Sonra kanser, diyabet ve obeziteyi önleme yöntemi keşfetti, ama bunu açıkladığında tıbbi sistem onu yok etti. İşte bilinmemesi gereken yedi gizli keşfi: 🧵 Warburg, kanserin ana sebebini belirlediği için 1931 yılında Tıp Nobel Ödülü'nü kazandı. Kanser hücrelerinin oksijene dayalı enerji üretimi (solunum) yerine, oksijen varken bile şekeri fermente etmeye dönüştüğünü kanıtladı. Bugün bu «Warburg Etkisi» olarak biliniyor. Keşfinin neden devrimci olduğunu açıklayayım: • Normal hücreler mitokondri içinde oksijen kullanarak enerji üretir. • Kanser hücreleri ise mitokondriden kaçar ve glikoz fermantasyonuna bel bağlar. • Böylece şekere bağımlı hale gelir. Şimdi, susturulmuş yedinci keşfine geçelim 1) Oksijen sağlığın temeli. Warburg, kanser, diyabet ve obezite gibi çoğu kronik hastalığın hücre solunumunda yetersizlikten başladığını vurguladı. Sorun temelde metabolik bir sorun. 2) Kanser şekerle beslenir. Warburg'un deneyleri, kanser hücrelerinin glikozdan mahrum bırakıldığında hayatta kalmakta zorlandığını gösterdi. Bu fikir, kanser tedavisinde yardımcı yöntem olarak düşük karbonhidratlı ve ketojenik diyetler üzerine on yıllar süren –çoğunlukla ihmal edilmiş– araştırmalara ilham verdi. 3) Çevresel zehirler hücreleri boğar. Warburg, duman, ağır metaller ve plastikler gibi endüstriyel kirleticilerin hücresel solunuma zarar verdiğini konusunda uyardı. Bu toksik yükün, oksijen metabolizmasını engelleyerek kanser için sessiz bir zemin hazırladığını gördü. 4) Kanser kendine özgü asidik ortamını yaratır. Warburg, kanser hücrelerinin şeker fermantasyonu sırasında laktik asit salgıladığını keşfetti. Bu asit, pH seviyesini düşürerek oksijeni daha da engeller ve düşük oksijenli, yüksek asidik
Alıntı
Dünyanın bir yarısı açlıkla mücadele ederken, diğer yarısının obezite ile mücadele etmesi insanlığın en özet ifadesidir
Felsefe-Düşünce
Dünyanın bir yarısı açlıkla mücadele ederken, diğer yarısının obezite ile mücadele etmesi insanlığın en özet ifadesidir
Din İslam
Dünyanın bir yarısı açlıkla mücadele ederken, diğer yarısının obezite ile mücadele etmesi insanlığın en özet ifadesidir
Psikoloji
Reklam
Reklam