1 Söylesem âh-ı dilim cümle cihân oda yanar
Yalınuz sanma cihân kevn ü mekân oda yanar
2 Şöyle 'aşk âteşi var sînede ey zâhid-i huşk
Bir 'alev žâhir ola iki cihân oda yanar
3 Bilmezem âteş-i 'aşkı nice takrîr ideyin
Dutuşur başdan ayağa dil ü cân oda yanar
4 Şöyle yakdı beni 'aşk odı ser-â-ser cânâ
Yanıma gelse benüm pîr ü cüvân oda yanar
5 Teb-i fürkatde nedür hâli disen Sebzî’nün
Dutuşur külli teni sanki hemân oda yanar
Odi, nec possum, cupiens nan esse, quod odi, 281
281 Ovidius'un Amores adlı eserinden bir alıntı: "Nefret ediyorum, ama
ne kadar istesem de, nefret ettiğim şey olmaktan kurtulamıyorum:'
Gün gibi ṭoġdı ḳarşudan o meh-liḳā seḥer
Rūşen gözüñ dėgil baña ey āşnā seḥer
"O ay yüzlü (sevgili), seher vakti güneş/gün gibi karşıdan doğdu. Ey arkadaş
seher, bana “Gözün aydın” de!"
Arapça ve Farsça yabancı kelimelerin bu kadar fazla olmasının doğal sonucu olarak Türk yazarları, milleti bilgilendirmek
yerine kendileri ve millet arasında aşılması imkânsız bir engel
Kraliçem bu sözlerimi duyunca aşağılar gibi omuz silkinip konuştu “Eğitim çok mu önemli?”
“Sanırım öyle. Latince öğrenmediğime çok pişmanım.”
“Neden?” diye sordu İgraine.
“Çünkü insanoğlunun birçok deneyimleri bu dilde kaleme alınmış Hanımım. Eğitimin faydalarından biri de diğer insanların bildiklerini, korktuklarını, düşlediklerini ve başardıklarını öğrenmemize olanak vermesi. Başınız belaya girdiğinde aynı şekilde başı belaya girmiş birinin olduğunu bilmek yararlıdır. Bazı şeyleri açıklığa kavuşturur.”
“Neleri mesela?”
Omuz silktim. “Bir zamanlar Guinevere’in bana söylediği bir şeyi hatırlıyorum. Latince olduğundan ne demek istediğini anlamamıştım ama bana çevirmişti ve bu Arthur’u tümüyle açıklıyordu. O zamandan beri de unutmadım.”
“Evet? Devam et.”
“Odi et amo” yabancı sözcükleri dikkatle söyledim, “excrucior”
“Anlamı ne bunun?”
“Seviyorum ve nefret ediyorum ve bu acı veriyor.” Bu satırları bir şair yazmış, adını unuttum. Bir gün Arthur’dan söz ederken bana bunları söylemişti. Onu çok iyi tanıyordu anlayacağınız.”