bolca Lacan, bolca Hitchcock
9/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 19:07
Her şeyden önce şu alıntıyla başlamak istiyorum: “Ne diyordu Lacan? Seni seviyorum, ama sende senden fazla bir şey, objet petit a var, bu yüzden de seni sakatlıyorum.” Müthiş bir ifade ve aşkın en yaygın hâli ve en gerçekçi tanımlarından biri olsa gerek. Genellikle bir şeyi arzuladığımızda, ona ulaşırsak arzumuzun yavaş yavaş tükeneceğini düşünürüz. Ancak Lacan’a göre objet petit a, ulaşıldığında tatmin sağlamaz; aksine, arzuyu sürekli canlı tutan, onu tetikleyen o "eksik" parçadır. Arzuladığınız şeyin kendisi değil, sizi onu arzulamaya iten o tarif edilemez boşluktur. Yani işin özeti, aşık olduğumuz öteki, aslında kendi hayal dünyamızın, kendi isteklerimizin ve ihtiyaçlarımızın karşılanmasını beklediğimiz bir tür nesne konumuna iner. Öteki, aslında zihnimizin yarattığı güçlü bir figürdür. Böylelikle arzu, içimizde sürekli bir alev gibi yanar durur. Şimdi işin sakatlama kısmına geliyoruz. Sakatlamaktan kasıt ne? İşte bu objet petit a durumunda karşımızdaki kişinin kendi benliğini, duygularını ve düşünce dünyasını hiçe saydığımız için onu “sakatlamış” oluyoruz. Onun gerçekliğini kırıyoruz ve ona sahip olmadığı değerler yüklemesi yapıyoruz. Böylelikle zamanla, içimizde yanan arzular, gerçeklikle çarpışınca ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Arzular yavaş yavaş sönüyor, gerçek, duygularımızı katletmeye başlıyor. Sonrasında gelsin tartışmalar, suçlamalar ve kavgalar. Zizek kitap boyunca Lacan, Hitchcock sineması, Kafka ve birçok yazar, yönetmen referans alarak gerçeklik, aşk, pornografi, ideoloji, sinema ve siyaset gibi konularda görüş sunuyor. İşin özeti, Zizek sanki bize gerçeklik, ona doğrudan baktığımızda kendini ele vermez; bazen hakikati görebilmek için bakışımızı kaydırmamız, yani ona "yamuk" bakmamız gerekir, diyor. Buna örnek olarak Hans Holbein’in Elçiler
Yamuk BakmakSlavoj Zizek · Metis Yayınları · 2022472 okunma
Kör Baykuş: Psikanalitik ve Varoluşçu Bir Okuma
10/10
·104 syf.·
2025 5. kitabı
Sâdık Hidâyet’in Kör Baykuş’u, modern edebiyatın karanlık bir zirvesi olarak, yalnızca İran edebiyatı için değil dünya edebiyatı için de merkezi bir yere yerleşir. Roman, ilk bakışta bir bireyin zihinsel çözülüşü olarak okunabilir; ancak derinlemesine bakıldığında, hem psikanalitik hem de varoluşçu düzlemde insanın temel açmazlarını sahneye koyar. Psikanalitik açıdan bakıldığında, romanın anlatıcısı Freud’un “bastırılmış olanın geri dönüşü” kavramını ete kemiğe büründürür. Anlatıcının karşısına çıkan kadın figürü, bir yandan arzu nesnesi (Freud’un “objektal aşkı”), diğer yandan ölümle ve yok oluşla özdeşleşmiş “ölüm dürtüsü”nün (Thanatos) yansımasıdır. Kadın, bilinçdışının hem cazibe hem de tehdit üreten yüzü olarak belirir. Onu öldürme arzusu, aslında kendi içsel çatışmasının, yani Eros ile Thanatos arasındaki gerilimin dışavurumudur. Kadının gerçek olup olmaması önemsizdir; zira Lacan’ın ifadesiyle o, “arzu nesnesi olarak eksik olan şey”dir (objet petit a). Bu eksiklik, anlatıcının bütün varoluşunu yöneten boşluğun ta kendisidir. Varoluşçu düzlemde ise Kör Baykuş, Sartre’ın “hiçlik” ve Heidegger’in “ölüme-doğru-varlık” kavramlarını hatırlatır. Anlatıcı, sürekli bir yabancılaşma hâlindedir: dünyaya, başkalarına ve en çok da kendisine yabancı. Zaman algısı parçalanmış, mekân duygusu çökmüştür; bu, varoluşun sürekliliğini sağlayan “anlam dokusu”nun dağılmasıdır. Heideggerci bir dille söylersek, anlatıcı “das Man”ın gündelikliğinden çoktan kopmuş, ama “özgün varoluş”a da ulaşamamıştır; arada, boşlukta asılı kalmıştır. Romanın sonunda anlatıcının “kamburu çıkmış yaşlı adama” dönüşmesi, bu iki düzlemin birleştiği noktadır. Psikanalitik açıdan bu dönüşüm, bastırılmış suçluluk ve ölüm dürtüsünün bedenleşmesidir: anlatıcı artık kendi bilinçdışının kurbanı olmuş, hayaletine
Psikoloji
Kör BaykuşSadık Hidayet · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202436,7bin okunma
Reklam
Lacan the Prince Of Psychoanalysis
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2025 34. kitabı
Sayın Entelektüel Okur, Sakın Korkma! Karşında işte! Lacan! Eksiklerin tamlamayıcısı. Lacan, her psikoloji öğrencisinin kabusu, psikanalizin logaritmasını, kuantum fiziğini yazmış gönül dostu. Ve Lacan: Herkesin bir gün onu anlayamayıp kendi zekâsından şüpheye düşeceği; mutsuzluk nedenini “Acaba bu soruyu özne olarak mı yoksa nesne olarak mı sordum?” diye düşünerek arayacağı yüce bilge. Sean Homer, bu yüzyılın Lacan üzerine yazılmış en yalın kitabını kaleme almış. Nokta. Lacan’ı anlamak isteyen, anlayıp unutan ya da ondan kaçmak isteyen herkesin sonunda yine Lacan’a döneceği aşikâr. Özne mi olacaksınız, nesne mi? Yoksa objet petit a mı? Bilemeyiz. Ama döneceksiniz. Bu kitap, Lacan’ın temel kavramlarını en sade ve anlaşılır biçimde sunuyor. Anlamak ise size kalmış. Lacan üzerine okuduğum beşinci kitap oldu. Bir tek bunu tavsiye ediyorum. Anlamadıklarınız için yorum yapabilirsiniz buraya.
Jacques LacanSean Homer · Phoenix Yayınevi · 201338 okunma
objet petit a
Puan vermedi·128 syf.··
2022 16. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Temmuz 2022 14:54
"Arzunun iki yanlı, iki yönlü, Janus suratlı özelliği de bu işte: Bir yandan hazza ve doyuma yönelirmiş gibi yaparken, gizli gizli memnu olana göz ucuyla bakmaya çalışmaktır arzu. Dünyevi ve insani olanın ötesinde ne var? Otuz dokuz anahtarımın olması hiçbir şey ifade etmez. Bana yasaklanmış olan kırkıncı kapının ardında yatar arzu." Kitabın isminde küçük bir subminal yatıyor, Tabi bu subminal okumadan önce böyle çünkü okuduktan sonra, İçerisinde ki bütün psikanalitik örneklendirmeler ve değerlendirmelerin lacan'ın oject petit a'sı üzerinden harmanlandığını görebiliyorsunuz, Yer yer isim olarak lacan kaynak verilmiş ama kitapta kullanılan psikanalitik dil neredeyse tamamı ile lacanyen bir dil. En çok hoşuma giden kısım şövalyeliğin insanlar üzerinde ki gizeminin psikanalitik bir dil ile incelenmesi olmuş ki, Bence buna diğer psikanaliz ekollerinden ziyade lacanyen analiz yapılması ayrı bir hoş olmuş, Tabi psikanaliz'in bu yanlışlanabilirlik ilkesiyle çarpışan retorik dili bazen sinirlerimi bozmuyor değil. Bu hangi ekolün görüşü olursa olsun işin ucu indirgemeci bir determinist bakış açısı ile cinselliğe indirgendimi, Artık yalanlamanın çok zor olduğu bir evreye girmiş oluyor. Her neyse, Bülent hoca özellikle psikanaliz'e daha önce çok hakim olmayan insanların anlayabilmesi için bence anlaşılabilir bir dil kullanıp lacan'ın psikanalizin'den çok sağlam esintiler sunmuş ki bunların arasında filmlerden , mitlerden verilen örnekler çok hoş olmuş. Ayriyeten eserin bazı sayfalarına örneklendirmelerin yapıldığı filmlerden resimler eklenmiş ki bu çok hoşuma gitti. Lacan psikanalizine hakim birisi kitabı çok kolay bir şekilde okuyup anlayabilir ve basit bulabilir, Onun dışında merak edip okumaya yeltenenlerin çok beğeneceğini düşünüyorum, İyi okumalar şimdiden.
Psikoloji
Bir Şeyler EksikBülent Somay · Metis Yayıncılık · 2007770 okunma
9/10
·233 syf.··
2021 43. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2021 22:07
Zizek'e göre hiçbir şey tek bir açıdan değerlendirilemez. Onun durumlara bakışı bazen anamorfik, bazen simgeseldir. Ona göre, kitaptaki bir söylemi bağlamında, bakışlar kayar, geçer, aktarılır, elden kaçırılır. İşte onun ortaya atacağı yamuk bakış tam da burada devreye girer. Lacancı psikanalize başlangıcını bile bu bakış sayesinde sondan yapar, Hitchcock filmlerine sosyolojik, psikanalitik, felsefi, yaklaşımını bu bakışla ortaya koyar. Kitap boyunca her açıdan üstün nitelikte gösterdiği bu bakışını aşama aşama bize kullandırtır, bu sayede cümleleri tekrar tekrar okutur ve sonunda Yamuk Bakmaya bir incelemeyi bile yamuk bakışlarla getirmemizi sağlamış olur. Kitabı okurken her bölümde herhangi bir Zizek röportajı izliyormuş gibi hissetmek güç değil. Zira Zizek, klasik konuşma havasıyla sıralıyor kelimeleri. Bir şeyler anlatma amacı yok, düşünme ve düşündürme amacı var. Bize izlediğimiz sıradan bir filmin nereden baktığımıza bağlı olarak bizi nerelere götürebileceğini, bir kitapta karşımıza çıkan bir terimin aslında birçok farklı noktaya işaret edebileceğini göstermeye çalışıyor öncelikle. Bu bağlamda bizi birbirinden uzak yamuk bakışların ilginç bir kompozisyon oluşturduğu zihnine davet ediyor. Kitap veya içinde bulunduğumuz zihin boyunca karşımıza devamlı çıkan kavramlar mevcut. Yabancılaşma, Öteki, bilinçdışılık… Birbiri ardından gelen ve her birinin farklı alanlarda karşılıkları olan bu kelimeler, Zizek'in yamuk zihninde bizi karşılayan ilk şeyler. Kavramlarla tanışmamız bizi sinemadan psikanalize, felsefeden fiziğe atlatan ilk basamaklar oluyor. Burada Zizek'in bu atlayışları bilinçli bir şekilde yaptığı açık. Zira bir kavramın birden fazla alanda karşılıklarını görmek bize yeni bakışlar, yeni perspektifler kazandırıyor. Daha sonra basamakları çıktıkça
Yamuk BakmakSlavoj Zizek · Metis Yayınları · 2022472 okunma
10/10
·152 syf.·
2020 54. kitabı
Freud ilk kaygı teorisinde kaygıyı daha ziyade bastırılmış libodoyla ilişkilendirir (1895'te yayımlanmış, "Kaygı Nevrozu" Olarak Tanımlanan Belli Bir Sendromun Nevrasteniden Ayrı Değerlendirilmesinin Gerekçeleri Üzerine, adlı makalesi, [Psikopatoloji Üzerine]), ancak "Ketlemeler, Semptomlar ve Kaygı" adlı 1926 tarihli çalışmasında görüşlerini değiştirir(yukarıdaki eserde bu makale de bulunmakta). Burada kaygı bir tehdit beklentisiyle nitelenir ve bastırmanın sonucu olarak değil, nedeni olarak karşımıza çıkar. Freud şunu sorar: Neden kaygıya verilen tepkilerin tamamı nevrotik değildir. Yani "Gerçekçi Kaygı" ile "Nevrotik Kaygı" arasındaki fark nedir? Gerçekçi kaygı bilinen bir tehlikeye karşı gösterilir, nevrotik kaygı ise bilinmeyen bir tehlikeye karşı, fakat bu nevrotik kaygı için basitçe nesnesiz korkudur diyemeyiz. Nevrotik kaygı daha ziyade nesnesizlikle değil bir nesnenin kaybolmasıyla bağlantılıdır ki bu da Freud'a göre kastrasyon ve ölüm korkusuyla iç içedir. Fakat nesneyi kaybetme ihtimalinin özne için doğurduğu tehlike, nesnenin zaten, özne için çoktan kaybeldiği gerçeğine karşı bir maskedir yani "kaygı durumunda, öznenin nesnenin kaybolmasının kendisi için doğurduğu tehlikenin ta kendisinden dehşete kapıldığı sonucuna varabiliriz" (s. 29). Lacan ise Freud'un bu kaygı teorisini ele aldığında, kaygının Öteki'yle olan özel ilişkisine dikkat çeker. Özne, Öteki'nin bütün olmayışıyla, onun tutarsızlığı ve çelişkisi karşısında, Öteki'nin arzusu problemine takılır: Öteki'nin benden arzu ettiği şey nedir? Öteki'ndeki bu çatlağa ancak kendi çatlağıyla karşılık verebilir özne, ve bu konumda da kaygı duyar. Yani bir eksiklik ile karşılaştığı için değil eksikliğin olmadığı yerde bir nesnenin bulunması sebebiyle. Özne, kaygı yaşamamak
Kaygı ÜzerineRenata Salecl · Metis Yayınları · 2021438 okunma
Reklam