Biomortem
10/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 23:09
Yine efsane kurgulanmış bir eser okudum. Olayların akiciligi içinde dolu dolu bilgilendigim ve artık insan hayatına başka gözle baktığım, organ bağışında kesinlikle bulunmayı istediğim ve biyoloji ile ilgili insan bedeni, ruh, ölüm anı, ölümden sonraki yasam, sayamayacağım insana dair nice ayrinti.. Hayatımızın, her anımizin ve her bir hucremizin ne kadar değerli olduğunun farkındalığı.. Off resmen bilgi denizinde yüzdüm yaa.. Sevgili Falin, o kadar bizden birisin ki :( Glia nın durumu bence devam kitabını hakkediyor Sayın yazarımız umarim bu yorumumu okursunuz saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Dolu dolu bir kitap okudum. Serkan Karaismailoğlu
BiomortemSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 20252,782 okunma
Yok diyeceksin de dilin varmıyor
8/10
·112 syf.··
2026 6. kitabı
Geçenlerde okuduğum “Osmanlı materyalistlerine, Osmanlı ateistlerine cevap” niteliğinde bir romanımız vardı. Amak-ı Hayal. O romanda Filibeli Ahmet Hilmi, batının materyalist fikirlerini Osmanlı’da yaymaya çalışan isimlere karşı, İslamiyeti, özellikle vahded-i vücud anlayışını savunuyordu. İşte o materyalist, ateist denilen isimlerden biri de bugün inceleyeceğimiz Baha TEVFİK’ti. Materyalist sıfatını bu videoda sıkça kullanacağım, o yüzden bilmeyenler için açıklayayım. Kainatta olan her şeyin, maddeler veya maddelerin etkileşimlerinin sonucu olduğunu savunan. Doğa üstü, fizik ötesi hiçbir şeye inanmayan bir görüş. Yaklaşık 1 aydır Baha Tevfik’le ilgili araştırmalar yapıyorum. Kendisinin 3 kitabını okudum. Bu kitaplar 1911 - 1912 yılları arasında yazılmış kitaplar. Niçe hayatı ve felsefesi, Bir tabiat âliminin dini ve Feminizm kitabı… Biri araştırma, diğer ikisi çeviri kitaplar olsa da Baha Tevfik bu kitapların sonuna kendi fikirlerini eklediği bölümler koymuş. Bu sayede onun ne düşündüğünü de görebiliyoruz. Zaten, kitapları inceleyeceğiz ama önce Baha Tevfik’in hayatına bir bakalım, zaten kısa sürer 29 yaşında çok genç yaşta vefat etmiş biri… Hatta şöyle yapalım. Baha Tevfik’ten önce, Osmanlı’ya materyalizmi, pozitivizmi getiren adamı konuşalım. Beşir Fuad’ı konuşalım, çünkü bu adam, aynı fikri savunan savunmayan herkesi derinden etkilemiş biri. Beşir Fuad 1852 doğumlu. Adana ve Maraş mutasarrıflığı yapmış Hurşid Paşa’nın oğlu. Batı yönlü, iyi eğitim almış kendini geliştirmiş biri. İngilizce, Almanca ve Fransızca bildiği için batıdaki felsefi ve bilimsel gelişmeleri günü gününe takip edebiliyor. Edebi bir eseri yok ama biyografilerdir, denemelerdir, sık sık gazetelerde yazan, çekinmeden görüşlerini savunan biri. Aydın çevrelerinde de sevilen biri. Ahmet Mithat
Vahdet-i Mevcûd: Bir Tabî'at 'Âliminin Dîni | Monizm: Bir Tabiat Âliminin DiniErnst Haeckel · Çizgi Kitabevi Yayınları · 20144 okunma
Reklam
Gy3... Veda etmek istemiyorum...
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Aralık 2025 00:00
Bu kitap... Bu seri... Kitabı bitireli oldu ama ne yazacağıma dair hala bir fikrim yok aslında. Gümüş Yürek 3 elime aldığım andan gözlerimi dolduran ve bitirmeye hazır olmadığımı bildiğim bir kitaptı ve şuan bitireli çok olmasına rağmen hala kitabı kendi aklımda bitirip bir kenara bırakıp terketmeye hazır hissetmiyorum hissetmek istemiyorum açıkçası.Benim için safe place diyebileceğim bir seri oldu öncelikle bunun için Damla ablaya ne kadar teşekkür etsem az aslında. Kitaba gelirsek... Öncelikle seri ne kadar fantastik olsa dahi karakterlerin hepsinin bir o kadar gerçekçi olmasını o kadar seviyorum kiiii hepsinde bir parçam var sankiii. Bast'in karakter gelişimi o kadar harikaydı ki cidden neyden neye dönüştü yaa diyip gururlandım aslında ahsjdjd. Ayrıca Maça ve Bast hakkında gerçekleri öğrendiğimiz sahne... Off baya kötü olmuştum orda özellikle de Bast'in Eira'nın yanında yüzünü ona gömerek ağlaması... Aşırı kalp kırıcıydı ve Martes'e döndükten sonra bile Bast'in tek başına kalması kalbimi kırmadı desem yalan olur o sahnelerde sadece ona sarılmak istedim aslında... VE VE VE Marlo'nun Maça'nın kamarasının önünde buz gibi havada günlerce yatması. MARLO'NUN MAÇA'NIN KAMARASININ ÖNÜNDE BUZ GİBİ HAVADA GÜNLERCE YATMASI! Of of of o kadar güzel kii! Ölüp bitiyorum o ikiliye zateenn!! Ve o sahne... NOS! NOS! NOS! İkinci kitaptan sonra umudumu tamamen kesmiştim ve son ana kadar geleceğine hiç inanamıyordum aslında... Öyle bir sahneydi ki! Hüngür hüngür ağlamak istedim tamam belki ağladım ama... Kelimeler bulamıyorum anlatacak yani Nos ve Eira... Tamamen aşklarına aşığım dediğim ikililerden. O kadar saf o kadar masum o kadar güzel seviyorlarki... O tablo sahnesi... İki tabloyu da çizmesi... Yani bir sahne hem ağlatıp hem gülümsetip hem kalp kırıp hem bambaşka hisler verebilir
Gümüş Yürek 3D. N. Archeron · Guardian Yayınları · 2025294 okunma
Bu aşk değil sınır ihlali
2/10
·126 syf.··
2026 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2026 00:01
Valla Werther acıların çok da ahlaki değil canım ya. Nişanlı , evli bir kadına insan bilerek niye tutulur ki? Evet aşka dair güzel sözler var ama insan bir noktada “Dur bu kadın nişanlı” deyip kendini frenler. Off böyle şeyleri okuyup da normalmiş gibi geçmeyelim yaa . Cidden en düşük puanı veriyorum
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150bin okunma
9/10
·488 syf.··
Beğendi
·
2025 48. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 09 Ağustos 2025 00:00
Çiçek SenfonisiÖzdemir Asaf ’ın okuduğum son kitabı . Asaf öyle biri ki; kelimeyi koyuyor, bir bakıyorsun kalbinin ucuna dokunmuş. Bazı şiirler tokat gibi çarpıyor yüzüne, böyle durup ‘Eveeeet işte tam bu, bu yüzden seviyorum seni !’ diyorsun. Bazılarıysa sakin sakin akıyor ama o akış bile kaliteli, o bile özel. Sanki çiçeklerden değil de çiçeğin içindeki sessizlikten bahsediyor. Çok tatlı bir dinginlik var kitabın genelinde… okurken bir an ‘yaaa offff bunu nasıl böyle sade yazarsın’ diye tepki veriyorsun, sonra bir mısra geliyor kalbine oturuyor. Çiçek Senfonisi tam bir “okurken içinden tepki verdiren” kitap; bir bakıyorum ‘yaa evet evet tam da böyle hissediyorum’, bir bakıyorum ‘off beeee, adam yine yaptı yapacağını’ modundayım. Her şiir başyapıt değil; ama Özdemir Asaf ’ın dokunduğu her satır zaten değerli. Hızlı okuyup geçmelik değil; sindire sindire, hissederek, kelimelerin ağırlığını duyarak okunacak türden. Hani böyle bir olgunluk olur da insanı yorarak değil, sakinleştirerek etkiler… tam o tarz. Edebi yönüne kendi düşüncelerim çerçevesinde değinecek olursam , Özdemir Asaf dili, Türk şiirinde neredeyse matematiksel bir sadeliğe sahip. Eserlerinin tamamı, Türk şiirinde neredeyse kimsenin kuramadığı bir dengeyi kuruyor fikrimce ; kısa ama derin, sade ama yoğun, yalın ama çok katmanlı. Onu diğer şairlerden ayıran en belirgin özellik, kelimeyi azaltarak anlamı çoğaltması. Asaf’ın şiirlerinde her dize, söylemediğini söyleyen bir nefes , boşluklar bile anlamın parçası hâline geliyor. Bu nedenle onun politikası, yalnızca yazdığında değil, sustuğu yerlerde de okunur. Ayrıca eserlerinin bütününde bir minimalist lirizm hâkim. Henüz tanışmayanların geciktirmeden sesine kulak vermesi, tanıyanların ise bu yolculuğu sürdürmesi gereken bir şair. ( Birkaç şiir zirve, birkaçında ritim düşüyor ama
Duygu ve Düşünce
Çiçek SenfonisiÖzdemir Asaf · Yapı Kredi Yayınları · 20229,4bin okunma
Beni Bul Serisi 2- Beni Hatırla Kitap İncelemesi
3/10
·360 syf.··
2025 4. kitabı
Beklentimin çok çok altında bir devam kitabıydı. Hiç beğenmedim. Gereksiz ve saçma bulduğum o kadar çok şey oldu ki.. Hepsini az sonra spoiler bölümünde detaylıca anlatacağım. Kesinlikle ilk kitaba hiç yakışmayan bir devam kitabıydı. Bu kitaptansa serinin 1. kitapla bitmesini tercih ederdim. Bir sürü gereksiz yeni karakter, gereksiz/saçma yeni olaylar. Kitap polisiye gerilim olarak geçiyor ama o gerilim hissini de hissettiremiyor. Bir polisiye gerilimin en vurucu sahnesi kitap finalinde ana karakterin katille yüzleşmesi ve olayların ortaya çıkmasıdır ama kitap bu konuda maalesef çok çok kötüydü. Az sonra hepsini detaylıca anlatacağım. Yazar ilk kitapta kurduğu güzelim dünyayı bu kitapta gerçekten mahvetmiş. Gerçekten çok kötüydü yaa. Serinin bir kitabı daha var. Son kitap. Orada bir toparlanma olur mu bilmiyorum ama her şeyi bu kadar mahvettikten sonra toparlasanız ne olur ondan da emin değilim açıkçası. Gerçekten çok yazık olduğunu düşündüğüm bir evren oldu. Yazar resmen 2. kitapla kendi kurmuş olduğu güzelim evreni fena halde harcamış. Çok yazık etmiş. BURADAN İTİBAREN SPOİLER Olaylardan detaylıca bahsetmeden önce kitap kapağından bahsedeyim. Kitabı zerre beğenmedim ama serinin genel olarak kapakları bence aşırı güzel. İlk kitabın kapağını da çok beğenmiştim ve bence 2. kitabın içeriği her ne kadar rezalet olsa da kapağı çok güzel. Sadece şunu öğreniyoruz ki ana karakterimiz Wicket kızıla boyatmış olduğu saçlarını artık boyamaktan vazgeçmiş ve doğal rengi olan sarıya dönmüş. Oysa kitap kapağında yeniden kızıl saçlı hâli var. Kitabın içeriğindeki saçmalıklara bakınca bu hiç takılacak bir şey değil ama yine de belirtmek istedim :D Gelelim kitaba. Kitap ilk başta gayet güzel başladı. Suçlular cezalarını çekiyordu ve Wick'in hayatında her şey normal sayılırdı. Sadece
Edebiyat
Beni HatırlaRomily Bernard · Pegasus Yayınları · 201735 okunma
Reklam
Reklam